Yok aslında birbirinizden farkınız…

0
197

Geçen hafta dünya; nefesini tutarak bir “çılgınlık” yaparlar mı diye onları izledi…

Birinin adı; Recep Tayyip Erdoğan…

Ötekinin adı; Vladamir Vladimiroviç Putin…

Biri; Ankara’da, orman arazisi içine kendi elleri ile yaptırdığı, 1150 odası bulunan “Ak Saray”da oturuyor…

Öteki; Moskova’nın ortasında, 15. Yüzyıldan kalma, ata yadigârı Kremlin Sarayı’nda…

Biri; ilahiyatçı bir lise öğrenimine, bazılarınca “Arap görüş” diye nitelendirilen “milli görüş” kökenine sahip… 
Öteki, gizlice vaftiz yapılmış “militan ateist” bir eski komünist geçmişe…

Biri; eski bir futbolcudur, öteki eski bir judocu…

Her ikisi de, halen siyasette “dinden” nemalanıyor… Biri; dindarlıktan “dinci”liğe doğru yol almak; halifelik, peygamberlik rüyaları görmek, gizli ajanda sahibi olmakla suçlanıyor…

Öteki; 1996’larda ateizmi terk ettikten sonra, Ortodoks Hristiyan Kilisesi’ne sığınmak, “teokratik devlet” rüyaları görmeye başlamakla…

Her ikisi de “okullarda mecburi din dersleri konması” konusunda aynı vizyonu paylaşıyorlar…

Biri; son yıllarda kendisini dünyadaki tüm Hristiyanların, öteki ise tüm Müslümanların “koruyucusu” olarak görmeye başladı…

Biri; Suriye’de Assad’ı oradaki Hristiyan azınlığın korunması adına ayakta tuttuğunu söylüyor… Kilisenin ona bu görevi verdiğini iddia ediyor…   

Öteki; İslamcı, ümmetçi, mezhepçi dış politikası yüzünden IŞİD’i el altından desteklemekle suçlanıyor…
Birinin yönettiği ülke,  yani Rusya; dünyanın saygın düşünce kuruluşu “Freedom House”un verilerine göre, “Özgür olmayan” ülkeler arasında… 1’den 7’ye kadar olan iyiden kötüye sıralamasında notu; 6…

Ötekinin yönettiği ülke, yani Türkiye ise; aynı indekse göre 3.5… Yani “Kısmen özgür”…

Biri eski Sovyetler’i özlüyor… Sovyetler’in dağılmasını “20. Yüzyılın en büyük trajedisi” olarak niteliyor…

Öteki ise eski Osmanlı’yı özlüyor… Hatta sarayının mimarisini ona göre şekillendiriyor…

Biri “Çarlık” peşinde koşmakla suçlanıyor…

Öteki ise Padişahlık…

Her ikisinin de buluştuğu yer “teokratik totalitarizm”

Birinin; sözünden çıkmayan Davutoğlu’su var…

Ötekinin ise Medvedev’i…

Her ikisi de, hem başbakanlığı, hem de cumhurbaşkanlığını seviyor…

Biri, (Erdoğan) geçen yıl yüzde 51.79’la ilk kez Cumhurbaşkanı oldu…

Öteki ise (Putin) 2012’de yüzde 63.6 ile Kremlin’e üçüncü kez seçildi.

Her ikisi de durmadan -itirazlar olsa da- seçim kazanıyor ve her ikisi de günden güne “millet” diye diye daha bir otoriterleşiyor…

Her ikisi de “Büyük devlet” rüyaları görüyor…

Millet desteği, büyük devlet iddiası, diktatörlük, otoriterlik yüzünden; dünya artık “Putin’in Rusya’sı” ve “Erdoğan’ın Türkiye’si” demeye başladı…

Her ikisi de, kendi toprakları dışında başka devletlerin toprağında “gözü var” diye suçlanıyor, “işgalci”lik damgasını taşıyor…

Biri; Gürcistan, Ukrayna, Kırım’da yaptıklarıyla anılıyor… Öteki ise Kıbrıs’ta…

Şu sıralarda ise her ikisi birden, Suriye’ye bomba yağdırıyor…

Biri; IŞİD’i bombaladığını söylüyor, ama Türkmenlere bomba yağdırıyor…

Öteki de IŞİD’i bombaladığını söylüyor ama, Kürtlere bomba yağdırıyor…

Tabii bu iki lider; “basın özgürlüğü” konusunda da ortak bir “sicil”e sahiptir…

Her ikisinin de yönettikleri ülkelerin “Basın” karnesinde kocaman harflerle “Not Free” diye yazılıdır…

Putin’in Rusyası, 180 ülke arasında “basın özgürlüğü” sıralamasında 152. sıradadır…

Erdoğan’ın Türkiyesi ise 149. sırada…

Her iki ülkede de “basın özgürlüğü” her geçen gün daha da sınırlandırılıyor…

Erdoğan, “havuz medyası” ile basını denetim altında tutuyor…

Putin ise, doğrudan ya da dolaylı olarak medyanın yüzde altmışını kontrol ediyor…

Her iki ülke de; gazeteci tutuklamak, hapse atmak ve öldürmekte birbiri ile yarışıyor ve bu konuda dünyanın “en kötü” iki ülkesi olarak anılıyor…

Türkiye’de halen 30 gazeteci hapiste bulunuyor…

Rusya’da ise, sadece Putin döneminde 30’tan fazla gazetecinin öldürüldüğü biliniyor.

Biri hapse attırıyor, öteki daha da kötüsünü yapıyor… Putin’in 56. yaşını kutladığı gün öldürülen muhalif gazeteci Anna Politkovskaya cinayeti halen belleklerde yerini koruyor…

Putin bu cinayetten sonra “Eli kanlı” suçlaması ile karşı karşıya kalmıştı…

Erdoğan ise, gazetecilere yönelik olarak Putin’in şöhretini kıskandıracak başka yöntemler icat ediyor…

Muhalif gazeteciler aleyhine bizzat kendisi dava açıyor, şikâyetçi taraf oluyor… Kendisine hakaret ettikleri gerekçesi ile Hasan Cemal, Cengiz Çandar, Ertuğrul Özkök ve daha nice gazetecileri mahkemeye veriyor.

Son olarak Cumhuriyet gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Can Dürdar’ı hapse attırması Erdoğan’ın otoriter yönetiminde Türkiye’nin nereye doğru evrildiğini gösteriyor.

Sonuçta, “yok aslında birbirimizden farkımız” dedirtecek bu iki otoriter lider az kalsın üçüncü dünya savaşının fitilini ateşleyecekti…

Bu kadar “benzeşen” ve her geçen gün daha bir “otoriterleşen” bu tür liderlerin gücü arttıkça endişe etmemek elde değil…

Hem içeride, hem dışarıda…