Yenilikler ve Yalan Tepkiler

0
241

Okullarda, seçmeli din kültürü ve ahlak dersi olması ve Yunanca’nın ikinci dil olarak seçmeli ders haline gelmesi bazı kesimleri rahatsız etmiş.  Bununla ilgili bazı partilerin demeçleri var.  Bu cümleyi tersinden okursak, din dersinin mecburi gerekli ve Yunanca’nın öğrenilmesi gereksiz görünüyor, istenmiyor ve ‘vatana ihanet’ gibi düşünülüyor.  Bunu düşünenlerin, bunu söyleyenlerin ya aklı çalışmıyor ya da kötü niyetliler.

 

Öncelikle yabancı bir dil öğrenmek medeniyetin gereğidir, çağdaş ve bilimsel eğitimin temelidir.  Kitaplara, gazetelere ve internete hakim olmak için elzemdir.  Yabancılar Amazon ormanlarındaki Yamomami Kabilesinin bile dilini öğrenmeye çalışırken, biz, bu adayı paylaştığımız, aynı gemide olduğumuz Rumların dilini mi öğrenmeyeceğiz?  Güney’de konuşulan, yazılan, televizyonlarda anlatılanları duyalım, anlayalım ve cevap verelim.  Bundan daha iyi bir Kıbrıstürk teşkilatlanması olabilir mi?  Kıbrıstürkü’nün izole edilmesi çok mu mantıklı?  Karşısındakini anlayan ve bir tartışmaya girebilecek Kıbrıslıtürk bir yurttaş neden sizi rahatsız etsin?  Demek ki sizin milliyetçiliğiniz Kıbrıstürkü’nün ileri atılması ile alakalı değil.  O zaman ben sizin bütün o bahsettiğiniz milli değerleri benimsediğinizden şüphe duyarım.  Kıbrıstürklerinin değil Yunanca, kendi şivelerinden bile zorla vazgeçilmesi istenen dönemler yaşandı ve yaşanıyor.  İngilizce eğitim okula ve aileye göre değişiyor.  Eğitimi ilerleteceğimize geri gittiğimiz bu dönemlerde, alınan bu karar fevkalade mühim ve ileriye dönüktür.  Yabancı lisan iyi bir silahtır, bireysel başarı yükseldikçe toplum yükselecektir.  Bunun yanı sıra lisan çok da iyi bir anti-silahtır.  Beraber gülmek ve ağlamak için, bir şarkıda beraber duygulanabilmek için, bir şiiri beraber anlamak için iyi bir köprüdür.  Vay Rumlar öğreniyor mu ki Türkçe derseniz çok yazık derim, çünkü hayatta kimin ne yaptığına göre karar almamalı.  Doğru ve makbul olan ne ise onu yapmalı insan.  Bırakın Rumlar düşünsün bu adım karşısında ne yapacaklarını.

 

İkinci mesele de din dersinin seçmeli olması.  Seçmeli değil, mecburi ders olmasında ısrar etmek anlamsızdır.  Her ailenin kendine göre yapısı vardır.  Din dersi kalkmış değildir.  Din dersi halen vardır.  Bu konunun okulda işlenmesini isteyen çocuğuna bu dersi aldırır.  Benim çocuğumun dini ahlak ve genel ahlak tutumuna ne devlet ne okul karar veremez ve vermemeli.  Devlet ve eğitim sistemi birbirinden ayrılmaz bir ikilidir.  Devlet, kendine sadık yurttaşlarını okulda yetiştirir.  Bu konuda tarih dersleri ve tarih kitapları da çok önemlidir.  Ancak din dersleri özellikle küçük çocukların gerek psikolojisini gerek hayatı algılayışlarını fazlasıyla etkileyebilir.  Bundan bir ebeveyn olarak rahatsız olanların hakkı da çocuklarını, bu derslere sokmamaktır.  Eğer insan ahlakından değil de aldığı din dersi ile bazı davranışlarda bulunuyorsa, bu, o kişinin korkuyla yaptığı bir davranıştır.  Ahlak, insanın ailesi ve toplumun değerleriyle gelişir, evrensel standartlarla olgunlaşır.  Dinin dogmatik, vazgeçilmez, keskin doğru – yanlışları vardır.  Çocuk veya genç ileriki yaşlarında hayatın gri alanlarına rastladığında içinden gelen ahlak ve mantıkla değil, korku ile edindiği dini değerlere göre davranırsa, hayat zorlaşır ve yanlış kararlar aldırır.  Burada bahsettiğimiz şey namaz kılmak, dua etmek veya sure ezberlemenin çok daha ötesinde bir olay ve olgu.

 

Din dersinin mecburi olmasını istemek, ‘senin çocuğuna hayatının ilk yargılarını ‘ben öğreteceğim’ demektir.  Din, bazı şeyleri olduğu gibi sorgulamadan kabul etmek demektir.  Kabul edebilirsiniz de etmeyebilirsiniz de.  Ancak, benim çocuğuma bazı şeyleri ‘kabul ettirmek’ kimsenin güdümünde olmamalı.  Bu açıdan Eğitim Bakanı’mız Celal Özyiğit’i tebrik ediyorum.  Bu reformlara karşı çıkanların ise samimiyetsiz olduğuna ve milli değerleri sömürerek yaratılmak istenen tornadan çıkmış, muhafazakar, dindar ve hatta kindar neslin yetişmesine hizmet ettiklerine inanıyorum. 

 

Bu iki reform da Osmanlı’nın, Kıbrıs’ı, İngiliz’e verdiğinden beri takriben 200 senedir en ağır baskı ve etnik çatışmalarda Türklüğünü ve Müslümanlığını korumuş Kıbrıstürkünün hiçbir milli değerini kaybetmesine sebep olamaz.  Bu iki reform sadece Kıbrıstürkü’nin ilerici, uzlaşmacı ve barışsever tavrını ortaya koyar.  Bu iki reform da siyasi, sosyal ve özel hayatta Kıbrıstürkü’nün ilerlemesini teşvik eder.  Korkmadan ilerlemek gerek.

 

Esas korku, yabancıdan ve bilmediğinden dolayı ortaya çıkar.  Yoksa milliyetçi geçinenlerin sıkıntısı bu mu?  Korku sinmiş ve korkuya yenik düşmüş bir Kıbrıstürk toplumu daha mı işinize geliyor?  Böyle bir toplum sizin gibi ‘cengaverlere’ muhtaç olsun mu, istersiniz?  İhtiyaç duyulmama korkusu mu sardı, siz sözde milliyetçileri?  Biz gerçek milliyetçiler ve vatanseverler biliyoruz ki hakim olduğumuz diller kadar tezlerimizi dünyaya anlatabiliriz.  Biz biliyoruz ki hakim olduğumuz diller kadar kendimizi kabul ettirebiliriz.  Ve şunu da biliyoruz ki din dersi artık adı ders olmakla birlikte bir beyin yıkama, biat ve önyargı dersi haline gelmektedir.  Bu reformlar İlahiyat Koleji’ne bir cevaptır.  Oradan ‘mezun’ olanların sözleri hala kulaklarınızda mı?

 

“Osmanlıyı, atalarımızı, ecdadınızı ne vakit İngiliz sevdasına değişir olduk? Ne vakit batı kültürüne entegre olduk ve ne vakit bizlere dayatılan sahte bir hayatı idrak eder olduk?  Giydiğimiz markadan girdiğimiz arabaya kadar eşimize dostumuza gösteriş yapıyoruz.  Kendimize rol olarak kabul ettiğimiz ünlüleri tanıdığımız kadar peygamberimizi tanıyor muyuz?  Hz. Muhammed’e layık olacak bir gençlik olabiliyor muyuz? Hayır.  Liselerde alkol kullanımının yüzde 86’yı bulduğu, boşanma oranının yüzde 70’i geçtiği bu topraklarda yavru vatan için kaygılanan Sayın Cumhurbaşkanımız Tayip Erdoğan ve onun yardımları ve onun ekibi ile -Allaha sonsuz hamdolsun ki- bu okul açılmış ve Kuzey Kıbrıs’a bir rahmet gibi doğmuştur.”

 

İngilizlere muhtemelen gizlice hayran olan bu genç, hala anlamamış ki İngiliz’in sistemli, kontrollü, akılcı ve bilimsel her yaklaşımı her millet için bir reçetedir.  Aynı Mustafa Kemal’in reçetesi gibi.  Bu reçeteleri kendinin uygulaması İngiliz hayranlığı değil, sevdiğin milletinin ileri gitmesi içindir.  Bu genç alkol kullanımının ve boşanma oranlarının Kıbrıs için çok vahim olduğunu söyleyecek kadar cahil.  Diyor ki ezilin, perişan olun, hayatı kendinize ve çocuğunuza zehir edin ve boşanmayın.  Bu mu milliyetçilik?  Alkol içmekle mi bozuluyor milli değerler?  Bunlar, zaten insanın bireysel mutluluğuna karşı düşünceler.  Bu sistemde kendini feda edip, taktir görme hissiyatı çok yaygın bir olgu.  Ne yazık ne yazık….Ayrıca Tayyip Erdoğan’a gelene kadar bu toprakların kendi lideri vardır, o da Mustafa Akıncı’dır.  Gene bu işlenmiş beyin, bu okulun rahmet olduğunu söylüyor ama bilmiyor ve öğretilmemiş ki rahmet, Allah’ın bağışıdır ve Allah’ın insanoğluna yegâne bağışı aklıdır.  Kullanabildiğin ölçüde ilerlersin, kullanamadığın ölçüde karanlık sularda gezersin.