Serdar Denktaş’a niye kızıyorsunuz?

0
133

Irak’ta Bağdat-Şii ittifakının atağa geçtiği, Serakeniye’de YPG güçlerinin yoğun İslam Devleti saldırısı altında olduğu, Ankara’da ekonomi sahasında büyük hareketlenmenin yaşandığı, Atina’daki krizin dur durak bilmediği bir dönemde Kıbrıs’ın kuzeyi yeni bir ‘kriz’ ile tanışmış oldu. Krizin odağında futbol meselesi var. Kıbrıs Türk futbolunun geleceği Kıbrıs Türk toplumunun Ankara ile olan ilişkilerini gölgeleyen bir mahiyet kazanmaya başladı. Bu da yetmezmiş gibi Başbakan Yardımcısının Ankara’da gerçekleştirdiği bir resmi ziyaret çerçevesinde sarf ettiği sözler krizi içinden daha da çıkılmaz bir hale sokuverdi.

Serdar Denktaş’ın Ankara’da sarf ettiği ‘özür’ lafı Kıbrıs’ın kuzeyinde yoğun tepkiyle karşılandı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine ramak kala, özellikle Kıbrıs Türk Solu bu ‘özre’ büyük tepki gösterdi.  Kendini ‘ilerici’, ‘barış yanlısı’, ‘federal anlaşma yanlısı’ olarak tarif eden kesimler Serdar Denktaş üzerinden Kıbrıs Türk sağına ve en nihayetinde Derviş Eroğlu liderliğine yoğun eleştiriler yönelttiler. Denktaş’ın açıklamalarına tepki duyanların hareket noktası oldukça sarih: Kıbrıs’ta otonom bir Kıbrıs Türk toplumu var ve bu toplum Ankara’nın bir paydası olarak lanse edilemez. Bazı kesimler bu teoremi daha ileriye taşıyıp ‘Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ adı verilen yapının ‘bağımsızlığına’ dem vurmaya başlamış durumdalar. Bu argümanı Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu ve yeni krizin odağında olan Kıbrıs Türk futbolunun temsilcileri de yoğun şekilde kullanmaktadırlar.

Yeni kriz babında bir türlü anlamadığım, kavrayamadığım bir takım olgular var. Okuyucularımla bunları kısaca paylaşmak isterim:

– Serdar Denktaş’a niye kızılır? Denktaş, Kıbrıs Türk sağının temsilcisi olarak gönlünden geçenleri deklere etmiştir. Önceki yazılarımızda da altını çizdik. Kıbrıs Helen Sağı gibi, Kıbrıs Türk Sağı da 21. Yüzyılı anlamaktan oldukça uzaktır. Onun milliyetçi argümanları Soğuk Savaş döneminden miras kalmıştır. Adanın sağ hareketleri değişen bölgesel konjonktürü anlamaktan oldukça uzaktırlar. Onlar için takvimin yaprakları 1959 senesinde takılıp kalmıştır. Kıbrıs Helen Sağı için Kıbrıslı Helenler (Rumlar) Yunanistan’ın bir parçasıyken, Kıbrıs Türk Sağı için Kıbrıslı Türkler Anadolu’daki Türklüğün bir parçasıdır. Denktaş kendi açısından malumun ilanından başka bir şey yapmamıştır.

– Denktaş’a kızan vatandaşımıza sormak gerekir: Yukarıda özetlemeye çalıştığımız sağ perspektiften seni ayıran hususlar nelerdir? Sen kendi benliğini bu topraklarda nasıl tanımlıyorsun? Mezopotamya coğrafyasının bir zenginliği olan Kıbrıs Türk kimliğinin (tıpkı Helen,Türk, Kürt, Keldani, Asuri, Arap, Ermeni, Yahudi, Yezidi, Pontus, Zaza, Alevi v.s. unsurlar gibi) geleceğini bu topraklarda nasıl tarif ediyorsun?

– ‘Benim projem federal çözüm’dür diyenlere bu noktada diyecek bir çift lafımız var: Federal çözüm sadece laf kalabalığı ile elde edilecek birşey değildir. Federal çözüm bir mücadele işidir. Sabah ‘KKTC’den maaş alıp, bu maaşın düşüklüğü yüzünden Ankara’ya kafa tutup akşam da twitter başında ben ilericiyim demekle Kıbrıs’ta federal çözüm elde edilmez. Belirttiğimiz üzere federasyon perspektifi mücadele işidir, Yeşil Hattın delinmesi, gençliğin harekete geçmesi, AKEL, CTP gibi yapıların revize edilmesi, gerekirse yıkılıp, yeni baştan tesis edilmesi işidir.

– ‘Kıbrıslı Türkler federasyon isterİ diye adada yeni federal bir yapının kurulacağı kesin değildir. Kıbrıs Helen tarafının milliyetçi unsurları ve sol kesimde ‘ilerici’ akımların karşısında duran ‘AKEL’ aklı bu projenin önünde engel tesis etmeye devam etmektedir. Kıbrıs Türk kimliğinin bu topraklarda ilelebet yaşamasını arzu ediyorsak bu unsurlar karşısında da verilecek bir mücadelemiz vardır elbet. Yalnız ve yalnız bu mücadele sayesinde Kıbrıs Türk Sağının ‘siz Rumcusunuz’ türündeki faşist aşırılıklarına cevap verilebilir.

Lafı fazla uzatmadan son bir serzeniş: Kıbrıs’ta iki toplum arasında bir işbirliğinin önemini hatırlamak için işin içerisine futbol bağlamındaki karanlık çıkar ilişkilerinin girmesi mi gerekirdi? Bu adada kendini ‘ilerici’ sanan zatların ‘çıkar’dan başka bir ‘ulviyetleri’ yok mudur Allah aşkına?