Prof. Dr. Ahmet Sözen görüşme kararını değerlendirdi.

0
177
Prof. Dr. Ahmet Sözen görüşme kararını değerlendirdi.

 

Gazete-360
DAÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı  Prof. Dr. Ahmet Sözen müzakere sürecindeki yeni kararı Gazete360’a değerlendirdi.

Sözen, alınan kararın genel olarak pozitif bir karar olduğunun ifade ederek, yoğun diyalog sürecine girilmesinin faydalı olacağının söyledi.

Alınan karar ile birlikte Rum liderliğinin elindeki ‘Türkiye ile doğrudan görüşmek istiyoruz’ silahının alındığını ifade eden Sözen,  “Yılladır Rumların bir iddiası vardır. ‘Biz Türkiye ile doğrudan görüşmek istiyoruz’ şeklinde. Bu karar bir yerde bunu gerçekleştiriyor.  Artık sitemde bulunmaları için bir neden kalmadı” dedi.

Alınan kararın esas amacının Kıbrıslı Rumlar ile Türkiye arasında doğrudan diyalog kurulması olduğunu ifade ederek, Kıbrıslı Türkler ile Yunanistan’ın  görüşmesinin sadece sembolik olacağını ve Kıbrıslı Türkler ile Rumların eşitliğini tescil etmek olduğunu vurguladı.

Sözen: “ Yunanistan ile Kıbrıs Türklerin görüşeceği bir şey yoktur. Bu sembolik olacak. Buradaki amaç da Kıbrıslı Rumlar ile Kıbrıslı Türklerin eşit olduğunu tescil etmektir. Fakat bu kararın esas amacı Kıbrıslı Rumlar ile Türkiye arasında doğrudan diyalog kurulmasıdır. Hem de Rumların istediği şekilde oluyor.”

 

“Sürecin yoğunlaşacağının garantisi olamaz”

Tüm kesimlerin Ekim ayında müzakerelerin başlaması için uğraştığını söyleyen Sözen, beklentilerin aksine sürecin yoğunlaşacağının garanti edilemeyeceğini belirtti: “Herkes Ekim ayında müzakerelerin başlaması için uğraşıyor. Herkesin beklentisi sürecin yoğunlaşacağı.  Bu konuda çok da garantili olamayız. Çünkü taraflar müzakerelerin ne şekilde olacağı konusunda detaylı bir şekilde anlaşmaya varmış değiller" şeklinde konuştu.

“Sadece müzakere yapmak için müzakereye girmemek lazım”diyen Sözen tıkanan ve bir yere gitmeyen müzakerelerin doğru şekilde tasarlanırsa ancak başarı şansının olduğunun ifade etti. Sözen, “sadece müzakere yapmak için müzakerelere girmemek lazım. Daha geniş anlamda bunun bir barış süreci olarak düşünülmesi ve tasarlanması lazım” dedi.

DAÜ Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler bölüm başkanı  Prof. Dr. Ahmet Sözen’e göre süreç üç ayaklı olarak yürütülmeli. Bunlar müzakereler, güven yaratıcı önlemler ve Hİdro Karbon yatakları üzerinde alınacak bölgesel önlemlerdir.

Görüşmeler nasıl olmalı?

Müzakereler:  “Ayrı ayrı başlıklara bölünmemeli”
Bugüne kadar kazanılan olumlulukların korunması gerektiğini ifade eden Sözen, “2008’de başlayan müzakerelerde bazı yakınlaşmalar var bunlar büyük oranda korunmalıdır” dedi.

Müzakerelerin ayrı ayrı başlıklar altında değil bütün başlıkların masaya konularak sürdürülmesini savunan Sözen, “Mülkiyet, toprak, garantiler gibi konuların masada olması ve taraflar konular arası bir al ver sürecine girmeli. Şimdiye kadar bu olmadı. Her konu  ayrı ayrı müzakere edildi ve tıkandı” dedi.

Sözen ayrıca eskiden kurulmuş çalışma gruplarının yeniden tesis edilmesini ve bunların içinde de gerek uluslararası gerekse de ülkemizden teknik konulara hakim uzman kişilerin konulması gerektiğini söyledi.

Sürecin elden geldiğince teknikleştirilmesi ve siyasileşmesinin önlenmesinin gerektiğini belirten Sözen, iki lideri de teknik konulardan uzak tutulması gerektiğini dile getirdi.

 

Güven yaratıcı önlemler:  “Günlük yaşamlara dokunacak pozitif önlemler alınmalı”

Müzakerelerle paralel bir şekilde iki toplumun olası bir çözüme hazırlanması gerektiğini vurgulayan Sözen şunlara değindi:   “Bunun için de en büyük sıkıntı iki taraf arasındaki güven uçurumudur. Kıbrıslı Türklerin ve Rumların günlük yaşamlarını pozitif etkileyebilecek önlemler alınmalıdır, hayata geçirilmelidir. İki toplum arasındaki iş birliğinin mümkün ve tercih edilir olması için çalışmalar yapılmalıdır. Mesela Maraş’ın tekrardan imara açılması, Mağusa Limanı’nın doğrudan ticarete açılması gibi. Günlük hayatlarının pozitif etkileyecek önlemler alınmalıdır.

 

Hidro Karbon yolları: “Bölgesel işbirlikleri sağlanmalı”

İki toplumun bölge ile diyaloğunun oluşması gerektiğini altını çizen Sözen şunları ifade etti: “Bölgesel güçleri de dahil edeceğimiz, İsrail, Lübnan, Suriye gibi ve bu ülkelerin de dahil olacağı bölgesel bir diyalog ve işbirliğinin yapılması lazım ki bölgedeki kaynaklar en randımanlı şekilde kullanılabilinsin. Bir bütün olarak düşünmeliyiz. Mesela Rumlar diyor ki ‘Türkiye’den boru hattı çekerek yapalım bu işi. Ama Türkiye’ye nasıl güvenelim ki? Musluk onların elinde, kapatırlar’ 

Ancak doğal gazının hemen yanında bulunan İsrail, Lübnan gazını da birleştirip aynı borunun içinden geçirdiğimizde bunu yapamazlar.”

Bölgesel faktörün gözden kaçırılmaması gerektiğini ifade eden Sözen, “ böyle olduğu zaman daha çok alternatifler önümüze çıkar ve uyuşmazlıkları daha rahat çözebiliriz” dedi.