Polisteki İşkenceyi İçselleştirecek Miyiz?

0
93

Afrika gazetesi, hafta sonunda; harika bir habercilik örneği sundu okurlarına…

Polisteki “işkence” olaylarına adı karışan bazı polislerin “terfi” ettirilmelerine ilişkin yaptığı yayınlara bir “kanıt” daha ekledi…

22 yıl önce Yargıtay’ın aldığı bir “İstinaf kararı”nın bazı bölümlerini yayımladı.

Keşke bir “İbret belgesi” niteliğindeki o kararın tümünü yayımlasaydı…

Yargıtay; uyuşturucudan hüküm giymiş bir sanık aleyhine, Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi’nin aldığı 4 yıllık mahkumiyet kararını bozuyor ve sanığı beraat ettiriyor…

Ama “karar”ın asıl önemli yanı bu değil…

1 Nisan 1994’te, yargıçlar; N. Ergin Salahi, Taner Erginel ve Metin A. Hakkı’nın imzalarını taşıyan kararın en son paragrafında şu ifadeler var:

“Çok uzun yıllardan beri  süren meslek hayatımızda İddia Makamı namına şahadet veren polislerin bu istinafa konu davada olduğu gibi anlaşarak bu denli yalan söylediği ve Mahkemeyi yanıltma yoluna tevessül ettiği bir olaya ilk defa rastladık. Temennimiz odur ki bundan sonra polisler adaletin yapılmasına, doğruyu Mahkemede olduğu gibi yansıtmaya yönelik azami gayret ve titizlik gösterecekler ve bu olayın tekerrürü bir daha olmayacaktır. Bu meselede Yargıtay olarak ilgili polisler aleyhine disiplin işlemleri başlatılması konusunda ilgili mercilere talimat vermeyi ciddi olarak düşünmüşsek de bu meselenin münferit olduğunu ve tekrar tekerrür etmeyeceğini ümit ederek bu emri vermekten vazgeçtik.”

Yani üç Yüksek Yargıç, tam kadro halinde; bu olayı soruşturan polislerin apaçık biçimde “yalan” söylediklerini, mahkemeyi yanıltmaya çalıştıklarını söylüyor…

Ama, polise “Bunlar için disiplin işlemi başlatınız” da diyemiyor… Öyle bir “talimat” vermekten sakınıyor…

Yüksek Mahkeme’nin arşivinden ulaştığım bu “karar”ın “ibretlik”liği bu kadarla da bitmiyor…

Karardan öğreniyoruz ki; sanığın mahkumiyet kararını veren Lefkoşa Ağır Ceza Mahkemesi, sanığın yazılı ifadesini “emare” olarak kabul etmiyor… Neden? Çünkü “Baskı ve dayak” altında alınmış…  Hatta Mahkeme şöyle diyor: “Sanığın ifadesinin dövülerek alınmadığı yönündeki İddia Makamı tanıklarının şahadetlerine inanmadık.

Yani, Savcılığın mahkemede dinlettiği polislerin şahadetine ne alt mahkeme ne de üst mahkeme inandı…

Kim bu yalan söyledikleri mahkeme kararına giren polisler?

“Müfettiş Muavini Efe Gevrek, ilgili tarihte Harekat ve Narkotik Şube Amirliğinde görevli Polis Çavuşu Kadir Özyay, Müfettiş Muavini Hasan Dayı, Polis Çavuşu Aygün Maraşlı…”

Karada şöyle deniliyor: “Sanık, 30.4.1991 tarihinde polis tarafından dövüldüğünü ilgili Kaza Mahkemesi Yargıcına söylemesi üzerine hastahaneye götürülüyor. Doktor; sol gözünün altında, sağ omuzunda, karnında ve arka popo kısmında takriben 3 gün öncesine atfedilebilecek darp izleri tespit etmiştir.”

Yani, Ağır Ceza Mahkemesi, duruşma içinde duruşma yapıyor; tutuklunun dayak yediğini saptıyor, bu nedenle polislerin aldığı yazılı ifadeyi kabul etmiyor ama “Dayak atan polisler”den de şikayetçi olmuyor… İşkence iddialarını ilerletmiyor… Oracıkta kapatıyor…

Onlarla ilgili hiçbir işlem yapmıyor… Hatta onların ifadelerine dayanarak tutukluyu 4 yıl hapse gönderiyor.

Yargıtay kararında alt mahkemenin bu kararına ilişkin olarak “Ağır Ceza Mahkemesi haklı olarak dayak, baskı ve tehdit ile temin edildiğinden yazılı ifadeyi kabul etmedi ve ibrazına izin vermedi. Şuçunu itiraf eden bir sanığın dövülmesine ne gerek vardı?  Biz buna tatminkar ve mantıki bir izahat bulamadık.” deniliyor.

Yani; Yargıtay, dayak, baskı ve tehditi kabul ediyor. Bir soru sormakla yetiniyor ve “Şuçunu itiraf eden bir sanığın dövülmesine ne gerek vardı?” gibi garip bir “serzenişte” bulunuyor. Alt mahkeme gibi, Yargıtay da hiçbir işlem yapılmasını talep etmiyor. Hatta kararın en sonunda polisleri yalnızca “yalan söylemekle” suçluyor.   

“İbret belgesi” kararda, polisin bir başka insan hakları ihlali daha yer alıyor.  Kararda şunlar var:

“Sanık 26.4.1991 tarihinde Lefkoşa’da poliste tutuklu iken aynı gün karısı, kızkardeşi, annesi ve halası da poliste tutuklu idi ve ibrazına Mahkemece izin verilmeyen yazılı ifadeyi sanık imzaladıktan sonra aynı gün karısı ile kızkardeşi polisce serbest bırakılmıştır. Bunun zamanlaması ve sanığın yazılı ifadeyi imzalamasından hemen sonraya tesadüf etmesi  en azından düşündürücüdür.”

Bu ifadelerin de Türkçesi şu: “Sanığın yazılı ifadeyi imzalaması için, bir baskı olarak  dört kişi daha tutuklanıyor ve imzalayınca da serbest bırakılıyorlar. Yargıtay bu tesadüfü sadece “Düşündürücü” bulmakla yetiniyor.

“İbret Belgesi”nde  Yargıtay’ın polisin “yetersizliği” konusunda da birtakım bulguları var. Şöyle deniliyor:

“Mahkeme önüne gelmesi gerekirken ve biraz çaba göterilirse kanımızca bulunabilecek emareler dahi bulunup Mahkemeye ibraz edilmemişti. Tüm bu hususlar ceza davalarının tahkikatlarının yeterince sağlıklı bir şekilde yapılmadığını göstermektedir.”

Tabii; bu ibret verici “Uyuşturucu davası”nda sanık, 1991’de yargılanıyor ve 4 yıl hapse gönderiliyor. İstinafta beraat ettiği tarih 1 Nisan 2004… Bu da “Bizdeki adaletin” bir başka yüzü…

Afrika’nın ve Şener Levent’in büyük bir ağırlıkla üzerinde durduğu, bazı gazetelerimizin yarım ağızla dile getirdiği “Poliste işkence” gerçeği, giderek bizi bir “Kabile” görüntüsüne hapsediyor…

Ama Polisimiz, ya da üniformalı otorite; ne 22 yıl önce Yüksek Mahkeme’nin söylediklerini dinliyor, ne de tüm partilerimizin oybirliği ile aldığı Meclis kararlarını takıyor…

9 Haziran 2011 tarihinde Meclis’te “Polis Örgütü Karakollarında  Tutuklulara İşkence Yapıldığına İlişkin Araştırma Komitesi” kurulmuştu. Bu komitenin raporu Meclis Genel Kurulu’nda oybirliği ile kabul edilmişti.

Raporda bazı dayak olayları “Canavarca işlenmiş, vahim insan hakkı tecavüzü” olarak nitelendirilmişti. Hatta apaçık biçimde Meclis “İlgili personelin sorgulanmasını ve soruşturma sonuna kadar açığa alınmasını” talep etmişti.

Ne oldu?

Dayak atanlar, açığa alınması önerilenler, mahkeme kararı ile “yalancı” damgası yiyenler birer birer terfi alıyor…

İşte size “Reformcu Hükümet”in ele alması gereken acil bir konu…

Polis Nakil Tüzüğü’ne  büyük ilgi gösteren Başbakan “İşkence Tüzüğü”ne de dört elle sarılmalı…

Dünyaya daha fazla rezil olmadan…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here