Özersay’ı Kim Yarattı?

0
282

Önümüzdeki en az beş yıllık süreçte, bu toplum, “Özersay Fenomeni” ile uğraşacaktır.

Her toplumsal fenomen, belirli toplumsal koşulların ürünüdür. Belirli bir süreçte ortaya çıkar, işlevini görür ve tarihe havale edilir.

Süreçte siz kendi duruşunuza göre ya fenomene teslim olursunuz ya da kendi politik varoluşunuz doğrultusunda bu fenomenle mücadele edersiniz. Mücadelenin kazananı, genelde, öznel koşullarla nesnel koşulları en iyi analiz edip, uygun program ve kadroyu ortaya süren politik akımlar olur.

Peki, Özersay fenomenini ortaya çıkaran toplumsal koşullar nedir? – Tek kelimeyle “statüko”.

Kıbrıs’ta “statüko” dediğimizde, yalnızca “KKTC” anlaşılmaz. 1974’den bu yana süren mevcut yapı, Kuzeyi, Güneyi, “Garantörleri”, ABD’si, NATO’su, Birleşmiş Milletler’i ve sonradan devreye giren Avrupa Birliği’yle birlikte anlamlanan, “kompleks bir toplumsal gerçeklik’tir”. Statüko dediğimiz bu “kompleks toplumsal gerçeklik”, uluslararası hukuk ile sorunlu ve özellikle Kuzey’i küresel ekonomik sistemin dışındadır, ya da çok zayıf bağlarla bağlıdır.

2000’li yılların başında, statükonun özellikle Kuzey ayağı sürdürülemez aşamaya geldi. Toplumsal muhalefet arttı; üzerine Annan Planı da gelince yeni bir konjonktür oluştu. Rum ve Türk milliyetçi liderliklerinin yüzyıllık hataları nedeniyle oluşan statükonun, aşılması, – gerçek bir şans olan Annan Planı dönemi ve sonrasında da -, Rum ve Türk sol güçlerin de kabiliyetsizlik ve vizyonsuzlukları nedeniyle mümkün olamadı.

2005 seçimleri ile CTP ve Talât’a şans veren toplum, 2009’da yeniden Eroğlu ve UBP’ye rûcu etti. Sonra yeniden CTP – DP denemesi ve en sonunda da, – en olamayacak olanı bile -, CTP – UBP denemesi… UBP – DP Koalisyonu üzerinde, konuşmaya bile değmez. Akıncı ve TDP seçeneği de var diye sesler geldiğini işitir gibiyim: dostlar kızmasın ama, en azından şimdilik, “ihmâl” edilebilir!

Toplumsal karmaşanın ürediği zemin budur. Tüm mevcut siyasal kombinasyonlar denenmiş ama sürdürülemez statükoyu halk yararına dönüştürecek bir eylem olamamıştır.

Bu zemine yatan Özersay’a kızmak yersizdir.  Siyasal boşluk bir şekilde doldurulacaktı. Öyle ya da böyle…

Özersay’a kızanlar veya temelsiz, içeriksiz eleştiri getirenler, önce aynaya bakmalıdırlar.

Şimdi CTP muhalefete düşürülmüştür. Bu süreç herhalukârda toplum için kayıptır. Ama süreç iyi yönetilirse, CTP için kazanç olabilir. Uzun vadede toplum için de…

Önümüzdeki bir yıl içinde UBP ve DP hükümette erimeye devam ederken, TDP ise beklenen çıkışı yapacak gibi görünmüyor. Yenilenmiş, hatalarından ders almış, dersini iyi çalışmış, gerçekçi bir sosyo-ekonomik programla, güçlü bir kadro ileri sürerse CTP ve Özersay’ın Halkın Partisi seçimde yarışan başat partiler olacaktır.

Statüko, kendini yeniden üretmek veya bazılarının dediği gibi “restorasyona tabi tutmak” için, Özersay’ı üretmiştir.

Bu süreçte, statükoya karşıtlığı, “sözde kalanlar’ın” rolü de büyüktür.

Toplumsal mücadele devam ediyor; ya Özersay fenomenine teslim olacağız, ya da “restorasyonu” reddedip, kendimizin, “Kuzey Kıbrıs’ın rehabilitasyonu”* ve “toplumlararası barışı inşa etme”* programımızı inandırıcı bir kadro ile öne süreceğiz.

(* Bu iki kavram ile ilgili olarak, Gazete360’taki önceki yazılarımı ve Yöneten Sol ile Onuncu Köy isimli kitaplarımı referans alabilirsiniz.)