‘Ne iş olursa yaparım abi…’

0
173

Rahmetli İsmet Kotak, haftalık “Olay” dergisini çıkarırken, bir gün; baskı makinesini çalıştıran “matbaa ustası” işi yarım bırakarak gitmişti…

Türkiye’den buralara yeni gelen genç bir adam, işe talip oldu…

Adamı, gözüm tutmamıştı…

“Bu makineyi çalıştırabilir misin?” diye sormuştum…

Genç adam, hiç tereddüt etmeden iddialı biçimde şöyle demişti:

“Ben, bu işleri bilirim abi… Ne iş olursa yaparım…”

70’li yılların ortalarından itibaren, yaşamımızda “Ne iş olursa yaparım abi” tipindeki insanlarla çok karşılaştık.

Özellikle iş ilişkilerinde bu anlayışın zararlarını da gördük, acı acı “dersler” de çıkardık…

Zamanla bu “hastalık” siyasetimize, oradan da kamu düzenine bulaştı…

Eczacı Maliye Bakanı da gördük, ürolog Eğitim Bakanı da…

Sonunda; herkesin, her işi yapabildiği “kanıksaması” ile bu durumlara alıştık, alıştırıldık…

Bu konuda, en büyük “yıkım”ı ve özensizliği UBP’nin gösterdiğini kimse inkâr edemez. Demokrat Parti de, hükümet kurduğu ya da koalisyon ortağı olduğu zamanlarda; hem siyasi düzeyde hem de kamu yönetiminde çarpıcı birçok “atama”lar yaptı. CTP de bu “alışkanlıktan” hiç geri durmadı. Komik, gülünç, yersiz, dengesiz atamalarda sağ partileri sollayıp geçti…

M. Ali Talat’ın, CTP başkanlığına geri dönerken bu “özensizliğe” yeni katkılarda bulunduğunu da gözardı edemeyiz.

“Her işi yaparım abi” geleneği, başka bir kılıkta; resmi daireler düzeyinde sergilendi. CTP-UBP Hükümeti’nde birbiri ile hiçbir ilişkisi olmayan daireler, yine ilişkisiz bakanlıkların altına alındı ve kamu yönetiminde tam bir “çorba” sergilendi. Bakanlıklar arasında ise partisel kaygılar yüzünden “dengesiz” iş yükü dağılımı yapılınca, kimi bakanlıklar yarım bakanlık bile etmezken, bazıları şişirilmiş iki buçuk bakanlık haline getirildi.

Hatta son düzenlemede bir başka “komik”lik daha yaşandı. KIB-TEK’in hangi bakanlığa bağlanacağı “havada” bırakıldı… Kabinede gençleştirme yaptığını söyleyen ve “Benim yaşım sorgulanamaz” açıklaması yapan Başbakan ise “çarşambayı bekleyin” diyor…

Son sürpriz kabine değişikliğinde de, yukarıda anlattığım “anlayış”lara uygun “kalibresi düşük” tutumlar sergilendi.

Bir önceki kabinede yer alan bazı CTP’li bakanlar (Sağlık ve İçişleri bakanları) görevden alındılar. Ama bazıları (Çalışma Bakanı Aziz Gürpınar) yerinde bırakıldı, üstelik iki bakanlık birleştirilerek başına getirildi. Ama üç ay geçmeden o da görevden alındı. Tüm bunlar siyasetteki “toplam kalite”yi yerlerde süründürüyor. Ülke yönetimini “yaz boz tahtası”na çeviriyor.

Bir parti başkanının ikide bir karar değiştirmesi, kendi partisinin adamlarını oradan oraya savurması, birini alıp ötekini ataması, yönetimi deneme tahtasına dönüştürmesi elbette doğal değil… Ama ne yazıktır ki “bizim mahalle”de bunlar oluyor…

Siyasetin bize dayattığı “tablo”ya bakın: Her daire her bakanlıkta olabilir… Her dairenin başında herhangi bir partili olabilir… Her bakanlıkta her partili bakanlık yapabilir… Her bakanlıkta her partili müsteşar olabilir… Her partili birkaç aylığına süper bakan olurken, ansızın kendisini kapı dışarı bulabilir, bir bakan aniden “maaşına zam, işine son” mantığı ile evine gönderilebilir…

Bakanlık koltuklarının ve bürokratik makamların, siyasetin aracı olarak “ölçüsüz”ce kullanılması ne yazıktır ki yeni “versiyon”larıyla son günlerde daha da iğrenç bir düzeye ulaştı…

Özellikle UBP’nin kurultay öncesinde yoğunlaştırdığı bu “rezillik” Cumhurbaşkanı Akıncı’nın son çıkışı ile gözler önüne serildi.

UBP Başkanı Özgürgün, Turizm Bakanlığı’na eski Lefkoşa Kaymakamı Mehmet Dana’yı atamak istedi. Oysa, görevden alınmak istenen oradaki müsteşar, yıllarca önce yine UBP tarafından atanmıştı. Akıncı, bu atamayı imzalamadı. Burada; önemli birkaç nokta var…

Turizm Bakanı, bir kadın doğum uzmanı…

Bakanlık Müdürü biyolog…

Özel Kalem Müdürü 25 yaşlarında yeterli tecrübesi olmayan bir genç…

Turizm Tanıtma Dairesi’nin müdürü yok, orası boş…

Turizm Planlama Dairesi Müdürü ise bir davası nedeniyle sıkıntılı…

Koskoca bakanlıkta tek turizmci bürokrat kalmış… O da müsteşar Şahap Aşıkoğlu…

Doğal olarak turizm kuruluşları ayağa kalktı… Turizmin beklediği kararlar var. Gelecek yıl için hazırlıklar var. Tüm bunlar yarım kalacağı için haklı bir telaşları var… 

Elbette bir bakan, özellikle müsteşarını kendisi belirlemeli… Ama bu işin peşine düşen, Turizm Bakanı değil de, Özgürgün’ün bizzat kendisi… Akıncı ile iki kez görüşmesi, kurultay öncesinde alel acele ve ısrarlı davranması, siyaseten “ayıp” değil mi?

Bir parti başkanı, “benim için turizm önemli değil, varsa da yoksa da kurultay” diyebilir mi? “Ne iş olursa yaparım abi…” anlayışı oy rüşvetçiliğine kadar içselleştirilmişse, buna birisinin dur demesi gerekmez mi?

İşte Sayın Akıncı’nın yaptığı da tamamen budur…

Elbette Sayın Akıncı’nın bu “çıkış”ı siyasetçilerimiz tarafından iyi okunmalıdır.  Serdar Denktaş’ın destek açıklaması olumludur.

Tüm partiler acil olarak bu konuda bir “uzlaşma” zemini arayışına girmelidir.

Bir an önce siyasi atamaların düzenlenmesi ve Kamu Hizmeti Komisyonu’nun bağımsızlığını içeren, Akıncı’nın hükümete teslim ettiği yasa önerisi yaşama geçirilmelidir.