Mete HATAY Yazdı: “Manastır’ın Bülent Ecevit Meydanı…

0
193
Mete HATAY Yazdı:

.

KuzeyKıbrıs’ın kullanımında olan son Ortodoks Manastırı, tarihiApostolosAndreas’ın restorasyonuyla ilgili tartışmalar, 1990’lardan beridir devam etmektedir.

Geçen gün yapılan açıklamayla bu konuda artık nihayi bir anlaşmaya varıldığı haberi basına düştü.

Tabii ki bu çok sevindirici bir durum.

Bugüne kadar özellikle Ortodoks Kilisesinin çıkardığı bazı engellerden dolayı bu projeyle ilgili bir adım atılamamıştı.Bu güzel gelişme üzerine, KKTCin Din işleri Dairesi Başkanlığı konuyla ilgili bir açıklama yaparak, Kıbrıs Vakıflar İdaresi ve Kıbrıs Ortodoks Kilisesi’nin Birleşmiş Milletler Kalkınma Fonu ile imzalamış olduğu anlaşmalarla Apostolos Andreas Manastırı’nın restorasyonuna maddi katkıda bulunacaklarını memnuniyetle karşıladığını bildirdi.

Din İşleri Dairesi Başkanı Prof. Dr. TalipAtalay, yaptığı açıklamada
“Mensubu bulunduğumuz yüce İslam Dini, diğer dinlerin inanç, ibadet serbestisine ve mabetlerine de saygı duymayı öğütler. Bu nedenle ülkemiz sınırları içerisindeki bütün ibadethaneleri kendi öz değerlerimiz olarak görmekte, uzun tarihimizde yer alan pek çok güzel örnekte olduğu gibi, eserlerin geleceğe aynıyla taşınmasını önemsemekteyiz” cümlelerini kullandı.

Bu açıklama için kendisini kutlar ve benzeri çalışmalarının devamını beklediğimizi de ifade etmek isterim.

Fakat, maalesef, bugün, bu güzel gelişmeye gölge düşürecek mevcut bir durumdan söz etmek istiyorum.

Yaklaşık bir yıldan beridir Manastır’ın giriş kapısı yanına dikilen kocaman levhayla manastır bahçesinin isminin Bülent Ecevit Meydanı olarak değiştirildiği tüm dünyaya beyan edilmektedir. Bu levhanın oraya Karpaz Belediye Başkanı tarafından yerleştirildiğini ve birçok Rum ziyaretçinin sırf bu levha yüzünden Manastır’a ziyaretlerini ertelediklerini veya oraya gitseler bile büyük bir üzüntüyle güneye geri döndüklerini gözlemlemekteyiz. Bu tür tavırların toplumlararası ilişkileri büyük oranda zehirlediği bilinen bir gerçektir.

Kıbrıslı Türk birçok arkadaşı olduğunu ve sıkça onlarla buluşmak için kuzeye geçtiğini belirten matbaacı Andreas Haralambos, “bu levhayı gördükten sonra birçok Kıbrıslı Rum’un, artık Kıbrıslı Türkler’in barış söylemlerine inanmamaya başladığını” iddia etti.“ Böyle birşeye nasıli zin verildi?” diye sorarak da şaşkınlığını gizleyemedi.

Öte yandan, eski bir mücahit çavuşu olan emekli Ziraat Teknisyeni Mustafa Tatlısulu da, Bülent Ecevit isminin bu şekilde kullanılmasına, “eminim, yaşasaydı rahmetlik Ecevit bile karşı çıkardı” diyerek eleştirdi.

Bu arada, gülümseyerek “rahmetli Ecevit’in eşi Rahşan Hanım veya DSP ileri gelenleri ne düşünür bu konu hakkında?” diye sorarak “gerçekten çok merak ediyorum” diye de ekledi.

Bugüne kadar Karpaz Belediye Başkanın bu hareketi yapmaktaki amacını açıklamadığını sanıyorum. Yaptıysa da bu açıklamayı bizler duymadık. Bildiğim kadarıyla bu tür önemli şahsiyetlerin isim verme işlemleri bir törenle uygulamaya sokulur. Böyle bir törenin yapıldığına dair de basına herhangi bir haberin düştüğünü hatırlamıyorum. Yani başka bir deyişle, galiba bu levha, yangından kaçırılır gibi Belediye Başkanı tarafından, bir sabah aniden dikiliverdi, tarihi Manastır’ın bahçesine. Konulma amacı ise meçhul.

Belediye Başkan’ın elbette bu konuyla ilgili rasyonel bir açıklaması vardır (ben hiçbir rasyonel açıklama düşünemiyorum) Fakat bu konu daha önce başta Havadis Gazetesi olmak üzere gerek yazılı basında, gerekse sanal basında işlenmesine rağmen herhangi bir açıklamanın yapıldığını bizler duymadık ve büyük bir ihtimalle hiçbir zaman da duymayacağız.

Yani bu tavır bize, biraz da “yapanın yanına kalır” mentalitesiyle karşı karşıya kaldığımızı göstermektedir.

Kuzey Kıbrıs’ta BülentEcevit’in ismini taşıyan onlarca yer vardır. Ecevit’in anısını yaşatmak için ismi, onu seven Karpazlılar tarafından, Karpaz’da bir yerlere verilmek isteniyorsaydı,  başka bir sürü yer ve mekan bu iş için kullanılabilirdi. Fakat, 1974’ten sonra her türlü olumsuzluğa ragmen kullanımda kalmayı başaran bu son Manastır’ın avlusuna verilmesini gerçekten bir türlü anlayamıyorum.

Fakat, herşeye ragmen, -belki mevcut Belediye Başkanı fikrini değiştirir umuduyla- bu uygulamanın arkasındaki motivasyonla ilgili herhangi bir tatsız öneride bulunmak istemiyorum, şimdilik. Sadece, yaratacağı olumsuz sonuçları bu kadar belli bir uygulamanın, yapılış nedeninin, ileri sürülebilecek hiçbir yapıcı nedene bağlanamayacağını iddia etmekle kalacağım.

Sayın Atalay’ın da belirttiği gibi, “İslam Dini, diğer dinlerin inanç, ibadet serbestisine ve mabetlerine de saygı duymayı öğütler.” Biz ise bu uygulamayla (1974’den hemen sonra yapılan isim değişiklikleri gibi eski uygulamalara hiç girmek istemiyorum bu aşamada) Ortodoksların Kuzey'de kalmış, bu son kutsal ziyaret yerininavlusunun ismini oranın sahiplerine sormadan, bir Türk siyaset adamının ismiyle tahakküm altına alarak, saygısızlığın en büyüğünüyapmaktayız.

Gerek Din İşleri Dairesi'nden, gerek Evkaf’tan, ve gerekse kurulan yeni hükümetimizden bu önemli olayla ilgi olarak gereğinin yapılmasını rica ediyor ve bu olayı vesile ederek bazı naçizane hatırlatmalarda da bulunmak istiyorum.

Maalesef,yeni hükümet programında da, demokratikleşmeyle ilgili birçok önemli unsur yer almasına rağmen, Kuzey'de yaşayan Rum ve Marunî topluluklarıyla ilgili herhangi bir düzenleme sözkonusu değildir.

“Kapsamlı Çözüm” bulunana kadar, ortak bir gelecek için toplumları hazırlamak barış süreçlerinin olmazsa olmazıdır. Bu tür güven artırıcı, yakınlaşma çalışmalarına, bizlerle yaşamak zorunda bırakılmış veya şu veya bu nedenden dolayı böyle bir durumu seçmiş insanların haklarına sahip çıkarak ve pazarlığa gerek duymadan, tek taraflı açılımlar sağlayarak başlayabiliriz. Ayrıca, bundan sonra, onlarınKuzey’deki miras haklarından tutun da, mülkiyet, eğitim, kültürel özgürlük, dini mabetlerinin korunması, köylerine dönüş (özellikle Marunîler için) gibi konuları kapsayan düzenlemeleri ve bunlarla ilgili üretilen çözüm önerilerini de,KıbrıslıTürkler’in hak talepleri yanında, hükümet ve parti programlarına koyarak “Ötekini” de gördüğümüzü ve kucakladığımızı gösterebiliriz.

Bu tür açılımlardan hiçbir parti veya siyasi kurum zarar görmez.

Kapsamlı çözüm’e kadar her açılımı birer pazarlık unsuru olarak tutmak ve her geçen gün başka şekillerde vuku bulan yukardaki olaya benzer oldu bittileri engellemek için görüşme sürecine parallel bir çalışmanın bir an evvel başlatılması lazımdır.

Kendimize saygı ararken başkalarına saygı gösteremezsek, ve bu tür insan hakları ihlallerini sırf “bizden” olmadıkları ve/veya oy veremedikleri için gündemimize almazsak veya yukarıdaki örnekte de görüleceği gibi zamanında önleyemezsek, görmemezlikten gelirsek hiçkimse bize kolay kolay beklediğimiz güveni ve saygıyı göstermeyecektir.