MESELE NEDİR?

0
263

Mesele, dünkü rezilliğin altına imza koyan gazetelerde çalışan emekçiler değildir…

O nedenle, “Bu gazetelerde ne işiniz var” gibi absürd çıkışlara gerek yok…

Sonuç olarak hiçbir birey çalıştığı basın kuruluşunun yayın politikasını desteklemek zorunda değildir…

Ki bahsettiğimiz gazetelerde çalışan basın emekçilerinin birçoğunu hepimiz tanıyoruz ve bu arkadaşlarımızın malum konu ile yakından uzaktan alakaları olmadığını biliyoruz…

Keşke içerisinde bulunduğumuz coğrafyada, hatta dünyamızda, insanlarımız nerede ve hangi koşullarda çalışmak istediklerini tercih edebilseler…

Ancak bu mümkün değil!..

Ne yazık ki emekçilerin böyle bir tercih veya seçme yapma hakları yok!..

İşte tam da bu nedenle meselenin esasına odaklanmalıyız…

Yani para hırsına…

Ve bu hırs yüzünden ayaklar altına alınan değerlere…

***

Şimdi bazıları diyor ki, “Basın kuruluşları reklam alarak ayakta durabilir”…

Yani olayı basitleştiriyorlar…

Oysa buradaki konu gazetecilik etiği, Kıbrıs ve Kıbrıslılardır…

Öyle her parayı bastıranın dilediği haberi yayınlamak ve bunu da, “Meslek gereği” olarak nitelendirmek son derece ucuz bir savunmadır…

Böyle bir anlayış olabilir mi?

Ne yani, küçük Mustafa’ya tecavüz edip onu katleden şeref yoksunu sözde baba kalkıp dilediği gazeteye istediği manşeti talep edilen para karşılığında attırabilir mi?

Veya ELAM denen faşist örgüt canı istedi diye adanın kuzeyindeki herhangi bir gazetenin ön kapağını satın alabilir mi?

Peki ya PKK?

IŞİD?

Bunlar da parayı basıp istedikleri gazetenin ön kapağından propagandalarını yapabilirler mi?

Verdiğim örnekler çok mu uç?

Ahmet Şık…

Ahmet Altan…

Mehmet Altan…

Ve Hüsnü Mahalli gibi aydın gazeteci meslektaşlarını hapse attıran bir zihniyetin propaganda aleti olmak mı daha hafif bir şey?

Üstelik para karşılığında yayınlatılan haberin başlığında, “Kıbrıs evet diyor” yazıyor…

Neye?

Türkiye’deki referanduma!..

Oysa dün Kıbrıslı hiç çekinmeden Kıbrıs’ın ne dediğini açıkça haykırdı…

Dün tüm Kıbrıs;

“Satılmışlar”…

“Fiyatınız ne”…

“Yazıklar olsun”…

“Kaç para aldınız”…

“Ayıptır”…

Ve çok daha fazlasını dedi…

Tek yapılması gereken toplum tarafından verilen mesajları doğru algılamak ve hem suçlu hem de güçlü olmaya çalışmamaktır…

Bu toplum içten gelecek bir özrü hak ediyor…

Umarım ilgili yerlerle anlaşıldığı gibi 4 gün boyunca bu rezillik devam etmez…

Çünkü ederse, korkarım bu toplumun da tepkisi sadece lafta kalmayacak ve iş boykot noktasına kadar ulaşacaktır…

Yalnız “Korkarım” derken, bu duygum para hırsı yüzünden sahibi oldukları yayın organlarının itibarlarını yerin dibine sokan patronlar için değil, o gazetelerde çalışan emekçi kardeşlerim içindir…