Leymosun, Mağusa-Maraş ve Baf

0
225

1963’den bu yana, “Kıbrıs Sorunu’nun” çözümsüzlüğüne kilitlenmiş, Kıbrıslılar olarak büyük çaplı entelektüel ve toplumsal enerjimizi bu soruna harcamışız. Yarım asrı aşkın süredir devam eden “Kıbrıs Sorunu Müzakereleri”, tam çözüldü çözülüyor, sene sonunda referandum var falan dendiği anlarda, “yemek krizi’nde” olduğu gibi eften püften sebeplerle bile darmadağın olabiliyor. Her kriz, Kıbrıslı Türkler ve Rumların güven duygusunu zedelemeye ve ümitleri söndürmeye hizmet ediyor. Nisan 2014’de Realist Gazetesinde yayımlanmış olan yazımın, elli yıldır olduğu gibi son iki yılda da değişmeyen gündeme nazire olsun diye yeniden okunmasından yarar umabilir miyim?

“Toplum liderlerinin sayısız görüşmeleri, BM’nin onlarca kararı, üst düzey antlaşmalar, iyi niyet önerileri ve güven artırıcı önlemlerin hiçbirisi, Kıbrıs sorununun taraflarca onaylanacak bir çözüme kavuşturulmasına yeterli olmamıştır. Bu gidişle, yalnızca liderlerin müzakereleri yoluyla soruna çözüm bulunması ve barışa ulaşılması olasılığı da görülmemektedir.

Peki, Kıbrıs sorununun kilidi nasıl açılacak?

Kıbrıs sorununda dış güçlerin etkin olduklarını tarihsel yaşanmışlıklardan bilmekteyiz. Ancak bunu abartıp iç dinamikleri yok farz etmek de aşırı bir sonuç olur. Bu aşırı sonuç toplumsal atalet yaratmaktadır.

Kıbrıs’ta yaşanan tarihsel olaylar, yerel güçlerin de en az dış güçler kadar olumlu ve olumsuz olayların gelişiminde etkin olduklarını gösteren örneklerle doludur. Kıbrıslı Türkler açısından en yakın örnek, Annan Planı referandum sürecidir. O süreçte kitlelerin rolü ve yerel siyasal önderliğin başarısı yadsınamaz bir gerçekliktir.

Kıbrıs sorununun, liderlerin kapalı kapılar ardında yapacakları müzakerelere emanet edilemeyecek bir konu olduğunu yaşayarak görmüş bulunmaktayız. Bizler bunu, Talat – Hristofiyas müzakerelerinden de yaşayarak öğrenmiş bulunuyoruz. Şimdi de Eroğlu ve Anastasiadis’in yürüttüğü müzakerelerden bir sonuç alınacağını umut eden kimse ortada görünmemektedir. Müzakerelerde aslında eksik olan halkların nefesidir.

Kıbrıs’ta toplumlararası sorunun en büyük mağduru ve çözümle en büyük yararı sağlayacak olan Kıbrıslı Türklere büyük görevler düşmektedir. Kıbrıslı Türklerin kitlesel enerjisi olmadan Kıbrıs sorunu kalıcı bir çözüme ulaşamaz.

Kıbrıs sorununun doğrudan tarafı olan Kıbrıslı Rumları; garantörler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’yi; Kıbrıs’ta neredeyse bir iç faktör olan Avrupa Birliği’ni; müzakereleri yürüten Birleşmiş Milletler Örgütünü, Kıbrıs’ta acil çözüm için hareketlendirecek esas faktör, Kıbrıslı Türklerin pozitif kitlesel eylemleri olabilir.

Bu anlamda son yıllarda ülkemizde gelişen yerel girişimler büyük değer taşımaktadırlar. Ve barış sürecinde izlenecek pozitif kitlesel eylemlerin yönü konusunda fikir vermektedirler.

Mağusa İnisiyatifi, Ben Leymosunluyum Komitesi ve Baflıların girişimleri, Kıbrıs’ta gerçek çözüm ve barış sürecinde bireylerin ve insan topluluklarının gerçek rolüne işaret etmektedir.

Mağusa İnisiyatifi, Mağusalı Türklerin bir girişimi olarak başlamış ve süreç içinde iki toplumlu nitelik kazanmıştır.

Maraş, Mağusa Limanı ve Suriçi konseptinde başlayan çalışmalar meyve vermiştir.

Dinsel ayinler maksadı ile Rumlar, Suriçi’ni ziyaretlere başlamışlar, Maraş’ın yeniden iskâna açılması yönünde Mağusa’nın Türk ve Rum belediye başkanları ortak hareket etmek üzere bildirge açıklamışlardır. Bu sayede AB yetkilileri başta olmak üzere GYÖ’lere ilgi duymaya başlamışlardır.

Ben Leymosunluyum Komitesinin ve Baflı Türklerin, kuzeyde ve güneyde başlattıkları etkinlikler de hem silinmeye çalışılan toplumsal belleğin güçlendirilmesine ve hem de iki toplum arasındaki buzların eritilmesine katkı yapmaya başlamıştır.

Kıbrıslı Türkler, çözüm ve Avrupa Birliği hedefi için yeniden sokağa inmeli, iki toplumlu yerel inisiyatifleri güçlendirmek için çaba sarfetmelidirler. Müzakerelere halkın nefesi ve hayat öpücüğü lâzımdır.”

18 Nisan, 2014’te, Realist Gazetesinde yayımlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here