İlahiyat Koleji ve Cemaat-ı Müslümin…

0
101

“1 Partinin Aslanları” diyerek yükleniyor sosyal medya müdavimleri…

“Ankara’dan abim gelmiş” de, önünde iki büklüm olmuş bizimkiler…

“Gitme, ne olur gitme, o küreği eline alıp da o caminin temeline çimento dökmek sana yakışmaz…” ağlaşmaları içinde “klavyeleri”nden kan damlıyor…

Tabii, bu “din ve Kuran” kokulu tartışmalarda 1 partinin “bıyıklı” takımı, ortalıklarda görünmüyor…

Bu partinin vitrindeki genç bir yüzü “Özkan Bey’in “Protokol gereği” İlahiyat Koleji’nin açılışına katıldığını ıkıla sıkıla anlatmaya çalışırken,  öteki bir genç yüzü de “abartılı tepkilerin” hükümetin iyi bir başlangıç yapmasını engellediğini söylüyor…

Böylece anlıyoruz ki  “kurdele kesmeyi” başkaları yapacak, “savunması” da bu 1 partideki gençlere düşecek…

Bu partinin Genel Sekreteri “Sadece siyah ve beyaz alanlarda değil, gri alanlarda da mücadele etmek gerektiğini” söylüyor.

İşte bizim asıl meselemiz bu galiba…

1 partimiz; ki “sol” cenahta yer alıyor; hem “sistem”in içinde kalmayı, “devlet”e adam sokuşturmayı, kredi vermeyi, arsa dağıtmayı, adam kollamayı istiyor; hem de “sisteme karşı mücadele etmeyi”  politik işlevlerinden biri sayıyor…

Yani hem siyah hem beyaz alanlarda mücadele…

Hem Hükümette, hem muhalefette…

Hem “Resmi” olsun, protokolün gereğini yapsın, hem de “muhalif” olsun, lafını esirgemesin, gümrüğe çadır kurup TOMA yolu gözlesin…

Ha, bir de “gri” alanlar var tabii…

Dinci dayatmalara karşı duranların tepkilerini “abartılı” bulmak, “İlahiyat Koleji’nin öğretmenlerinin tayinine sen onay verdin” diyerek KTÖS’ü işaret etmek, 1 partinin “gri” alan içinde de boş durmamasını gerektiriyor…

Yani “cepheler” çok… Hükümette ol, resmi takıl, protokola uy…

Sisteme muhalifim de, “toplumun hassasiyetleri”ni es geçmediğini göstermek için; hafif tonlu, iç gıdıklayıcı “rest”çikler çek…

“Gri alan”daki siyasi çıkışlara da mahcup ve dikkatli, kırıp dökmeden “ayar” ver…

Üç tane savaş alanı; 1 partinin işi gerçekten çok zor… Partideki yeni politik yüzlerin işi daha da zor… Partideki solcu genç ilericilerin işi bin kat zor…

Ama; Tanrı Aşkına… (İlahiyat Koleji aşkına)

Bizim; Kıbrıslı Türkler olarak asıl “açmaz”ımız bu “iki”; hatta “üç” yüzlü politik tavırlarımız değil mi?
İnanın; bunu yalnızca CTP’nin değil, Kıbrıslı Türkler’in temel sorunu olarak görüyorum.

Bu yüzden de bir “sol” parti hükümete ortak edildiğinde “ıvırıp kıvırmasına” şaşırmıyorum…

“Sistem” size kapılarını açıyor, sizi içeriye alıyor, parayı da cebinize koyuyor… Siz de tüm bunları bilerek ve isteyerek, sınırları çizilmiş bir “alan”da politika yapmayı kabul ediyorsunuz…

“1974 itibarı ile birincil otorite değiliz” diyor Birikim Özgür… Ne 1974’ü, ne 63’ü, ne 58’i…

Kıbrıslı Türkler tarihlerinin hiçbir döneminde “Birincil otorite” olmamışlardır ve bunu “yıkmak” için de ciddi bir savaşım vermemişlerdir…

Bu yüzdendir ki, yakın geçmişimizde hep “çoğunlukla” yönetimde bulunmuş sağ siyaset; Türkiye’yi idare edenlerin ne dinci ne de ekonomik  dayatmalarından rahatsızlık duymuştur.

Sözünü ettiğimiz “hassasiyet” daha çok sol kesimin sahiplendiği bir “tepkisel” karşı duruştur.

Bu “karşı duruş”un bile toplumsal tabanının gücünden, kararlılığından emin değilim…

Neden mi?

Çünkü bu “hassasiyet”in politik temsilcileri, hem cami açarlar, hem Kuran Kursu’na karşı çıkarlar; hem İlahiyat Koleji açarlar, hem “Devrimci sosyalist” olduklarını söylerler…

Zor; gerçekten zor… Üç alanda birden mücadele… Tanrı yardımcıları olsun…

O olmazsa Beşir Bey olsun… 

Hatta; gelen gelişinde Beşir Hoca, bizimkilere “İlahiyat Koleji’nde “Fahri Doktora” cübbesi giydirsin, bir sonraki gelişinde “Tesettür Oteli”nin temeline “çamur”u bizimkiler döksün…

Hatta; Ankara’dan “çamur” getirilmesine sert biçimde karşı duralım… Bizim yerli müteahhitlerin yoğurdukları “çamur”larla atalım Müslüman Türk cemaatının geleceğinin temellerini…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here