HRISTOFYAS: “Eroğlu ile Talat’tan Daha İyi İlişki Kurduk”

0
200
HRISTOFYAS:

 

Rum Yönetimi Eski Liderlerinden Dimitris Hristofyas görevden ayrıldıktan sonra Kıbrıs Türk basınından ilk kez Fatma Kişmir’e konuştu.
Kıbrıs GENÇTV Haber Müdürü ve GAZETE360 Güney Kıbrıs Temsilcisi Fatma Kişmir’in gündeme dair sorularını yanıtlayan Hristofyas, İkinci Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’a sert eleştiriler yöneltirken, Kıbrıslı Türkler’e sağlık yardımlarının kesilmesine de karşı olduğunu söyledi.
“Talat yoldaş olduğunu kanıtlayamadı” diyen Hristofyas, Kıbrıs sorunun çözümüyle adanın her iki tarafında da anavatanlara olan göbek bağından kurtulmak gerekliliğine vurgu yaptı.
 

KIBRISLI TÜRKLERLE İLGİLİ ÇALIŞMALARI

F.K… Bir süre dinlendikten sonra yeni bir ofis açtınız. Yeni çalışmalar olacağı, Kıbrıslı Türklerle de ilgili yakınlaşmalar anlamında bir takım çalışmalar olacağını duyuyoruz. Bunlar ne kadar doğru?

D.H… Öncelikle bir insan olarak ülkemizin, Kıbrıs halkının meseleleriyle ortak konularla ilgilenen bir insan olarak pek dinlenmeyi bilmediğimi ifade edeceğim. Elbette bir ara verdik bu ara içerisinde düşündük taşındık. Bundan sonraki adımlarımıza ilişkin düşünceler ürettik. Biz partimizin çocuklarıyız. Partimiz Kıbrıs ve Kıbrıslı emekçiler için çalışan bir partidir. İşçi sınıfının partisi AKEL ile yakın bağlarımı sürdürmeye devam ediyorum. Bugün Parti’nin lideri değilim ama partinin merkez komitesinin üyesiyim. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrasında da aktif bir biçimde katkılarımı sunmaya çalışacağım. Ülkemizin, halkımızın ekonomik krizden çıkmasını, ülkemizin halkımızın Kıbrıslı Türk Kıbrıslı Rum halklarının yeniden birleşmesi için hizmetlerimi katkılarımı sunmaya çalışacağım.

Herkesin de bildiği gibi gerçekten Kıbrıs Türk toplumuyla yakın ilişkilerim var ve bunları sürdürüyorum. İnanıyorum ki Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler inandıkları tanrıdan, konuştukları dilin faklı olmasından bağımsız olarak aynı vatanın çocuklarıdır ve aynı vatanın çocukları olarak hareket etmelidirler. İki toplumun da ilerici güçleri, gerek emperyalizm gerekse de Türkiye tarafından gündeme gelebilecek olan dayatmalara karşı birlikte karşı koyabilmelidirler.

Bu vesileyle size  teşekkürlerimi ifade etmek istiyorum. Hiç unutmayalım ki bizler Kıbrıslı Rumlar ve Kıbrıslı Türkler aynı kazanda kaynamaktayız. Bu anlamıyla ilişkilerimizin, iki toplumun ilişkilerinin daha fazla olması gerektiği düşüncesindeyim. Gerek meclis başkanlığı, gerekse cumhurbaşkanlığı görevinde olduğum dönemde tıpkı Kıbrıslı Rum örgütlü yapılara olduğu gibi, Kıbrıslı Türk örgütlü yapılarla da ilişkilerimi, temaslarımı sürdürdüm. Ve bu çerçevede edindiğim tecrübeyi değerlendirmeyi düşünüyorum ve bundan sonrasında da ülkemizin ve halkımızın işgalden, yabancılardan kurtulabilmesi için çalışacağım. 

BM kararlarında belirtildiği gibi iki toplumun siyasal eşitliğinin olacağı, iki bölgeli, iki toplumlu bir federasyon çözümüne ulaşarak ülkemizin, halkımızın ve ekonomimizin birleşik olacağı federasyona, tek egemenliği ve tek vatandaşlığı, tek uluslararası kimliği olan bir devlete ulaşabilme mücadelesine ben de kendi olanaklarım çerçevesinde katkıda bulunmaya devam edeceğim.

Bu vesileyle bir diğer alan olan konuya da değinmek istiyorum. O da Kıbrıs halkıyla ben tecrübelerimi edindiğim deneyimleri paylaşmak istiyorum. Gerçekten bu geçen zaman içerisinde gerek milliyetçiliğe ve şovenizme karşı mücadelede, gerek Kıbrıs halkının bağımsızlığının tamamlanması, Kıbrıs’ın kurtuluşu için verdiğimiz Kıbrıslı Rumların ve Türklerin verdiği ortak mücadelenin sunduğu tecrübeleri yazmak istiyorum.

Elbette tüm bu yaşadığımız, edindiğimiz tecrübeleri güllerle döşenmiş bir yolda ilerleyerek edinmedik. Geçmişten gelen milliyetçiliğe, şovenizme karşı mücadeleler sürecinde yer aldık. Geçmişte daha gizli bir biçimde kendisini hissettiren sınıf savaşının içerisinde yer aldık. Son yıllarda kendisini artık  sınıf  çok daha açık bir şekilde hissettiriyor ve adeta tüm toplumu endişelere, korkulara sürükleyecek boyutlara varıyor.

 

“… Yoldaş kelimesi, yoldaş kavramı bir içeriğe sahiptir, sıradan bir kelime değil, adeta kutsal bir kelimedir, Mehmet Ali Talat ile ilişkilerimizin bu anlamıyla yoldaşlığı kanıtlanamadı…”

 

“…Sayın Eroğlu ile Kıbrıs sorunu hakkında çok farklı görüşlerimiz vardır. Ancak gerçekten sayın Eroğlu ile karşılıklı saygıya dayalı çok içten görüşmelerimiz oldu. Sosyal ilişkilerimizi geliştirdik. Ne  yazık ki bunu Mehmet Ali Talat ile aynı derecede gerçekleştiremedik…”

 

“EROĞLU İLE İLİŞKİLERİMİZİ GELİŞTİRDİK TALATLA YOLDAŞ OLAMADIK”

F.K…  Bunları dinlediğimiz zaman Kıbrıslı Türklerle yakınlaşma konusunda, çözüme gidilen yolda istekli olduğu, içinde en azından belki aktif olarak yapamazsanız da bu tür düşüncelere sahip olduğunuzu biliyoruz. Kıbrıs Türk toplumu da bunu biliyor. Ama pratikte hayata geçemedi. Örneğin iki tane yoldaş, başkan oldunuz, sayın Talat ile birlikte, ama ne yazık ki çözümü gerçekleştiremediniz.
Bu mesajı alırken bunu sadece dilek ve temenni şeklinde değil de  daha aktif, çalışmalar yapabilecek misiniz? AKEL’in merkez komitesindesiniz, örneğin, Kuzey’de sivil toplum örgütleriyle AKEL arasında geçmişten de ders alınabilecek bir şekilde daha fazla yakınlaşmayı sağlayacak daha fazla çözüm sürecine katkıda bulunacak somut çalışmalar yapabilecek misiniz?

D.H…  Öncelikle  şunu belirtmek istiyorum. Yoldaş kelimesi, yoldaş kavramı bir içeriğe sahiptir, sıradan bir kelime değil, adeta kutsal bir kelimedir. Yoldaş kelimesinin içeriğini düşünmeliyiz, ne anlama geldiğini düşünmeliyiz diyorum. Yoldaş kelimesi sadece karşımıza hitap ederken kullandığımız bir kelime midir yoksa ortak bir mücadeleyi paylaşan, güçlüklere birlikte göğüs geren, karşılıklı olarak birbirlerine saygı duyan ve aynı yolda ilerleyen insanlar mı yoldaştır. Bu anlamıyla demek istiyorum ki Mehmet Ali Talat ile ilişkilerimizin bu anlamıyla yoldaşlığı kanıtlanamadı.

Bu konuda daha fazla konuşmak istemiyorum. Şunu belirtmek istiyorum, Kıbrıs Türk tolumu içerisindeki gerek sivil toplum örgütleriyle, gerekse de halktan insanlarla benim geçmişte de ilişkilerim oldu. Bundan sonrasında da olmasını istiyorum. Kıbrıs sorununun çözümü için verilen mücadelede, katkıda önemli katkıları olan Kıbrıs Türk toplumu içerisindeki ilerici örgütler, ilerici insanlar mevcut. Kıbrıs sorununun çözümünü gerçekten isteyen, istekli Kıbrıslı Türk örgütlenmeler var. Sendikalar var, sivil toplum örgütleri var bireyler var. Ben de bu insanlarla ilişkilerimi sürdürmek ve geliştirmeyi arzuluyorum.

Bu noktada hem küçük bir şikayetimi hem de teşekkürümü dile getirmek istiyorum. Öyle ki yakın bir süre önce köyümü ziyaret etme olanağı buldum ve köyümü ziyaret ettim. Bu ziyareti gerçekleştirirken aynı zamanda BKP Başkanı İzzet İzcan ile de görüşme olanağım oldu. Bu ziyaretimle ilişkili olarak duyabildiğim, görebildiğim kadarıyla tek olumsuz yorum sizin yoldaşım olduğunu söylediğiniz Mehmet Ali Talat’dan geldi. Ben Kıbrıs Türk yurttaşlarla, dostlarımla temaslarda bulunmayı olumlu karşılanacak bir hareket olarak görüyorum, irdeliyorum ve barikatlarda geçişte herhangi bir güçlükle karşılaşmadım. Bu noktada gerçekten gerek İzzet İzcan’ın gerek Özdil Nami’nin yardımları oldu. Ve ben barikatlardan sorunsuz geçtim. Günlük yaşamda ben bu olumlu temasların sık bir şekilde gerçekleşmesi gerektiğini düşünüyorum.

İstediğim zaman köyüme Karpaz’a gidebilme olanağım olmalı diye düşünüyorum. Kıbrıslı Türk dostlarımla görüşmeyi arzuluyorum. Aynı zamanda siyasi rakip olarak görünenlerle de ilişkilerde temaslarda bulunmak istiyorum. 

Bu noktada şunu vurgulamak istiyorum. Sayın Eroğlu ile Kıbrıs sorunu hakkında çok farklı görüşlerimiz vardır. Ancak gerçekten sayın Eroğlu ile karşılıklı saygıya dayalı çok içten görüşmelerimiz oldu. Sosyal ilişkilerimizi geliştirdik. Ne  yazık ki bunu Mehmet Ali Talat ile aynı derecede gerçekleştiremedik. Ben bu konuda kimseyi suçlar mahiyette konuşmuyorum. Sorumluluğu kimsenin üzerine atmıyorum. Ancak inanıyorum ki, Kıbrıs dışındakilere hoş görünmek için tepki konulmaması gerekiyor. Eğer insanlar bir takım konularda katkı koymak istiyorlarsa, örneğin ben gerek meclis başkanlığım, gerek Cumhurbaşkanlığım süresinde, Atina’nın hoşuna gitmek amacıyla hareket etmedim. Ben hareketlerimde yegane ölçüt olarak Kıbrıs ve Kıbrıs halkının çıkarlarını göz önüne alarak hareket ettim. Bu çerçevede yaptıklarım Atina’nın hoşuna gittiyse gitti, gitmediyse gitmedi.

CTP ile AKEL’in ilişkileri sürecine baktığımızda tarihte gerçekten iki partinin ilişkilerinin çeşitli aşamalardan geçtiği görünmektedir. İki parti arasında gerçekten yakın yoldaşlık ilişkilerinin,  güzel yoldaşlık ilişkilerinin olduğu dönemler oldu. Bunun yanı sıra zorlu sıkıntılı dönemler de oldu.
Ben komünist demeyeceğim ama bir solcuyu dahi üzecek dönemlerin, aşamaların yaşandığı da oldu. Ben şu anda bir tarihsel ilişkiler sürecini değerlendirmesini yapıp, iki parti arasında herhangi bir zıtlaşma yaratma amacında, niyetinde değilim. Tam aksine niyetim, bu iki parti arasındaki ilişkilerin, dostluk ve işbirliği ilişkileri olması görüşündeyim. Sizin de dediğiniz gibi, gerçekten iktidara geldiğinde hoşa gitmeyi isteyenler olabilir. Ancak kimin hoşuna gitmek? Toplumu kucaklamaksa toplumun hangi kesimlerini kucaklamak? Taksimci egemen kesimleri mi kucaklamak, yoksa sıradan emekçi insanları, halkı mı kucaklamak?

Sayın Gül’ün sayın Erdoğan’ın yıllarca Kıbrıs Türk toplumu içerisine belirli bir rolü olan askerin ve egemen çevrelerin kucaklanması mı? Yani bir kaymak tabakanın kucaklanması mı, yoksa sıradan halktan insanlarla mı iç içe olmak, bu insanları mı kucaklamak?

Ben Kıbrıs sorununa ilişkin olarak doğru gördüğüm bir çizgiyi izledim, izlemeye çalıştım. Bu çerçeve içerisine elbette Başpiskopostan bu sistemin ekonomik siyasal çevrelerine kadar çatışmaya girdiğim kesimler oldu. Gerçekten halkı kucaklamak istiyorsanız, düzenle çatışmaya girmek zorunda kalırsınız.

 

MARAŞ’IN İADESİ

F.K…. Biraz da son zamanlardaki gelişmelere dönmek istiyorum. Kuzey’de çok fazla tartışılan konulardan bir tanesi, şu andaki Rum yönetimi lideri Anastasiadis’in önerisi olarak gündeme gelen Maraş konusu. Maraş konusunda çok fazla tartışma var. Özellikle kuzeyde Maraş İnisiyatifi bir sivil toplum örgütü ve Maraş’ın belli kurallar çerçevesinde esas sahiplerine verilmesini savunuyor. Sizin Maraş konusuna bakış açınız nedir?

Maraş konusunu öne çıkarmak veya Maraş’ın eski sahiplerine şu anda iadesi bütünlüklü çözüme bir katkı olur mu; yoksa bütünlüklü çözümden uzaklaşılarak, parça parça çözümle bütünlüklü çözümün sonlandırılması yönünde bir sorun çıkartır mı?

D.H…..Bakın, parça parça çözüm sözünü edenler, özünde Maraş’ın iadesini istemeyenlerdir. Maraş’ın iadesini duymak dahi istemeyenlerdir. Bu bölgenin yasal sakinlerine iadesi konusu yeni bir konu değildir. Ancak sizin de belirttiğiniz gibi son dönemde gerek sayın Anastasiadis’in bu konuya ilişkin olarak yaptığı değinmelerle, gerekse de Kıbrıs Türk toplumunun içinde yaratılmış olan inisiyatiflerle bu konu tekrar gündeme gelmiş olan aslında eski bir konu.

Hepimizin de bildiği gibi 1985’ten itibaren, BM güvenlik konseyi oy birliği ile aldığı kararla Türkiye’den bu bölgenin yasal sakinlerine iade edilmesi ya da BM yönetiminde yasal sakinlerinin bu bölgeye dönebilmesi gerektiğini belirterek, bu bölgenin iadesini belirtti. Ancak bu bölge yasal sakinlerine açıldığı takdirde hemen ertesi gün, orası insanlarla dolup canlanacak anlamına gelmemektedir. Çünkü bu bölgenin belki de 2-3 belki de daha fazla yılını alacak bir yeniden inşa sürecine ihtiyacı vardır. Ancak bu bölgenin yasal sakinlerine iadesiyle birlikte, gerek psikolojik olarak gerek manevi olarak öylesi bir dinamizm, öylesi bir destek gündeme gelecektir ki, bu bugün giderek iki toplumda da azalmaya yüz tutmuş olan çözüm umudunu güçlendirecek ve aynı zamanda çözümün de mümkün olduğunu da gösterecek bir gelişme olacaktır.

Ben hatırlıyorum Sayın Eroğlu ve eşiyle oturup sohbet etiğimiz esnada, Sayın Eroğlu’nun eşi, kendisinin Kıbrıslı Rum dostlarıyla, komşularıyla birlikte oturup kahve içtiği, günlük sorunları konuştuğu günleri özlediğini dile getirmişti. Yani geçmişte olduğu gibi Kıbrıslı Rumların ve Kıbrıslı Türklerin birlikte dostluk içinde yaşayabilecekleri koşulların yaratılmasının olanağını, zeminini yaratmaya bu yardımcı olur diye düşünüyorum. Ayrıca bu bölgenin yasal sakinlerine iadesinin, Türkiye’nin de lehine olacağını düşünüyorum. Çünkü Türkiye’nin AB ile müzakeresinde kapalı olan başlıklarının açılmasına da yardımcı olacaktır.

Kıbrıs Türk toplumunun ticaretinin gelişmesine yardımcı olacaktır. Ekonomik ve sosyal olarak gelişmeye katkıda bulunacaktır. Kıbrıs bandıralı gemilere, Kıbrıs’tan kalkan uçaklara, Türkiye’nin limanlarının ve havalimanlarının açmasının da iki ülke arasındaki dostluğun gelişmesine de katkıda bulunacağını düşünüyorum. Tüm bunları göz önüne aldığımızda bir federasyon ile yeniden birleşmesini sağlayacak, çözüme gidilmesinde bunların büyük katkısının olacağını düşünmekteyim.

Nitekim ben Cumhurbaşkanı olduğum dönemde, Maraş bölgesinin iadesi konusunu gündeme getirmiştik ve o dönemde bu konuda BM Genel Sekreteri de destek vermişti. Ama bu bölgenin yasal sahiplerine iadesi konusu Kıbrıs Türk liderliğinin ve Türkiye’nin ortaya koyacağı tutuma bağlıdır.

Tekrar belirtiyorum ki, bu gerçekleştiği takdirde, gerçekten bugün giderek iki toplumda da azalmaya yüz tutmuş umudun yeninde canlanacağına ve Kıbrıslı Rumların ve Türkerin tıpkı şu anda bizim oturduğumuz konuştuğumuz gibi, birlikte olacakları, dostluklarını geliştirecekleri günlerin yaratılmasına da katkı koyacağı düşüncesindeyim.

 

“…gerek hidrokarbon yataklarının gerek doğal gazın ve diğer doğal zenginliklerin paylaşılması konusu görüşmelerde ele alınış bir konudur. Bu konuda belirli görüş birliklerine de varılmıştır. Nitekim ilk aşamada bu  zenginliklerin %85-%15 oranında paylaşılması ve ardından ulusal gelire katkısı oranında bu paylaşımın yapılması konusunda görüş birlikteliğine varılmıştır…”

 

“HİDROKARPON KONUSUNDA MASADA ANLAŞMAYA VARILDI”

F.K….Önümüzdeki Ekim ayında başlaması beklenen müzakere sürecinde demek ki Maraş konusu çok büyük bir ivme kazandıracak görüşünüz var. Peki  Ekim ayında müzakerelerin başlayacağını düşündüğümüz zaman, 50 yıldır neredeyse süren bir sorun, her defasında yeniden başlayacağı zaman taraflar, süper güçler bu konuyu istiyormuş gibi sunuluyor. Oysa dünyanın çok başka gündemleri var.

Ekim ayında başlaması beklenen görüşmeler süreci nasıl gitmeli, nasıl bir sonuca varılabilir? Buna hemen ilave etmek istiyorum, sayın Anastasiadis toprakla başlayalım dedi ama oysa siz toprağı en sona bırakmıştınız. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

D.H…Öncelikle şunu net bir biçimde dile getirmek istiyorum. Kıbrıs sorunu 1960’da çözülürken, yabancılar bir çözümü dayattılar. Ancak dayatılan çözüm iki toplumu bölen bir tohumu da içeriyordu. Ve o zamandan itibaren Kıbrıs Rum toplumu içerisinde Enosisciler, EOKA – B ve diğerleri, o devletin yıkılması yönünde faaliyet gösterdiler.
Kıbrıs Türk toplumunda ise başta TMT olmak üzere, taksimci güçler taksimi hedefleyerek hareket etiler. Bölgemizde yabancıların sunacağı bir çözümden söz ettiğimizde, bölgemizde faaliyet gösteren yabancılar kimler sorusu da gündeme geliyor. Bunlar eski sömürgecilerdir. Bir çözümden söz edildiğinde benim kanaatime göre esas olan Kıbrıslıların çıkarı olmalıdır. Yoksa Kıbrıs dışındaki güçlerin değil. Öncelikle Kıbrıslıların çıkarlarını gözeten bir çözüme ulaşılması gerekir. Bugün Avrupa Birliğine de girmiş olması vesilesiyle de AB’den de yaralanarak, iki toplumun anavatanlarla göbek bağlarını keserek, çözüm yönünde ilerlenmesi düşüncesindeyim.

Gerek doğal gazın, gerekse de hidrokarbon yataklarının bu amaca yönelik olarak kullanılması, iki toplum arasındaki ilişkilerin gelişmesinde de yardımcı olur diye düşünüyorum.

Öncelikle Türkiye’nin ya da Yunanistan’ın değil, Kıbrıslıların çıkarları hakim olmalıdır. Ve Kıbrıslıların vereceği kararla hareket edilmelidir. Bu çerçevede Kıbrıslılar eğer yabancılarla belirli işbirlikleri yapmak istiyorlarsa, elbette yapacaklardır. Ancak bu çerçevede yapılacak olanlar, yabancılar tarafından Kıbrıslılara dayatılan şeyler değil, Kıbrıslılar tarafından kendi çıkarlarına uygun bir biçimde belirlenen şeyler olmalıdır.

Çözüm sonrasında yapılan görüşmelerde, nitekim bu gerek hidrokarbon yataklarının gerek doğal gazın ve diğer doğal zenginliklerin paylaşılması konusu görüşmelerde ele alınış bir konudur. Bu konuda belirli görüş birliklerine de varılmıştır. Nitekim ilk aşamada bu  zenginliklerin %85-%15 oranında paylaşılması ve ardından ulusal gelire katkısı oranında bu paylaşımın yapılması konusunda görüş birlikteliğine varılmıştır.

Diyorsunuz ki, önümüzdeki günlerde görüşmelerin yeniden başlaması bekleniyor. Gerecekten görüşmelerin olabildiğince en kısa sürede başlamasını ümit ediyorum. Bu görüşmelere başlanırken, bugüne kadar görüşmelerde sağlanmış olan ilerlemenin, üzerinden anlaşmaya varılmış olan hususları ve görüşme zemininde teyit edilmiş olması gerekir diye düşünüyorum. Eğer ola ki, bir taraf ya da diğer taraf ya da iki taraf fa birden bu görüşmelerin sıfırdan başlanması yönünde hareket ederse, o zaman gerçekten geçmişte Sayın Mehmet Ali Talat ile birlikte sağlamış olduğumuz yakınlaşmalar bir kenara itilmiş olacaktır. Bu da ileriye dönük olarak sıfırdan başlanması ve bugüne kadar katedilmiş mesafelerin terk edilmesi anlamına gelecektir.

Çözümsüz geçen zamanın ne anlama geldiğini Kıbrıs Türk toplumu çok yakından bilmektedir. Demografik yapı değişmektedir, bugün yapılması gereken acilen ortak dilin bulunarak çözüm yönünde ilerlenmesi ve Kıbrıslıları çıkarlarına uygun bir ortak çözüme yeterince kısa  süre içinde ulaşılabilmesidir.

 

“…Çözümsüz geçen zamanın ne anlama geldiğini Kıbrıs Türk toplumu çok yakından bilmektedir. Demografik yapı değişmektedir…”

 

“…Eğer ola ki, bir taraf ya da diğer taraf ya da iki taraf fa birden bu görüşmelerin sıfırdan başlanması yönünde hareket ederse, o zaman gerçekten geçmişte Sayın Mehmet Ali Talat ile birlikte sağlamış olduğumuz yakınlaşmalar bir kenara itilmiş olacaktır. Bu da ileriye dönük olarak sıfırdan başlanması ve bugüne kadar katedilmiş mesafelerin terk edilmesi anlamına gelecektir…”

 

 

TRABZONSPOR UÇAĞI

F.K….Kıbrıslı Türkler her konuda hala mağdur. Her iki halk da bir acı yaşadı. Belki hala bu acının etkisindedir.
Sıkı bir Omonyacı olduğunuzu biliyorum ama Trabzonspor-Apollon maçiını izlediniz mi?

Bizde maçtan çok Trabzonspor’un adaya nasıl geldiği gündemde. Hala bunun tartışması oluyor. Tabii ki ambargolar uluslararası bir gerçek. Bunu her ne kadar görmezden gelmeye çalışsak da, kabullenmek istemesek de  veya sona ermesini istesek de bir gerçek var. En basit örneğini de bugün hiçbir takımla uluslararası düzeyde karşılaşamaması. Dolayısıyla Trabzonspor’un gelişi çok büyük gündem oldu. Ama güneyde bu konuyla ilgili bir haber dahi duymadık. Rodos’a konmadan buraya gelen uçak bu bir anlamda direk uçuş mu sayılıyor size göre? Bu konuyla ilgilendiniz mı?

D.H….Maçın olduğu akşam Derinya’da idim. Seyredemedim. Derinya’da sağlık sorunu olanlara yönelik destek amacıyla gerçekleştirilen bir konserdeydim.

Bakın biz Kıbrıslılar pek çok seferinde tek bir ağaca bakıp ormanı gözümüzden kaçırıyoruz. Tek bir ağaca da bakmalıyız ama ormanı da görebilmeliyiz. Bugün sizin de belirttiğiniz gibi çeşitli konular tartışılıyor. Futbol yerine, futbol dışında şeyler tartışılıyor.  Biraz yakın geçmişe gittiğimiz de yakın bir süre önce Kıbrıs Futbol Federasyonu ile Kıbrıs Türk toplumunu Futbol Federasyonu, liglerin birleştirilmesine yönelik olarak anlaşmanın neredeyse eşiğine gelmişlerdi ve ben de gerçekten anlaşmanın yapılmasını destekleyen tutumlar ortaya koydum. Ve destekleyen beyanlarda bulundum. Anacak birlerinin müdahalesiyle bu anlaşma yapılamadı. Bence spor ayıran değil birleştiren bir şey olmalı. İnsanları birleştirmeli. Şimdi ağaçtan söz etim, ormandan söz ettim. Tüm bu yaşananların sebebi nedir? Sene  1974’den buyana, ada’da de-facto olarak varolan taksim durumudur. Ve binlerce Türkiyeli askerin adadaki varlığının devam etmesidir. Biz diyoruz ki, hem uluslararası hukuk uygulansın, hem bu yönde sorunun çözümü yoluna gidilsin.

Şimdi uçuş planı havadayken sunuldu mu, Türk hava sahasını dışında mı sunuldu, yok uçak indi mi, inmedi mi tartışmaları, özünde gerçekten o kadar uzak ve teferruat ki…

Tabii tüm bunların gerçekleşmesi için Kıbrıs sorununun çözülmesi lazım. Bu noktada ben de mesajımı vermek istiyorum; acilen yapılaması gereken şey, Kıbrıs sorununun çözümüdür. İki toplum arasındaki ilişkilerin gelişmesidir.

Ülkemizde, ülkemiz insanlarının insan gibi yaşayabilmesidir. Sen Trodos’a giderken, ben 40 yıllık Dikomo’ya, Girne’ye giderken izinler peşinde koşmamalıyız. İzin almadan Kıbrıslılar Kıbrıs içerisinde istedikleri yere gidebilmelidir. Bugün bu yaşadıklarımız çağ dışı şeyler. Türkiye Kıbrıs Türk toplumunu çözüm yönünde  hareket etme konusunda rahat bırakmalıdır, serbest bırakmalıdır. Tekrar belirtiyorum, Kıbrıs Kıbrıslılarındır. Bu ülke biz Kıbrıslı Rumların, siz Kıbrıslı Türklerin ortak vatanıdır. Biz Kıbrıslı Rumların vatanı Yunanistan değildir. Kıbrıslı Türklerin de vatanı Türkiye değildir. Kıbrıslı Türklerin ve Kıbrıslı Rumların vatanı Kıbrıs’tır.

 

 

KESİLEN SAĞLIK HİZMETLERİ

F.K…Sağlık konusunda şu anda her ne kadar da burada Kıbrıs Rum yönetimi ekonomik kriz yaşıyorsa da sağlık hizmetleri dışında kalan tek kesim Kıbrıslı Türkler oldu. Kıbrıslı Türkler de bugün Kıbrıs Cumhuriyeti kimlik kartını taşıyan vatandaşlardır ve sağlık hizmetlerinde ayrımcılığa uğruyor. Özellikle kanser gibi ağır vakalar var. AKEL’den daha yüksek bir ses beklentisi vardı.

D.H…Gerçekten bu konuda ben az konuşacağım. Öz konuşacağım. Şöyle ki biz Kıbrıslı Türklere sunulan bu hizmetlerin kesilmesine karşıyız. Karşı da çıktık. Geçmişte bu yönde Kıbrıslı Türklere bu hizmetlerin sunulmasına yönelik, Tasos Papadabulos’un aldığı kararı biz desteklemiştik. Bu tutumumuz bazı milliyetçi şoven güçlerin ve onların demagojilerinin gündeme gelmesine neden oldu. Ama biz buna rağmen, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kıbrıslı Türklere yönelik bu hizmetleri sunmasından yana tutum içinde olduk. Bugün bu yapılanın yanlış olduğu görüşündeyiz. Benim bu sözlerimi duyan bazı Rumlar rahatsız olacaktır ama doğruya doğru demek lazım, yanlışa yanlı. Kıbrıslı Türklere sunulan bu hizmetlerin kesilmesi, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin yaşadığı sorunlara çare olacak bir şey de değildir. Diğer yandan sizin de belirttiğiniz gibi Kıbrıslı Türk yurttaşlar tarafından da ayrımcılık olarak algılanmaktadır. Ben sözlerimi tamamlarken kuzeydeki bütün yurttaşlarımıza sevgi mesajlarımızı iletmek istiyorum ve kendimin de Türkçe olarak bildiğim şu sözlerle son cümleyi söylemek istiyorum;

 ‘Kıbrıs’ta barış engellenmez.’