Hanife Aliefendioğlu: ‘Hayvanların Özgürleşmesi, Et Endüstrisinin Küçülmesi İle Mümkün’

0
270
Hanife Aliefendioğlu: 'Hayvanların Özgürleşmesi

“İçinde yaşadığımız kaynakların insafsızca israf edildiği, doğanın iç dengesiyle oynandığı, kaynakların bilinen en adaletsiz biçimde dağıtıldığı ve gıdaların devlet politikalarıyla zehirlenmesine göz yumulduğu bu dünyada daha sorumlu bir beslenme.”

“Hayvanların özgürleşmesi, et üretimi ve hayvansal gıda endüstrisinin ölçeğinin giderek küçülmesi ile mümkün.”

Röportaj: Hasan YIKICI

“Ancak tek tek bireyler olarak et yemeyerek bu yıkıcı büyümeyi sonlandırmada payımız olabileceğini görmüyoruz” diyor Aliefendioğlu ve devam ediyor “Etin ve hayvansal gıdaların faydaları konusunda o kadar çok ses çıkıyor ki ulus devletlerin bu konuda politika değiştirmelerini beklemek hiç gerçekçi değil. Bu durum vegan ve vejetaryenlerin tuzu kuru marjinaller olarak görülmesine neden olurken,  “politik” işler olmaya doğru itiyor.”

Daha sorumlu bir beslenme

Doc. Dr. Hanife Aliefendioğlu, veganık ve vejetaryenliği şöyle tanımlıyor: “İçinde yaşadığımız kaynakların insafsızca israf edildiği, doğanın iç dengesiyle oynandığı, kaynakların bilinen en adaletsiz biçimde dağıtıldığı ve gıdaların devlet politikalarıyla zehirlenmesine göz yumulduğu bu dünyada daha sorumlu bir beslenme.”

İşte Hanife Aliefendioğlu ile yaptığımız röportaj…

Nasıl vejeteryan oldunuz? Ne kadar süredir vejeteryansınız?
12 yıl önce kısa süreli denemelerden sonra kırmızı et ve tavuk eti yemeyi bıraktım. Zaten eti pek sevmediğim için ve etin besleyici değeri nedeniyle, daha özelde tek protein kaynağı olduğu için zorunlu olarak yenmesi gerekmediğini farkettiğimde bıraktım. Önceden de et suyunda pilav, etli sebze, tavuk suyuna çorba gibi şeyler tüketmezdim.

Kıbrıs gibi beslenme alışkanlığının et odaklı olduğu bir yerde nasıl besleniyorsunuz? Ne gibi zorluklarlar karşılaşıyorsunuz?
Düzenli olarak evde yemek pişiriyorum. Malzeme bulma sıkıntısı yaşamıyorum. Sanırım bir vegan ve vejeteryan grubu içinde yaptıklarımızı paylaşmamız da işimi kolaylaştırıyor.
Bu konuda güçlük dışarda yemek yendiğinde yani et yemeyen birisi kamusal alana çıktığında ortaya çıkıyor. İlk yıllar çok zorlu geçti. Dışarda yemek yediğimde sadece meze ve salata ile geçiştirmek zorunda kalıyordum. Zamanla yeni mönüler, geleneksel Kıbrıs yemeği yapan yerler arttıkça (etsiz moluhiya, çiçek dolması, ayrelli, enginar, bidda- badadez, bulez gibi) dışarda yemek daha kolay olmaya başladı.
Yemek servisi veren yerlerde vegan ve vejetaryenler çin düşünülmüş ana yemekler çok az. Hala restoranların çok azında mönülerde vegan ve vejetaryen işareti  var. Bu konuda bir adım atılmamış olması Kıbrıs’ın kuzeyinde yeterince vegan ve vejeteryan olmadığının bir göstergesi olarak da okunabilir. Böyle bir kitle oluşursa gıda sektöründe ve servisinde ciddi değişikikler olacaktır.

Favori yiyecekleriniz nelerdir?
Her tür sebze, tohum  ve meyve. Özellikle baklagiller ve içinde baklagiller olan yemekler. Örneğin siyah fasülye ezmeli tortilla. Baklagiller ciddi bir protein kaynağı olduğu için hergün almaya özen gösteriyorum.

Gerek toplumsal gerekse de kültürel koşullardan kaynaklı tepkilere, alay etmelere veya ötekileştirmeye maruz kaldığınızı hissettiniz mi? Çevrenizdekilerin yaklaşımı nasıl oluyor size?
Doğrudan değil. Dolaylı olarak belki. Etin temiz olduğuna, tanıdık kasaptan alındığına ikna edilmeye çalışıldığım oldu.  Topluca yemek yenilen yerlerde et yemediğimi söylememeyi tercih ediyorum. Ancak teklif edildiğinde veya servis edilmeye kalkışıldığında söylüyorum. Beni yemeğe davet eden ve et yemediğimi öğrendiklerinde bana yeterince yemek olmadığını düşünen ev sahiplerini üzmek istemiyorum. Aynı şekilde benimle aynı masada yemek yiyenlerin “sen de birşey yiyemedin” demelerini istemiyorum. Neden böyle bir beslenmeyi benimsediğimi anlatmaktan da çok hoşlanmıyorum sanırım. (Bu konudaki bıkkınlığım onyıllardır, neden “insan hakları” varken feminizme ihtiyaç olduğunu anlatmaya çalışmaktan kaynaklanabilir.) Bütün bunları sıraladığımda derinde bir ötekileştirme var galiba.

Vejetaryenlik/veganlık sizin için ne anlam ifade ediyor?
İçinde yaşadığımız kaynakların insafsızca israf edildiği, doğanın iç dengesiyle oynandığı, kaynakların bilinen en adaletsiz biçimde dağıtıldığı ve gıdaların devlet politikalarıyla zehirlenmesine göz yumulduğu bu dünyada daha sorumlu bir beslenme.

Yerel ve küresel ölçekte hayvan haklarının önemsendiğini düşünüyor musunuz? Hayvan özgürleşmesi sizce nasıl mümkün olur?
Kesinlikle hayvan haklarının önemsenmediğini düşünüyorum. Bu yerel ölçekte daha yakından tanık olduğum ve çok vaktimi ve enerjimi alan bir konu. Hayvan hakları da Kıbrıs sorununun çözümünden sonraya ertelenen bir sorun gibi duruyor. Bildiğimiz sıralama: Önümüzde bu kadar önemli bir sorun varken kim hayvan haklarından bahsedebilir ki?  Hayvanların özgürleşmesi, et üretimi ve hayvansal gıda endüstrisinin ölçeğinin giderek küçülmesi ile mümkün. Ancak tek tek bireyler olarak et yemeyerek bu yıkıcı büyümeyi sonlandırmada payımız olabileceğini görmüyoruz.  Etin ve hayvansal gıdaların faydaları konusunda o kadar çok ses çıkıyor ki ulus devletlerin bu konuda politika değiştirmelerini beklemek hiç gerçekçi değil. Bu durum vegan ve vejeteryanların tuzu kuru marjinaller olarak görülmesine neden olurken,  “politik” nişler olmaya doğru itiyor.

Kıbrıs’ın kuzeyinde hayvan hakları çok sayıda ruhsatlı silahın avcılık gerekçesiyle evlerde depolanmasından, doğada yaşayan bir çok türün avcılıkla yok edilmesine, av köpeklerinin sorumsuzca alınması, satılması, üretilmesi ve sokağa terkedilmesine kadar çok boyutta tartışılmayı bekliyor. Terkedilen hayvanların açlık ve susuzlukla mücadele etmesi, onlara hizmet verecek merkezlerin ve gönüllülerin çok az olması hayvan hakları konusunda gelinen düzeyi göstermeye yeter sanırım.
Bir sokak köpeğinin yalnızlığına, hastalılığına üzülen bizler akşam yemeğindeki kuzunun da benzer bir deneyimden geçerek masamıza geldiğini görmek istemiyoruz.

Vegan/vejetaryenlik diğer toplumsal hareketlerle (LGBT, feminizm, ekoloji) nasıl bir bağlantısı vardır veya olması gerekir?

Norm olanın dışına çıktıkları için bu hareketleri yanyana getiren çok durum ve neden var.   Norm kabul edilegelen heteroseksüelliği,  erkekliği, ve kebap kültürünü sorgulamak çoğunluk için bir tür tehdit içerdiğinden  bu grupların ortak hareket etmesi ve birbirine destek vermesi farklılık ve çoğulculuk açısından çok önemli.

Et cinayettir sloganı çok tepki çekiyor. Özellikle bu röportaj serisi sırasınca bu slogana çok tepki geldi. Et yiyenler ‘ne yani biz katil miyiz?’ diye savunmaya geçiyorlar? Sizce bu slogan bir ötekileştirme ve et yiyenleri karşıya alma içer miyor mu? Ve et gerçekten cinayet mi? Bu konuda vegan vejeteryanlar nasıl bir pozisyon izlemeli?

Memeli hayvanlar insanlarınkine çok benzer ve sinir sistemine sahip oldukları için tıpkı bizim gibi ölümden korkuyor ve acı çekiyorlar.  Biz eti tüketmeye hazır halde kasaplarda , et reyonlarında ya da işlenmiş ve pişirilmiş halde buluyoruz. Bu iki nokta arasında insan olarak yaşayan diğer canlılara sorumluluğumuz var.

Son zamanlarda biraz da Pazar oluşturmak için ‘etsiz et’ gibi vegan vejeteryanlar için yapay ‘etler’ üretilmekte. Siz bunu nasıl karşılıyorsunuz? Veganizm etsiz bir dünya tahayyülü değil mi?
Bu sanırım et yemeyi seven ve bırakamayanlar için tasarlanmış yeni bir strateji. Ben ete benzeyen şeyleri de sevmediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Ancak yapay etler için hayvanlara zarar verilmiyorsa ve yapay et üretimi mısır veya soya fasülyesi gibi kitlesel boyutlara ulaşmayacak ise bir itirazım yok.

Vejeteryan/vegan oldukta sonra kendinizi bir cümle ile nasıl tanımlarsınız?
Daha çok farkındayım.

Beraber olduğunuz kişinin vegan/vejeteryan olması sizin için önemli mi?
Değil. Et yemediğim için çok şey kaçırdığımı düşünmesin yeter.