Erdal GÜVEN Yazdı: “TOMA’nın Gör Dediği”

0
201
Erdal GÜVEN Yazdı:

Kıbrıslı Türkler ne yaptı etti TOMA denen ucubenin adaya girmesini engelledi.

Dünyanın belki de en absürd ihalesini iptal ettirdiler. Kırıp dökmeden üstelik. Dik durarak, tartışarak, ikna ederek. Baştan sona sivil bir direnişle.

Buna ancak şapka çıkarılır.

Bir yanlıştan, bir dayatmadan, bir oldu bittiden dönüldü. Hiç gerek yokken hem Kıbrıslı Türkler arasında hem de KKTC ile Türkiye arasında yeni bir gerilimin baş göstermesi önlendi. İşin maddi boyutu bir yana, enerji ve vakitlerini heba etmekten, yeni bir kutuplaşmaya tutulmaktan kurtuldu Kıbrıslı Türkler. Türkiye-KKTC ilişkileri de bir badire atlattı.

En az o kadar, belki daha da önemli bir gerçek var.

Simgesel de olsa öncelikle sivil toplum adına, sonra siyasi otorite adına ve nihayet tüm Kıbrıslı Türkler adına bir kazanç söz konusu. Türkiye'nin KKTC üzerindeki tahakkümünün dününü bugününü bilenler için küçümsenecek bir kazanç değil üstelik.

Bilmeyenler için şu kadarını söyleyeyim ki çok katmanlı, çok yönlü bir tahakkümden söz ediyorum. Siyasi, askeri, ekonomik, diplomatik, ideolojik, demografik ve hatta sosyolojik.

TOMA ihalesinin iptali o tahakkümün ördüğü duvarda açılan bir gedik. Her ne kadar küçük de olsa. Ama TOMA'nın gör dediği bir gerçek var ki hiç de küçük değil.

Kıbrıs meselesinin benim 'KKTC sorunu' diye nitelediğim bir boyutu olageldi hep.  Üç 'kaynak'tan beslendi bu sorun. İlki adanın bölünmüşlüğü. İkincisi KKTC'nin tanınmaması. Üçüncüsü de Kuzey Kıbrıs'ta Türkiye'nin güdümünde kurulmuş 'yerleşik düzen.'

İlk iki kaynağı kurutmak, bir başlarına Kıbrıslı Türklerin de Türkiye'nin de boyunu aşıyor. Bu yazının konusunu da…

Ama üçüncü kaynağın kurutulması Kıbrıslı Türklerin ve Türkiye'nin elinde.

Nasıl mı?
1 – Kuzey Kıbrıs'ın bir 'manda devleti', bir 'garnizon ülke' olmaktan çıkması ve sivil otoritenin kelimenin gerçek anlamıyla bağımsız karar alıp hareket edebilir hale gelmesi suretiyle Türkiye-KKTC ilişkilerinin tahakkümden kurtarılarak sivilleşip normalleşmesiyle,

2 – Kuzey Kıbrıs'ta sürecin sosyal boyutunu ihmal etmeden, kısa, hatta orta vadeli fedakarlıklar pahasına türlü çeşitli rantın değil, ortak aklın hakim olacağı, planlı ve programlı, rasyonel bir ekonomik sisteme geçilmesiyle.

Türkiye'nin KKTC üzerindeki tahakkümünün sona ermesinin olmazsa olmaz koşullarından biri KKTC'nin Türkiye'ye bağımlılıktan kurtulması. Bu, statükodan rant devşiren kesimler hariç her iki tarafın da yararına bir 'kazan-kazan' durumu aslında.

Yapılması gerekenler belli.

İzlenmesi gereken yol da belli.

Belli olmayan şu: Bu değişim, hatta dönüşüm için gerekli toplumsal destek ve siyasi irade ortaya konabilecek mi?

Önümüzdeki dönemde Kıbrıslı Türklerin vereceği en önemli sınav bu.

Doğrudur, atılacak adımların hiçbiri kolay değil. Ve fakat, son Dünya Bankası raporunun ortaya koyduğu gibi, KKTC için, 'Harekete geçmenin zamanı yarın değil, şimdi. Sorunlara çare bulmanın maliyeti gün geçtikçe azalmayacak, aksine artacak çünkü.'

Ekonomik alanda yapılan bu tespit Kuzey Kıbrıs'taki yerleşik düzenin tüm alanları ve Türkiye-KKTC ilişkilerinin genelinde de pekala geçerli.

Kaldı ki Türkiye-KKTC ilişkilerini 'tahakküm-bağımlılık' prangasından kurtaracak bir sürecin başlatılması, 'tüm sorunların anası' Kıbrıs meselesinde de Türk tarafının elini güçlendirir. Böylesi bir süreç Kıbrıslı Türklerin uluslararası areneda, özellikle de AB ve BM nezdinde itibarını yükseltmekle kalmaz, Rum muhataplarının karşısına daha bir özgüvenli oturmasını da sağlar.

TOMA'nın açtığı gedik genişletilmezse 'bağımsızlık' kisvesi altında 'bağımlılık' daha da derinleşir. Ve bir bakarız ki o gedik göz açıp kapayıncaya kadar kapanıvermiş.