Düzenin Temeline Konulmuş Bir Bomba Var

0
272

Bir gün birisi çıkar da size “ Sana günaydın dersem,  benim ne menfaatim olacak ?” diye sorarsa sakın şaşırmayın…

Gidişat o yöndedir çünkü… Küçük memleket olmanın verdiği avantajı dezavantaja çevirdik. Kendimizi yok etmek için çok yoğun bir uğraşı içindeyiz.

Kötümser başladım değil mi! İyimser olmak için birçok neden olabilir ancak böyle giderse onlar da kaybolup gidecekler…

Kamusal alanda görev yapan ve doğrudan doğruya vatandaşla teması olan bazı kişilerin bulundukları mevkiinin nimetlerinden her ne suretle olursa olsun yararlanmak ve nalıncı keseri gibi “hep bana! hep bana!” diyebilmek adına öyle bir davranış içerisinde olurlar ki hayret etmemeniz mümkün değil.

Görev başında iken hemen değişir ve bunu er ya da geç size öğretir.

Selam verirsiniz yarım ağız alır veya sizi görmemezlikten gelir.

Haklı olduğunuz bir işi yaptırmak için ona yanaşmanız, eğer yöntemini bilmezseniz boşuna!

Şimdi değineceğim hususlarla yukarıda yazılanlar ne alaka diyeceksiniz.

Bunu duyar gibiyim! Hele biraz sabırla ne demek istediğimi kolayca anlayacaksınız.

Sözlerim genele değil.  Sözlerim özellikle kamu sektöründe görevi icabı köşe başını tuttuğunu ve küçük küçük dağları kendisinin yarattığını sanan ve her şeyi bilir iddiasında olanlaradır! Onlar da zaten kendilerini çok iyi bilirler!

Lafı fazla gevelemeden ve de uzatmadan bu gibilere birkaç lafım olacaktır.! Herkesin her şeyi bilmesi olanaksızdır beyler!

Ordinaryüs prof. dahi olsanız bilmediğiniz o kadar şey vardır ki! Mühim olan kişinin “ne bildiğini bilmesi” diğer bir deyişle “ne bilmediğini kendi kendine itiraf etmesidir”.

Bazılarımız kendini yetiştirmeye ve bilmediklerini özele indirgemek suretiyle öğrenmeye çalışır ve konuştuğu veya yapmayı düşündüğü hususlarda azdan çoktan bilgi sahibi olur. Boşa konuşmazlar!

Bunun tam tersine bir masanın arkasına konulmuş olan ve adına “ makam koltuğu “ denilen koltuğa oturur oturmaz “oldum havasına girenler” o kadar çok ki! Bu husus onların söylemlerine ve yaptıklarına yansır. Bu gibilerin sayısı her geçen gün az da olsa artmaktadır. Acı olsa da ülkemizde yaşanan gerçek bu!

Tüm bunların bir suçlusu varsa, başta bizleriz inanın!  İşimizin olması uğruna haklı olduğumuz bir konunun çözümlenmesini bize yapılmış bir lütuf gibi sunulmasına razı oluruz.

Karşımızdaki kişiye gerekli saygının çok ötesinde saygı ve hürmette bulunur, dalkavukluk derecesinde eğilir bükülürüz ve bu nedenle korkarım ki;  karşı tarafın kendisini erişilmez görmesine neden oluruz. 

İşimizin erken olması pahasına, neredeyse her şeye katlanırız. Ondan sonra da işimizin zamanında ve gereği gibi olmadığı ile ilgili yakınırız.

Eğri oturalım doğru konuşalım… Bu küçücük ülkede demokrasi olduğunu savunduğumuz devlet düzeni içerisinde yaşam sürdürürken, insanca ve onurumuzu ayaklar altına almadan yaşamak ister miyiz? İstemez miyiz? 

İlk önce buna karar vermek zorundayız.

Ondan sonra yapılacak işler ardı ardına sıralanabilir.

Vatandaş olarak yerine getirmek zorunda olduğumuz görevler ve uymamız gereken kurallar olduğu gibi,  bize hizmet için ve bizim ödediğimiz vergilerle ( dış yardımları bir an için fazla kurcalamadan)  maaş alanların ve yasaların öngördüğü yetki ve sorumluklarla donatılanlar; ayırım gözetmeksizin, yasaların öngördüğü süreler içerisinde sorunlarımıza çözüm bulmakla yükümlüdürler.

Bu memlekette çalıştığının karşılığı ne ise aldığında şükretmesini bilen, görev ve sorumluluklarını eksiksiz değil ancak gereği gibi yerine getirmeye çaba gösteren bireylerin yüzdesinin çoğalmasına ihtiyacımız vardır!

Komşusunun sahip olduğu olanakları düşünerek üzülen kişilere değil…

Hep birlikte insanca, kimseye minnet olmadan devlet ile olan ilişkilerimizde birileri önünde eğilip bükülmeden ve onurumuzdan bir şeyler yitirmeksizin,  bu düzenin temeline konulmuş bombayı etkisiz hale getirmek suretiyle, demokratik ve insanca yaşanacak aydınlık bir yarınlarda buluşmak dileğiyle!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here