Dışişleri Bakanlığı Bütçesi Görüşülürken Kıbrıs Konusu Gündem Oldu

0
57
Dışişleri Bakanlığı Bütçesi Görüşülürken Kıbrıs Konusu Gündem Oldu

Bu bölümde ilk konuşmayı Dışişleri Bakanı Emine Çolak yaptı. Çolak, Dışişleri Bakanlığı olarak en önemli önceliklerinin müzakere sürecine destek vermek olduğunu dile getirdi. Müzakerelerin başarıya ulaşması için azami gayret sarf ettiklerini söyleyen Çolak, Bakanlık olarak müzakere süreçlerine verdikleri desteği anlattı.

Çolak konuşmasında şunları söyledi:

“Dışişleri bakanlığı olarak en öncelikli hedefimiz, hükümet programında da yer alan Kıbrıs sorunun çözüme yönelik sürdürülmekte olan müzakere sürecine destek vermektir. Bakanlığımız, yeni cumhurbaşkanımızın göreve başlamasıyla son derece olumlu bir atmosferde yeniden başlayan ve hedefe yönelik yürütülen müzakerenin başarıya ulaşabilmesi için azami gayreti sarf etmektir.

Bu çerçevede görüşme heyeti içerisinde müsteşarımız da yer almakta, iki deneyimli meslek memuru da  müzakere heyetine destek sağlamaktadır”

“TEKNİK KOMİTE ÇALIŞMALARININ ALTYAPISINI DIŞİŞLERİ BAKANLIĞIMIZ OLUŞTURMAKTADIR”

Emine Çolak, liderler ve müzakereciler düzeyindeki çalışmalara paralel olarak sürdürülen teknik komite çalışmalarının altyapısını da dışişleri bakanlığının oluşturduğunu söyledi.

Çolak, “Bu kapsamda, bakanlığımızın siyasi işler müdürü geçiş kapıları teknik komitesinin; ekonomik, kültürel ve sosyal işler müdürü ise insancıl konular teknik komitesinin başkanlığını yürütmektedir. Bunun yanısıra, tüm teknik komite çalışmalarına bakanlığımız meslek memurları vasıtasıyla katkı konmakta ve kamu kurumlarının etkin bilgilendirilmesi sağlamaktadırlar” dedi.

Çolak, şöyle devam etti:

“Bakanlığımız ayrıca, iki liderin aldığı kararlar uyarınca açılması öngörülen iki yeni geçiş kapısının açılması için gerekli çalışmaları yürütmekte ve gerek ülkemizin ilgili kurum ve kuruluşları gerekse birleşmiş milletler ve Avrupa birliği gibi diğer uluslararası kurumlarla işbirliği ve koordinasyon içinde, fiziki altyapı projesinin hazırlanması ve finansmanının sağlanması ile, kapıların süratle açılması için çaba sarf etmektedir. Bunun yansıra, bakanlığımız memurları, sayın cumhurbaşkanı, sayın başbakan ve diğer bakanlarımızın yabancı diplomatlar ve ülkemizi ziyaret eden siyasilerle gerçekleştirdikleri görüşmelerde raportörlük görevlerini sürdürmektedirler”

AB İLE İLİŞKİLER

Emine Çolak, Avrupa Birliği ile ilişkilerin daha kurumsal bir hale getirilmesi için Bakanlar Kurulu kararıyla ilgili kurumlardan temsilcilerin de katılımıyla AB Uyum Grubu oluşturulduğunu söyledi.

Çolak, “ Grubun koordinatörlüğü bakanlığımıza atfedilmiştir.  Bu grup, Kıbrıslı Türklerin kapsamlı çözüme ve Avrupa Birliği’ne hazırlanmalarının yanı sıra halkımızın hak ettiği seviyede yaşam kalitesine erişebilmesi adına çok önemli bir misyonu yerine getirmek amacıyla çalışmalarına devam etmektedir” dedi.

Dışişleri Bakanı Çolak, şöyle devam etti:

“Bakanlığımızın uluslararası platformlarda diğer önemli görev ve sorumlulukları yanında, müzakerelerin yoğun bir şekilde devam ettiği bu dönemde, kurulması hedeflenen federasyonun eşit siyasi ortağı olan Kıbrıslı Türklerin çözüm yönündeki istençlerini dünyaya duyurmak; Kıbrıs sorununun çözümünün uluslararası toplumun gündemi ve öncelikleri arasında tutulmasını sağlamak ve müzakere sürecinin korunmasını teminen destek almak amacıyla yurtdışı ziyaretler gerçekleştirmektir”.

“HER DÜZEYDE YURTDIŞI TEMASLARI DEVAM ETMEKTEDİR”

Bakanlığın her düzeyde yurtdışı temaslarına devam ettiğini kaydeden Çolak, “Şüphesiz ki yurtdışı temaslarımız müzakere sürecine destek verilmesi ve muhataplarımıza doğrudan bilgi verilmesi açısından büyük öneme haizdir. Bakanlığımızdan her seviyede yurtdışına gerçekleştirilen ziyaretlerde muhataplarımızın bizleri dikkatle dinledikleri ve taleplerimizi ilgili platformlarda dile getirdikleri gözlemlenmektedir” dedi.

“Bakanlığımız, uluslararası alanda Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs sorunun çözüm odaklı vizyonunu ilgili çevrelerin dikkatine getirmenin yanı sıra, ülkemiz içindeki çözüm vizyonunu da canlı tutabilmek adına çalışmalar sürdürmeye devam edecektir” diyen Çolak şöyle devam etti:

“Kıbrıslı Türklerin pozisyonunun yurtdışında duyurulması bağlamında, Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı başta olmak üzere uluslararası örgütlerin faaliyetleri merkez ve yurtdışı uygulama birimlerimiz tarafından takip edilmektedir. Bu örgütlerin farklı düzeydeki toplantılarına ve etkinliklere katılıp dış politika hedeflerimizin ilerletilmesine yönelik girişimler yapmakta ve yazışmalar gerçekleştirmekteyiz.

Bu çerçevede bakanlığımız, ülkemizin gözlemci üyesi olduğu uluslararası örgütler olan İslam İşbirliği Teşkilatı ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı ile ülkemiz arasındaki ilişkileri etkin bir şekilde yürütmektedir. Başta İslam İşbirliği Teşkilatı Genel Sekreterliği ve Ekonomik İşbirliği Teşkilatı Sekreterya’sı olmak üzere İslam İşbirliği Teşkilatı’na bağlı faaliyet gösteren kurum ve kuruluşlar ile üye ülkelerle sürekli temas içinde çalışmalarımız sürmekte ve bu kurum ve kuruluşlardan ülkemize üst düzey ziyaretlerin gerçekleştirilmesi, etkinliklerde ülkemizin temsil edilmesi ve etkinliklere,  ülkemizin ev sahipliği yapması yönünde çalışmalarımız devam etmektedir.”

“HEDEFLER ARASINDA ÜLKENİN EKONOMİK VE SOSYAL GELİŞİMİNE KATKI DA VAR”

Bakanlığın hedefleri arasında ayrıca, ülkenin ekonomik ve sosyal gelişimine katkı sağlamak olduğunu söyleyen Çolak, “Bu bağlamda, ülkemizin büyüyen ticaret, turizm ve eğitim sektörlerine çeşitli vesilelerle katkı yaparak genel ekonomik gelişimimizi güçlendirmektedir” dedi.

Çolak, şöyle devam etti:

“Bu çerçevede, bakanlığımız ve de bakan olarak bire bir yükseköğrenim kuruluşları, ekonomik çevreler, sivil toplum örgütleri ve bir çok paydaş ile yakın temaslar sürdürmekte ve bakanlığımız aracılığı ile onların etkinliğine ivme kazandırmak konusunda istişare ve işbirliği yapmaktayız.

Yükseköğrenime katkı ve dış ilişkilerini de genişletmek için her dönem 3. ülkelerde öğrencilere burs verilmekte olup, bu burslar ‘tanıtma, enformasyon ve tören giderlerine katkı’ projesi kaleminden karşılanmaktadır. Devlet bursu alan 3. ülke uyruklu öğrenciler ülkelerinde KKTC burs sisteminin birer temsilcisi olmaktadırlar.  Ayrıca, her yıl olduğu gibi bu yıl da İslam İşbirliği Teşkilatı ile varılan bir mutabakat çerçevesinde İslam İşbirliği Teşkilatı üye ülkelerden 10 öğrenciye burs imkanı sağlanmış, önümüzdeki yıl itibarıyla Ekonomik İşbirliği Teşkilatı üyesi ülkelerden de 5 öğrenciye burs verilmesi karara bağlanmıştır”

Dışişleri ve Tanıtma Dairelerinin yanı sıra bakanlığın Enformasyon Dairesi’nin faaliyetlerine de değinen Çolak, “Kıbrıs sorunu, GKRY gündemi ve ülkenin siyasi, ekonomik ve sosyal yaşamına dair bilgiler içeren hizmete özel basın bültenini günlük olarak hazırlamak ve anılan bülteni başta yurtdışı temsilciklerimiz olmak üzere ilgili kurum ve kuruluşlara her gün iletmektir” dedi.

Enformasyon Dairesi bünyesinde faaliyet gösteren web sayfasının, iki dilde yayınlar yaptığını ve ayda ortalama 7 bin kişi tarafından ziyaret edildiğini kaydeden Çolak, 2016 yılı içerisinde ülkenin, ürünlerinin ve hizmet sektörünün tanıtımı, ülkedeki yatırım imkanları ile ülkedeki turizm ve yüksek öğrenim konularında ilk elden bilgi verilmesi amacıyla çeşitli ülkelere yönelik bir dizi ziyaretler gerçekleştirilmesinin öngörüldüğünü belirtti.

“DÜNYAYLA ENTEGRE ÇALIŞMALARIMIZ TÜM HIZIYLA DEVAM EDECEK”

Çolak, Kıbrıslı Türklerin müzakere sürecine ilişkin pozisyonlarını ortaya koymak ve seslerini duyurmak amacıyla bakanlıkla yürütülen yurtdışı temasları kapsamında yurtdışı geçici görev yollukları kalemi yetersiz kaldığını kaydetti.

Dışişleri Bakanlığı’nın hükümet programı uyarınca izlemekte olduğu çözüm odaklı siyasetin önümüzdeki dönemde de devam etmesinin öngörüldüğünü kaydeden Çolak, yeni ikili ilişkiler kurulması ve yurtdışı temaslarının artarak devam etmesinin planlandığını belirtti.

Çolak, “Tüm bu çalışmaların en önde gelen hedefinin, Kıbrıslı Türklerin sesi ile çözüm istencinin tüm ilgili taraflara duyurulması ve üzerimize empoze edilen haksız izolasyon ve ambargoların kaldırılmasına yönelik politikamızı en etkin şekilde yürütmektir. Kıbrıslı Türklerin dünya ile entegre olması ve uluslararası platformda hak ettikleri yeri almasına yönelik çalışmalarımız tüm hızıyla önümüzdeki yıl da devam edecektir” dedi.

Emine Çolak, önemli başkentlerde yeni temsilcilikler açılması yönündeki çalışmaların sürdüğünü ve bu bağlamda Helsinki temsilciliğinin kısa bir süre önce faaliyete geçtiğini kaydetti.

“BÜTÇEMİZİN GENEL BÜTÇE İÇİNDEKİ PAYI YÜZDE 1’İN ALTINDA”

Dışişleri Bakanlığı’na, içinde bulunulan bu çok önemli müzakere süreci döneminde devlet genel bütçesi içinden ayrılan payın yüzde 0.92 , yani yüzde 1’in altında olduğuna işaret eden Çolak, “Dışişleri Bakanlığımızın bütçesi hem Güney Kıbrıs, hem de birçok ülkenin gerisinde kalmakta ve gerek bakanlığımızın gerekse sayısı bugün 24’e ulaşan yurtdışı uygulama birimlerimizin faaliyetlerini layıkıyla yerine getirmelerine ciddi bir engeldir” dedi.

Çolak, şöyle devam etti:

“Dışişleri Dairesi’ne 2008, Tanıtma ve Enformasyon Dairelerine 2003 yılından bu yana meslek memuru istihdamı yapılmamıştır. Bu hem yurtdışı uygulama birimlerimize diplomat görevlendirirken bakanlığımıza büyük zorluk yaratmakta, hem de bakanlığımızın merkezdeki faaliyetlerini daha verimli bir şekilde yürütülmesinin önünde ciddi bir engeldir. Yurtdışı uygulama birimlerimizde son dönemde birçok yerel personelimizin yaş haddinden dolayı emeklilik veya başka sebeplerle görevden ayrılmaları sonrasında da henüz boşalan yerel kadrolara istihdam yapılması mümkün olmamıştır.

Doğal olarak bu durum yurtdışı uygulama birimlerimizin faaliyetlerini olumsuz yönde etkilemektedir.

Eminim ki, birçoğunuzun yapmakta olduğu resmi yurtdışı seyahatlerinizde, gittiğiniz yerlerdeki temsilciliklerimizin ihtiyaçlarınıza yanıt vermek için sarf ettiği üstün gayretleri ve de olanak eksikliklerinden dolayı yaşadıkları zorlukları gözlemlemektesiniz.

Bu çerçevede, dışişleri dairesine acil olarak en az 20 meslek memuru istihdam edilerek hizmet içi eğitimden geçmeleri büyük önem arz etmektedir. Bir diplomatın kolay yetişmediği göz önüne alındığında, içinde bulunduğumuz müzakere sürecinin federal bir yapı kurulmasıyla neticelenmesi halinde Kıbrıslı Türklerin bu yapının eşit ortakları olarak donanımlı ve güçlü bir şekilde kurulacak ortaklığa hazır olabilmeleri için bakanlığımızın bu istihdamları bir an önce gerçekleştirmesi elzemdir.
Dışişleri dairesine ilaveten enformasyon ve tanıtma dairelerine de istihdam yapılması elzemdir.

Bunların yanı sıra, bakanlığımızın çağdaş dünya standartlarını yakalaması ve personelinin elverişli teknolojik bir ortamda verimli hizmet verebilmesi için hizmet içi çalışmalar da eş zamanlı olarak aksatılmadan devam etmektedir.

Bakanlığımızın güncellenen internet sitesi, gerek bakanlığımızın gerekse temsilciliklerimizin faaliyetlerinin dünyaya etkin bir şekilde duyurulması ve yurtdışındaki çeşitli çevrelere Kıbrıs konusunda yaşanan son gelişmeler ile ilgili bilgi aktarılması yönünde faaliyet göstermektedir”. 

ALT YAPI ÇALIŞMALARI

Dışişleri Bakanı Çolak, bakanlığın altyapısının güçlendirilmesine yönelik atılan en büyük adımın ise, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile bilişim alanında işbirliğine ilişkin imzalanan mutabakat muhtırasının ardından, bakanlıkta güvenli haberleşme ağı yaratılarak arşiv sisteminin elektronik ortama alınması ve personelin bu hizmetten yararlanabilmesi için gerekli altyapı çalışmalarının başlatılması olduğunu söyledi.

Çolak, şöyle devam etti:

“Bu çalışmaların yeni yılda tamamlanması öngörülmektedir. Böylece bakanlığımızın arşiv sistemi elektronik ortama alınacak, kurulacak olan yeni sistemle geçmişe ait belgelere erişim çok kolay bir hale gelecek ve yeni yıldan itibaren tüm yazışmalar sayısal ortamda yapılmak suretiyle çevre dostu ve kağıtsız işlem yapan çağdaş bir uygulama olacaktır. Türkiye cumhuriyeti dışişleri bakan yardımcısı sayın Naci Koru tarafından şahsen takip edilen bu proje için sayın koru ile hem bakanlığımızda hem de Ankara’da bir çok görüşme gerçekleştirilmiştir”

Çolak, Dışişleri Bakanlığı olarak izlediği proaktif ve girişimci siyaset kapsamında 5 ay gibi kısa bir süre zarfında başta Ankara olmak üzere, New York, Washington, Paris, Brüksel ve Londra’ya ziyaretlerde bulunarak, Avrupa Birliği kurumları yetkilileri de dahil olmak üzere, birçok temaslarda bulunulduğunu söyledi.

Bu çalışmaların 2016 yılında da etkin bir şekilde devam edeceğini dile getiren Çolak, şöyle devam etti:

“Dışişleri bakanlığı benden önceki bakanlar ve bizden önceki hükümetlerin çalışmaları ile devlet dairelerimiz arasında takdir hak eden güçlü bir alt yapı ve insan kaynağına sahiptir. Ancak bugünkü koşullarda bir o kadar daha güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu sunuşumuzda çözüm odaklı olduğumuzu sıkça vurguladık. Ancak dış dünyaya Kıbrıslı Türklerin vitrini ve  sesi olan dışişleri bakanlığını daha da  aktif,  etkin ve çağdaş bir hale getirmek, çözüm olsa da,  olmasa da, bizi ileriye taşımak çok büyük bir ihtiyaçtır.”

SANER

UBP Milletvekili Ersan Saner, söz alarak, Çolak’tan, özel mülkiyet konusunda bazı ilerlemeler olduğu konusunda basına yansıyan haberlerle ilgili bilgi istedi.

“Benim gözlemim bu konuda küçük küçük ilerlemeler var” diyen Çolak, bu görüşü tüm milletvekillerine açık olan tutanakları okuyarak ortaya koyduğunu kaydetti.

DENKTAŞ: “DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI BÜTÇESİ DÜŞÜK”

DP-UG Genel Başkanı Serdar Denktaş da söz alarak, Dışişleri Bakanlığı bütçesini düşük bulduğunu dile getirdi. Denktaş, KKTC’nin daha güçlü bir ses ortaya koyabilmesinin yolunun Dışişleri Bakanlığı’na destek vermekten geçtiğini anlattı.

Ülkede basının asıl besleyicisi olarak tanımladığı TAK’a da değinen Denktaş, TAK’ın meclis haberlerini eleştirdi.

TAK’ın yayınladığı meclis haberlerini ertesi gün okuduğunda “ben böyle söylememiştim” dediğini söyleyen Denktaş, buna özen gösterilmesi gerektiğini kaydetti. Denktaş, “TAK devlet ajansıdır. Devlet de iktidarın değildir. Söylediklerimiz doğru yansıtma konusunda öncelikli görev TAK’a düşüyor” dedi.

TAK çalışanlarının “devlet memuru” olması nedeniyle bazı dezavantajlar yaşadığını söyleyen Denktaş, TAK çalışanlarının gittikleri haberlerde soru sormadığını, sorgulamadığını ifade etti.

Denktaş bunun basının geneliyle ilgili bir sorun olduğunu kaydetti.

TAK’ta mesai ücretlerinin zamanında ödenmediğini dile getiren Denktaş, haberin saatinin belli olmadığını, TAK personelinin günün her saati haber yaptığını ancak fazla mesai konusunda sorun yaşandığını dile getirdi.

Öte yandan yasada yaşanan bir yorum sorunu nedeniyle bazı görevlerdeki personelin yaptıkları görevin maaşını alamadığını anlatan Denktaş bunun motivasyon sorunu yarattığını vurguladı.

“Yıllardır TAK’ta çalışan bir sürü çalışanın motivasyonu bu nedenle kalmadı. Artık ortada bile görmüyoruz onları” diyen Denktaş, TAK’ın aynı zamanda görsel haber dağıtma imkânına ulaşması için gerekli adımları atması gerektiğini söyledi.

Bir dönem basına katkı olsun diye TAK’ın abonelik ücretlerinin devlet tarafından ödenmesi kararı alındığını ancak bu gelirlerin TAK’a ödenmediğini kaydeden Denktaş, TAK’ın kendi gelirleri varken bu gelirleri alamadığı için bütçe sorunu yaşadığını anlattı.

Enformasyon Dairesi’nin TAK’la yarışan bir konuma getirildiğini ve bunun yanlış bir yaklaşım olduğunu söyleyen Denktaş, Enformasyon Dairesi’nin görevinin bilgileri dışarıya aktarmak, dışarıdan gelen misafirleri bilgilendirmek olduğunu dile getirdi.

Dış temsilciliklerde, temsilcilerin arabalarının ve oturduğu evlerin devleti temsil ettiği bilinciyle kullanılması gerektiğini söyleyen Denktaş, bazı temsilciliklerin bu açıdan büyük sıkıntı yaşadığını kaydetti.

Dış göreve talip olmaların gittikçe azaldığını anlatan Denktaş, bunun tasarruf tedbirlerimden kaynaklandığını ancak yurt dışında yaşam maliyelerinin yüksek olduğunu dile getirdi. Yaşam giderlerinin bir elçiye yakışır şekilde düzenlenmesi gerektiğini söyleyen Denktaş, çalışanların düzenlerini bozup, yurt dışı görevine talip olmadıklarını anlattı.

Dış göreve gönderilen personelin her türlü ihtiyacının karşılanması gerektiğini anlatan Denktaş, Dışişleri Bakanlığı’na destek vermeye hazır olduğunu söyledi.

Dışişleri Bakanlığı’nın en büyük eksikliğinin diasporayla olan ilişkiler olduğunu söyleyen Denktaş, yurt dışında yaşayanlara seçme seçilme hakkı verilmesinin bu insanların çok daha etkin kullanılmasına imkân sağlayacağını dile getirdi.

Kıbrıs sorununa da değinen Denktaş, iki kesimliliğin ilelebet garanti edilmesi için KKTC’nin devlet olarak federasyonun taraflarından biri olmak zorunda olduğunu anlattı. Denktaş, “Olmayan bir şeyi talep etmiyoruz Avrupa Birliği’nin uyguladığı sistemi istiyoruz” diye konuştu.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin “Rumlaştığını” anlatan Denktaş, bunun yurt dışına gidip Kıbrıslıyım diyenlerin Rum varsayılmasından anlaşılabileceğini ifade etti.

“Bireysel mülkiyet hakkı bariz şekilde görülmektedir ki sorun yaratacak” diyen Denktaş, Türk ordusuna duyulan tepkiye de değindi.

1974’ten bu yana Türk ordusunun her hangi bir sorun yaşatıp yaşatmadığını soran Denktaş, ordunun adadaki Türklerin güvenliği için burada olduğunu dile getirdi.

“Rum tarafı yaşayabilir bir çözüm kurmakta samimiyse, bunun bir tek koşulu vardır. Devletimin tanınması çünkü o zaman benim tanınmış devletimin sınırları da kabul edilmiş olur” diyen Denktaş, bu gerçeklerin üzerinde durmanın zamanı geldiğini söyledi.

“1974’e kadar Rumlar evlerinde oturmuyordu. ellerinde silahlar insan avlıyorlardı” diyen Denktaş, Kıbrıslı Rumların, Kıbrıslı Türklerin kendilerine tabi olmayı ve Rumların hakimiyetini kabullenmeyi onaylamasını beklediğini dile getirdi.

Kıbrıslı Rumların Kıbrıslı Türklere bakışının ortada olduğunu anlatan Denktaş, elle tutulur bir güven artırıcı önlemin hayata geçirilmediğini; bunca yıldır müzakereler devam ettiği halde ortak bir çözüm algısı olmadığını dile getirdi.

Kıbrıs Türkünün büyük bir çoğunluğunun talebinin Türk askerinin adadaki varlığının devamı yönünde olduğunu dile getiren Denktaş, bunda BM’nin çatışma dönemindeki pasif tutumunun payı olduğunu kaydetti.

İngiliz üslerinden yapılan bombalamaların endişe verici olduğunu anlatan Denktaş, bunların neden gündeme gelmediğini sordu.

Denktaş, geçmişte yaşanan acılardan ders alınması gerektiğini dile getirdi. Dışişleri Bakanının “küçük de olsa ilerlemeler” gördüğünü söylediğini ancak kendisinin gerilemeler gördüğünü söyleyen Denktaş, taksim politikasına da karşı olduğunu kaydetti.

“Ben bu ada sakinliğinden kaynaklanan haklarımla kurduğum devletimle bir çözüm arıyorum” diyen Denktaş, iki eşit cumhuriyet üzerinden ilerlemenin önemine değindi.

Denktaş, yeni kurulacak federasyonda Futbol Federasyonu, Merkez Bankası gibi kurumlarının da yeniden kurulması gerektiğini anlattı.

“Devletimize sahip çıkmalıyız bunu yaptığımız sürece başarılı olacağız” diyen Denktaş aksi halde gelecekte Kıbrıs Türk halkının elinin zayıf olacağını kaydetti.

Geçiş kapılarına itirazı olmadığını ancak geçiş kapılarından itibaren yolun nereden geçeceğine Kıbrıslı Rumların karar veremeyeceğini anlatan Denktaş bu konulara dikkat edilmesini istedi. Denktaş “Buna Rum’un karışmaya hakkı yok” dedi.

Nüfusun sınırlandırması konusuna da değinen Denktaş, “Aşk hayatımıza da mı karışacaklar? Bekleyeceğim 4 tane Rum çocuk doğsun da 1 tane de ben mi doğurtayım” diye sordu.

CTP Milletvekili Armağan Candan, görüşme sırasında yaptığı konuşmada, Denktaş’ın federal bir çözümün olmaması için her şeyi söylediğini belirterek, eleştirdi.

“Retçi politikalarla çözümsüzlük sürdüğü sürece Kıbrıs Türkü’nün geldiği nokta ve geleceği nokta budur” diyen Candan, elindeki TC Dışişleri Bakanı ile Rum Dışişleri bakanının birlikte yer aldığı bir fotoğrafı göstererek, bunun en büyük örnek olduğunu belirtti.

Çözüm istencinin Kıbrıslı Türklerin hak ettikleri yeri alması için istendiğini belirten Candan, bu hikâyeleri 50 senedir dinlediklerini kaydetti.

Candan, yakın bir gelecekte bu fotoğrafta, yerini federal bir cumhuriyetin eşit ortağı olarak Kıbrıslı Türklerin yer alması temennisinde bulundu.

Zamanın iş birliği ve karşılıklı saygı gösterme zamanı olduğunu belirten Candan, “Bu fotoğraftan çözümün zamanı geldiği mesajını çıkarmamız gerekir diye düşünüyorum” dedi.

Armağan Candan, çözüm istemeyenlerin ve çözümsüzlük aşılamak isteyenlerin kaybettiğini ve 2004’te Kıbrıs Türk halkının bu insanlara gerekli cevabı verdiğini belirtti. Candan, çözüm istemeyenlerin artık ne Kıbrıs Türkü’nün, ne de Türkiye’nin önünü tıkamayacağını söyledi.

Manipülasyon, yalan ve dolanlarla kuzey ve güneydeki ret cephesinin Kıbrıs müzakere sürecinin önünü tıkamaya çalıştıklarını belirten Candan, “Bu sefer iki evetle bitecek bu iş. Rum tarafındaki retçiler de sizi kurtaramayacak ”dedi.

Candan, parti olarak müzakere sürecine yönelik tavırlarının net olduğunu belirterek, çözüme ulaşılması yönündeki tüm uğraşlara tam destek vereceklerini söyledi. Armağan, bu yönde düzenlenen etkinliklere katılmayı sürdüreceklerini kaydetti.

Avrupa Parlamentosu’nda yaptığı temaslarında Kıbrıs Türk halkının çözüm vizyonunu anlattıklarını ifade eden Candan, Dışişleri Bakanlığı ile istişare halinde bu toplantılara katıldıklarını söyledi.

Meclis’teki AB uyum komitesinin AB uyum yasalarını geçirmeye çalıştığını anlatan Candan, iki ekonominin nasıl yakınlaştıracağı yönünde de çalışmalar olduğunu belirtti.

Armağan Candan, Derinya ve Aplıç kapılarının açılması konusunun ne aşamada olduğunu da sordu.

İlk kez Türk tarafının AB uyum çalışmalarına katkı koyan bir konumda olduğunu kaydeden Candan, daha önce böyle bir birlikte çalışmaktan kaçınıldığına işaret etti. Candan, son dönemde AB yetkililerinin Kıbrıs Türk yetkilileri ve uzmanlarla görüşmeye başladığını, bunun da mantığın değişmekte olduğunu gösteren unsurlardan bir tanesi olduğunu söyledi.

Kültürel Miras Komitesi ve Kayıp Şahıslar Komitesi’nin çalışmalarının takdire şayan olduğunu belirten Candan, 10 yılda Kıbrıs’ta çok şey değiştiğini, Kıbrıs’ta iki halkın çok daha yakın istişare ettiğini ve birbirini daha iyi tanıdığını kaydetti.

Candan, iki halk arasında birbirine saygı duyacak konular olduğunu belirterek, bunları açıkladı.

Kıbrıslı Türklerin müzakere masasında Annan Planı’ndan daha ileri bir noktada olduğunu gördüğünü söyleyen Candan, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve heyetine güvendiklerini belirtti.

Bu noktadan sonra artık geri gidiş yoktur diyen Candan, 2016 yılı içerisinde bu planın her iki halkın da kabul edeceği bir noktaya getirilip, yeni bir referanduma sunulacağına inandığını dile getirdi.

“Bu memlekette samimi olarak çözümü isteyenler henüz konuşmaya başlamadı. Başladığımızda halk neyin doğru, neyin yanlış olduğunu görecek” diyen Candan, halkın kandırıldığını söylemenin hakaret etmek olduğunu söyledi.

SERDAROĞLU

Daha sonra söz alan UBP Milletvekili Ergün Serdaroğlu, Kıbrıs sorununun tarihçesi hakkında bilgi vererek, müzakereler konusunda düzenli olarak bilgilendirildiklerini kaydetti.

Kendisinin tarihi anlattığı için çözümü istemiyormuş gibi zannedilmemesini isteyen Serdaroğlu, çözümden yalan olduğunu ve amacının da Kıbrıslı Türklerin gasp edilmiş haklarını gündeme getirmek olduğunu kaydetti.

“Herkes çözüm taraftarıdır. Annan Planı’na halkın yüzde 65’i gibi ben de evet dedim” diyen Serdaroğlu, amacının hak aramak olduğunu yineledi.

Dışişleri Bakanlığı’nın ciddi bir personel sorunu yaşadığını dile getiren Serdaroğlu, yurt dışındaki personelin hizmet içi eğitimine önem verilmesini istedi.

Çözümün ancak iki kurucu devletle mümkün olabileceğini kaydeden Serdaroğlu, siyasi eşitlik ve garantörlükten taviz verilemeyeceğini dile getirdi.

TATAR

UBP Milletvekili Ersin Tatar, Kıbrıs sorununun bir türlü çözülemediğini dile getirerek, çözülünce ne olacağının çözümün şartlarına bağlı olduğunu belirtti. Tatar, Kıbrıslı Rumların sorunun çözümünde aceleci davranmadığını hatırlattı.

Güney Kıbrıs’ta Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devam edeceği ve 100 bin Rum göçmenin geri döneceği bir anlaşma istendiğine işaret eden Tatar, Rum tarafının pozisyonunda ciddi bir değişiklik göremediğini söyledi. Tatar, Kıbrıslı Rumların hala esas zemini Kıbrıs Cumhuriyeti olarak gördüğünü belirtti.

“Cumhurbaşkanı, kendine göre bizim haklarımızı korumaya çalışıyor ancak karşı tarafta başka istekler var” diyen Tatar, kamuoyunda çözüme çok yanaştık algısı yaratmanın bir kandırmaca olabileceğini dile getirdi.

Varılacak anlaşmadan etkilenecek olanın halkın söz söyleme hakkına değinen Tatar, bu bağlamda halkı bilinçlendirmenin önemli olduğunu dile getirdi.

KKTC’ye sahip çıkmalıyız diyen Tatar, KKTC’yi kaybetmenin ciddi bir tehdit olduğunu söyledi. “Kıbrıs’ta bir anlaşma olursa yatırımlar şu kadar artacak deniyor ama bu pastadan Kıbrıslı Türkler ne kadar pay alacak?” sorusunu soran Tatar, “Eğer biz durumumuzu devlet olarak güçlendiremezsek günün sonunda işçi durumuna düşebiliriz” diye konuştu.

Tatar, Dışişleri Bakanı’ndan Kıbrıslı Türklerin haklarını korunmasını ve dik durmasını istedi.

Kıbrıs sorununun kısa süre içinde çözüleceğine inanmadığını dile getiren Tatar, Kıbrıslı Türkleri yeniden hayal kırıklığına uğratmamak için doğruların söylenmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye’nin AB ile görüşmeye yeniden başlaması nedeniyle Kıbrıs sorunundan taviz verileceği gibi bir algı oluşabileceğini anlatan Tatar, bu konuda dikkatli olunması gerektiğini anlattı.

Tatar, Türk askerinin her şartta mutlaka adada bulunması gerektiğini dile getirdi.

Ada çevresindeki petrol yataklarıyla ilgili araştırma izinlerinin, Kıbrıslı Türkler sürece dahil edilmeden verilmesini eleştiren Tatar, “Gidip tek başlarına anlaşma yapıyorlar. Bunlar bizi rahatsız etmektedir” dedi.

Dışişlerinin Türkiye’yle daha sıkı ilişki içinde olması gerektiğini anlatan Tatar, bunun KKTC için olumlu olacağını söyledi.

UBP Milletvekili Zorlu Töre de, Dışişleri Bakanlığı’nın bütçesinin yetersiz olduğunu ancak konuşmasında bu gibi konulara değil, “Dışişleri ne yapıyor?” sorusuna yoğunlaşmak istediğini kaydetti.

Töre, Anastasiadis’in Kıbrıs Türk tezlerine aykırı söylemlerini Dışişleri Bakanı’nın tenkit etmediğini dile getirerek, Çolak’ı eleştirdi.

Zorlu Töre, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin birçok uluslararası hukuk anlaşmasına aykırı davranış sergilediğini belirterek, bu yönde Dışişleri Bakanlığı’nın neler yaptığını sordu.

Rumların, Mesarya’yı da, Karpaz’ı da, Haspolat’ı da, Alayköy’ü de istediğini ve 100 bin Rum’un kuzeye geri dönmesinin talep edildiğini ancak bunun halktan saklandığını söyleyen Töre, “Bunlar neden saklanıyor” diye sordu.

Rumların bıraktığı malların önemli bölümünün tapulu da olsa boş arazi ve bahçe durumunda olduğunu söyleyen Töre, tazminat ve takasları üstlenecek komisyonun sadece ev ve işyerlerinde kullanıcıya öncelikli hak tanınacağını anlatarak olası çözüm sonrası Rumların mallarına geri döneceğini dile getirdi.

Rumların adayı bir Helen adası haline getirme ve Kıbrıslı Rumları azınlık haline getirme amacında olduğunu söyleyen Töre, şu anda bir barış yapılsa da Rumların bu hedefinin değişmeyeceğini kaydetti.
Türkiye’ye olan tepkiyi eleştiren Töre, “Türkiye anavatanımızdır” diye konuştu.

Cumhuriyetten vazgeçilemeyeceğini vurgulayan Zorlu Töre, gelmiş geçmiş dışişleri bakanlarının ve şu anki Bakan Çolak’ın KKTC’nin tanıtılması için ne yaptığını da sordu.

Töre, Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Raif Denktaş’ın sözlerine atıfta bulunarak, bugünlerde Amerikalı ya da Avrupalı liderlerinin ne söylediğine bakıldığını ifade etti ve bunu eleştirdi.

“Türk ordusu bizim bedenimizdeki candır” diyen Töre, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin sonlanmasıyla Kıbrıslı Türklerin adadaki varlığının yavaş yavaş kaybolacağını söyledi.

Bir bakanın, “Türkiye burada misafirdir” şeklinde açıklaması olduğunu kaydeden Zorlu Töre, “Barışçıyım, devrimciyim, ilericiyim demekle olmaz. Kıbrıs’ta 1974 Mutlu Barış Harekatı’ndan sonra barış olduğu. Bu barışı kimse bozamaz” dedi.

ARABACIOĞLU: “TALAT VE HRİSTOFYAS SAVAŞ YANLISI MIYDI?”

Töre’den sonra DP UG Milletvekili Mustafa Arabacıoğlu söz aldı. Mustafa Arabacıoğlu,  Dışişleri Bakanlığı bütçesi üzerindeki konuşmasını Kıbrıs konusuyla ilgili yaptı.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry ile Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın KKTC Cumhurbaşkanlığı’ndaki görüşmesinden bir fotoğrafını gösteren Arabacıoğlu, “Bu süreçte barış yanlısı iki lider olduğu söyleniyor. Talat ve Hristofyas savaş yanlısı mıydı?” diye sordu.

Arabacıoğlu, Cumhurbaşkanlığından gelen tutanakları okuduğunu, müzakereci Özdil Nami’nin her haftaki bilgilendirme toplantılarına katıldığını kaydederek, bilgi akışı konusunda bir sıkıntı olmadığını vurguladı.

Arabacıoğlu, “Ancak bize söylenenler, tutanaklar ve Rum tarafının söyledikleri arasında çok fark var. Keşke Güney Kıbrıs’ın tutanaklarını da okuma fırsatımız olsa. Arada 180 derecelik fark var” dedi.

Dışişleri Bakanı Emine Çolak’a “Kıbrıs Türk tarafının kırmızıçizgileri nedir?” diye soran Arabacıoğlu, “Kıbrıs konusunda 1974’ten sonrası konuşuluyor. 1963’ten etkilenen mülkler konuşulmuyor. O dönemle ilgili kazanımlarımız, 11 yıllık kazanımlarımız ne oldu?” diye de sordu.

Birkaç ay sonra neyin referandumunun yapılacağını da soran Arabacıoğlu, anlaşma olması halinde iki kesimliliğin bozulacağını vurguladı.

Annan Planı’nda iki kesimliliğin sulanma riski olduğunu, şu anda bu riskin bulunduğunu söyleyen Arabacıoğlu, “Mülkiyet belirsizliği olan yerlerde nasıl yatırım artacak, ben onu da merak ediyorum” dedi.

“Türkiye’den destek almadan bütçemizi denkleştiremiyoruz” şeklinde konuşan Arabacıoğlu, geçen yılki borcun 12 milyar TL olduğunu, bu rakamın bu yıl 13 milyara yükseldiğini söyledi.

Çözümle ilgili çok umutlu konuşulduğunu belirten Arabacıoğlu, beyaz kimlik konusunun iki lider arasında tartışma neden olduğunu savundu.

“Karşı tarafın niyeti belli. Bizim de olmazsa olmazlarımız olmalı. Ben bunları görmüyorum.  Halka neden umut pompalanıyor, onu da anlamıyorum” diyen Arabacıoğlu, GSM operatörleri, ortak eğitim ve kapılarla ilgili değerlendirmede bulundu.

Çözüm istemeyen kişilerin elinde mal olduğunu ve bunu vermekten korktuğu için çözüm istemediği söylemlerine değinen Arabacıoğlu, kendisinin doğduğundan beri Gönyeli’de yaşadığını söyledi.

Mülkiyette ilerleme sağlandığından bahsedildiğini ancak kendisinin böyle bir ilerleme göremediğini belirten Mustafa Arabacıoğlu, “Her şey bir tartışma konusu” dedi.

“Bu mantalite ile gidersek asimile olacağız” diyen Arabacıoğlu, 60 bin Türk’ün Güney Kıbrıs’a yerleşmesinin risk oluşturmayacağını ancak bu kadar Rum’un Kıbrıs Türk tarafına yerleşmesinin risk olacağını belirterek, eşit olmayan nüfusa işaret etti.

DP-UG’nin Şubat 2014’te imzalanan ortak mutabakat metnine sadık kaldıklarını ifade eden Arabacıoğlu, “Bu süreçte göçmen olacak kesim benim insanımdır. Rum, Güney Kıbrıs’taki yaşamını kuralı 42 yıl oldu. Düzenini bozacağımız kendi insanımızdır” şeklinde konuştu.

DİNÇYÜREK: “DIŞİŞLERİ BAKANLIĞI’NIN BÜTÇE SIKINTILI”

DP UG Milletvekili Hakan Dinçyürek, Dışişleri Bakanlığı’nın bütçesinin yüzde 1’in altında olduğunu ifade ederek, “Tanıtım ve lobicilik faaliyeti sürdürecek, müzakere masasındaki pozitif tutumumuzu anlatacağımız ve destek arayacağımız bir ortamı bu bütçe ile sağlamak mümkün değil. Bu bütçe sıkıntılıdır” dedi.

Devletin birçok birimine yapılan yanlışların Dışişleri Bakanlığı’na da yapıldığını ifade eden Dinçyürek, “2008’den beri buraya meslek memuru alınmadı. Dışişlerindeki bu yanlış ve ihmal bugünü değil, geleceği de ipotek altına alıyor ” şeklinde konuştu.

KKTC’de birçok sahada ev ödevinin yapılmadığını kaydeden Dinçyürek, Dışişleri Bakanlığı’nın başta insan kaynakları olmak üzere ciddi şekilde güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

“Yurtdışındaki temsilciklerin artırılması lazım, peki neyle?” diye soran Hakan Dinçyürek, 2016 bütçesinin bakanlığın eksikliklerine göre hazırlanmadığını dile getirdi.

Dinçyürek, Dışişleri Bakanlığı’nın ne Kıbrıs’ta oluşacak federal yapıda, ne de KKTC’nin varlığının devam etmesi halinde faaliyetlerini sürdürme konusunda yeterli olduğunu söyledi.

Hakan Dinçyürek, dış temsilciliklerin daha etkin görev yapması gerektiğini söyleyerek, buradaki personel eksikliği için hizmet alımına gidilebileceğini belirtti.

Konuşmasında Kıbrıs konusuna da değinen Dinçyürek, Avrupa Birliği’nin en tepesindeki insanların hem Kıbrıslı Türklerle, hem Rumlarla görüştüğünü ve sözler verdiğini kaydetti. Dinçyürek, “Rumlar AB’yi kandırdı. Bunu biz değil AB yetkilileri söylüyor. İkinci kandırma da Kıbrıslı Türklere yapıldı. AB, Kıbrıslı Türkleri referanduma evet deyin,  ödüllendirileceksiniz diyerek kandırdı” dedi.

Kıbrıslı Türklerin balık hafızalı olduğunun söylendiğini ancak kendisinin buna inanmadığını dile getiren Dinçyürek, “Kıbrıs Türkü en başta AB tarafından kandırıldı. Ben halkın bu değerlendirmeyi yapacak olgunlukta olduğunu düşünüyorum” şeklide konuştu.

Mülkiyet konusuna da değinen Dinçyürek, “Masada görüştüğümüz insanımızın, ülkemizin ve devletimizin geleceğidir. İster çözüm olsun, ister olmasın, en güçlü yanımız devletimizdir. Onu daha güçlü kılmak ve varlığını sürdürmek bizim en önemli görevimizdir” dedi.

Ülkede “Duygusal bir sol kesim” olduğunu söyleyen Dinçyürek, “Dünya artık sloganlarla değil, gerçekle yönetiliyor. Görüşme masasında stratejik hatalar var. Rum temsilci, ‘benim kırmızı çizgim budur’ diyor. Ben, Türk tarafından bunu duymadım. Belki kaçırdım, biri bize çıkıp bunları anlatsın” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı’nın Meclis’in desteğini almak durumunda olduğunu da vurgulayan Dinçyürek, iki bölgelilik, etkin ve fiili garanti, siyasi eşitlik gibi konularda görüşmecinin kendi başına karar veremeyeceğini dile getirdi.

Dinçyürek,“Gelişme var” denilen noktaların Kıbrıs Türk halkını geriye götürdüğünü savundu.

“Birçok noktada minarenin ucu göründü” diyen Dinçyürek, “Ben Kıbrıs Türk halkında Annan Planı sürecindeki gibi bir algı görmüyorum. Halkımız tedirgindir. Halk doğru bilgilendirilmez, iki bölgelilik, garanti ve siyasi eşitlik konusundaki noktalarda geriye gidiş olursa, bu toplum bu referanduma evet demez. Böyle giderse bu halk zaten hayır diyecek” şeklinde konuştu.

Dinçyürek, meclisin ve zaman zaman halkın daha net ifadelerle bu süreç hakkında bilgilendirilmesi gerektiğini vurguladı.

Hakan Dinçyürek hükümetten hiçbir bakanın Dışişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken Meclis Genel Kurulu’nda olmadığına işaret etti.

Ulusal Birlik Partisi (UBP) milletvekili Hamza Ersan Saner, Dışişleri Bakanlığı bütçesini üzerinde konuşma yaptı.

Saner, Dışişleri Bakanlığı bütçesinin yetersizliğine değindi.
Saner, müzakere sürecine yönelik konuşmasında ise, “İyi niyetin sonsuz olamayacağının net olarak ortaya konması gerek” dedi.

Cumhurbaşkanı’nın kendi çizgilerinin ne olduğunu söylemesini isteyen Saner, “Artık sokaktaki adamın genel tanısını öğrenmek istemiyoruz. Liderlerin tanısının ortaya konulmasını talep ediyorum ”dedi.

Dönüşümlü başkanlık sisteminin Rumlar tarafından kabul edilmeyeceği görüşünü dile getiren Saner, yönetim ve güç paylaşımından ne anlaşıldığına da bakılması gerektiğini ifade etti.

Saner, yeşil hat tüzüğünün uygulamaya girdiğini ancak iki halk arasında bu tip alış-verişlerin pek yaşanmadığını söyledi.

Kıbrıs konusunda değerlendirmede bulunan Saner, “Bir kesim olanlara sıcak bakarken, diğer kesim bakmıyor. ‘ Müzakerelerde ilerleme var’ deniyor ama bu ilerleme tam netleşmedi” dedi.

Siyasi eşitlik ve nüfus konusunda tetikte olunması gerektiğini de ifade eden Saner, bir Rum ekonomistin Kuzeyin kamu maliyesi konusundaki araştırmasından bir kesit okudu.

Bu araştırmada “felaket tellallığı” yapıldığını söyleyen Saner,  ekonomi ve AB ile konulara nasıl güvenileceğini sordu.

Mülkiyet konusuna da değinen Saner, “Ben Sayın Bakan’ın mülkiyetle ilgili ilerleme var dediği noktaları ilerleme değil, ciddi bir kayıp olarak görüyorum” şeklinde konuştu.

Saner, malın canın yongası olduğunu vurgulayarak, mülkiyet konusunda sıkıntılar yaşanacağını dile getirdi, kişilerin karşıya karşıya bırakılmasının çatışmaya neden olacağını söyledi.

Annan Planı’na hayır diyenlerden olduğunu ifade eden Saner, UBP’nin global mal mülk takasından yana olduğunu vurguladı.

Toprak konusunda hiçbirşey konuşulmadığını söyleyen Saner, “İki kesimlilik asla sulandırılmamalı ve içimize gelecek Rumların çok çok çok az sayıda olmasından yanayız” dedi.

Güvenlik ve garantiler konusuna da değinen Hamza Ersan Saner, Kıbrıslı Türklerin büyük bir çoğunluğunun Türkiye’nin etkin ve fiili garantörlüğünden yana olduğunu söyledi.

Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı ve Dışişleri Bakanı’nın bu konudaki kırmızı çizgilerinin ne olduğunu soran Saner, “Ben Cumhurbaşkanı’ndan sokaktaki adamın görüşünü değil, kendi görüşünü merak ediyorum” şeklinde konuştu.

Güven Yaratıcı Önlem konusuna da değinen ve elektrik konusunda bir yıldır çıt çıkmadığını kaydeden Saner, hem elektrik hem de telefonda konusunda yapılacakların kolay olduğunu söyledi.

“Bunu yapmaktan aciziz, biz değil, aciz olan Rumdur” diyen Saner, İngiliz Okulu, hellim gibi konularda da değerlendirmede bulundu.

Saner, “Güven Yaratıcı Önlemler konusunda daha fazla samimiyet olmalı. Türk tarafının eli havada kaldı” dedi.

Bütçenin yeterli olmadığını ifade eden Saner, yapılan eleştirilerin öz eleştiri niteliğinde olduğunu ve Kıbrıs Türk halkının yararı için yapıldığını söyledi.

ATAOĞLU

DP UG milletvekili Fikri Ataoğlu, Dışişleri Bakanı Emine Çolak’tan temasları konusunda daha fazla detay talep ederek, bilgi kirliliğinin önüne geçilmesi için bunun önem arz ettiğini vurguladı.

Referandumdan önce bilgilendirilmeleri gerektiğini, kendilerinin de bu doğrultuda halkı bilgilendireceğini kaydeden Ataoğlu, “Bu sayede herkesin oyunu bilinçli şekilde kullanmasını sağlamış olacağız” dedi.

Temsilcilikler konusunda bazı sıkıntılardan söz eden Ataoğlu, Güney’in ekonomisinin kötü olduğunun söylendiğini ancak KKTC’nin Brüksel lobiciliğinin 3 kişiyle yapıldığını söyledi.

Güneyin bunu 100’ü aşkın kişiyle yaptığını dile getiren Ataoğlu, Brüksel’deki bu 3 kişinin özveriyle çalıştığını söyledi.

Kıbrıs görüşmelerinin sürdüğü, referandum olacağının söylendiği bu günlerde, bakanlık bütçesinin yetersizliğine işaret eden Ataoğlu, “Bu yılın geçen yıldan farkı yok. Aynı şekilde devam ediyoruz” dedi.

Ülkenin turizm ve eğitim konusundaki potansiyelinin yurt dışındaki temsilciliklerde duyurulmasının önemli olduğunu dile getiren Ataoğlu, bunun bu sayıdaki personelle yapılamayacağını kaydetti.

Ataoğlu, “24 civarında temsilciliğimiz var. En kritik yerlerde personel sayısı en az” şeklinde konuştu.

Ataoğlu, Cumhurbaşkanı’nın görüşmelerini tutanaklardan okuduklarını ancak Dışişleri Bakanı Emine Çolak’ın temasları konusunda Meclis’te kendilerine bilgi verebileceğini dile getirdi.

Ataoğlu, geniş tabanlı hükümetin bütün milletvekillerinin ana muhalefete gerek duymadan Meclis kürsüsünden eleştirilerini ortaya koyduğunu da söyledi.

Ataoğlu, milletvekillerinin, konuşmacı vekillere saygı göstermediğini savundu, bunu eleştirdi.

TAÇOY

DP UG Genel Sekreteri Hasan Taçoy da  Dışişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde konuşma yaptı.

Taçoy, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile KKTC Dışişleri Bakanlığı’nın bilişim konusundaki anlaşmasına dikkat çekti.

Bu konudaki sürecin hızla devam ettiğini, bu projeye kendilerinin de destek verdiğini belirten Taçoy, dış temsilciliklerin Sayıştay tarafından denetlenmesi konusuna da değindi.

Hasan Taçoy, buralardaki yapıların ülke mevzuatına uygun olması gerektiğini söyleyerek, “Bu hassasiyetimizdir. Bu konuyu yakinen takip ediyoruz” dedi.

KKTC ile Türkiye arasındaki ilişkileri değerlendiren Taçoy, KKTC Dışişleri Bakanlığı’nın Türkiye ile ilişkilerinin ekonomiden ari olması gerektiğini vurguladı.

Bölgedeki sıcak gelişmelere, Rusya’nın üs talebine değinen Hasan Taçoy, Türkiye ile ilişkilerin önemine dikkat çekti, “Olası bir durumda yanımızda olacak olan ne Yunanistan’dır, ne Güney’dir. Türkiye’dir” şeklinde konuştu.

Yeşil Hat Tüzüğü’nün heyecanlı başladığını ancak gittikçe aşağıya düştüğünü ifade eden Taçoy, bunu AB’nin en büyük ayıplarından biri olduğunu söyledi, “Bunun için Türk tarafı ne yaptı?” diye sordu.

Taçoy, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin KKTC’ye ihraç yaparken ürünlerin kara yolu ile değil, Ürdün üzerinden Mağusa limanına getirildiğini belirterek, bunu Rumların iyi niyetli olmadığının örneklerinden biri olarak değerlendirdi.

Avrupa Birliği’nin Türk düşmanlığı ve İslamofobi konusunda manzume ürettiğini ifade eden Taçoy, “Bizi ‘dünyanın en kötüsü, beceriksizi’ şeklinde addediyorlar ”dedi.

Güney’in Avrupa Birliği’nin içinde olduğunu, Türkiye’nin AB’ye girmek istediğini söyleyen Taçoy, “Biz neredeyiz, iki arada bir derede” şeklinde konuştu.

Müzakere süreciyle ilgili okuduğu tutanaklara ve Güven Yaratıcı Önlemler konusuna değinen Hasan Taçoy, Kayıp Şahıslar Komitesi’nin askeri bölgede araştırma yapma konusunun basına açıklanmayacağının söylendiğini ancak buna uyulmadığını söyledi.

Taçoy, “Neden hep geri adımı biz atıyoruz, niye hep biz taviz veriyoruz” diye sordu.

Güneyin kendi kendine çalıp oynadığını söyleyen Hasan Taçoy, “Güney tezlerini hiç değiştirmedi” dedi.

Taçoy, Meclise süreçle ilgili bilgi verilmesini talep ederek şunu ekledi:

“Eğer Meclis olarak bilgilendiremezsek halkın karşısına çıkıp nasıl çözümü savunacağız? Ben Hasan Taçoy olarak bunu yapamam. Son zamanlarda bir sürü yetkili Kıbrıs’a geldi ama bilinmesi gerekir ki bu küçücük adacığın üzerinde benim hayatımı etkileyecek görüşme yapamazlar. Benim insan hakkımı yok sayan bir mantaliteye sessiz kalamayız.”

ANGOLEMLİ

TDP milletvekili Hüseyin Angolemli, Dışişleri Bakanlığı’nın Kıbrıs konusunda ikinci plana itildiğini söyledi.

Görüşmeciyi tayin etmenin Meclis’e ait olduğunu ancak Denktaş döneminden beri görüşmeciliğin Cumhurbaşkanları tarafından yapıldığını kaydeden Angolemli, “Cumhurbaşkanının görüşmeci olmasının sorgulanması bana göre gereksiz. Kıbrıs Türk halkının ezici çoğunluğu Akıncı’nın Kıbrıs konusundaki görüşlerine katılıyor” dedi.

Vekillerin bilgi eksikliğinden dert yandığını söyleyen Angolemli, “Ben tutanakları okuyorum, eğer arkadaşlarımın çoğunluğu Akıncı bize bilgi versin diyorsa, Sayın Akıncı gelsin tabi, bilgi versin” şeklinde konuştu.

Konuşmasında Kıbrıs konusunda da değerlendirmede bulunan Angolemli, Bangladeş’in KKTC’yi tanımak için Lefkoşa’ya geldiğini ancak bunun reddedildiğini söyleyerek, “Bunu gören Pakistan vazgeçti. Tanıma için ayağımıza gelen ülkeleri reddettik, bu böyle bilinsin” ifadesine yer verdi.

Anlaşma olacağına dair bir hareketlilik olduğunu söyleyen, müzakerelerde ilerlemeler sağlandığını kaydeden Angolemli, “Biz TDP olarak müzakere heyetine ve Cumhurbaşkanı’na güveniyoruz”  vurgusu yaptı.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here