Dinozor ayin istemiyor…

0
310

Bir zamanlar Eroğlu’nun “prensi”ydi…

Sonra “koltuk sevdası” yüzünden kapıştılar…

Eroğlu için demediğini bırakmadı…

Gitti, ayrı bir parti kurdu… Hiçbir başarı sağlayamadı… Sonunda kürkçü dükkanına geri döndü…

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde “Eroğlu hakkında tüm söylediklerimin arkasındayım” diye diye onu destekledi…

Tam 12.5 yıl sonra “Bulunmaz Hint kumaşı” olarak yeniden Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturdu…

Oturdu da, memleketi 12.5 yıl evvelki “memleket” sanıyor…

2004’teki “referandum”da Kıbrıslı Türkler’in ne istediğinin bile farkında değil…

2004’ten bu yana “memleket”in yönetiminde, kendisi gibi “şahin” politikacıların rağbet görmediğinin de farkında değil…

Partisinin “ansızdan” Serdar Denktaş ile koalisyon kurmasıyla yeniden kavuştuğu Dışişleri Bakanlığı’nda “nerede kalmıştık” tavırlarıyla “eski”yi savunmanın, eski dinozorlukların, eski söylemlerin ve politikaların geçerli olabileceğini sanıyor…

Hâlâ 2004 öncesinin “yasakçı” kafası ile, “eski”yi özlüyor, “bağnazlık” boyutlarını zorluyor…

Sanıyor ki; görüşme masasına, kenarından köşesinden ufacık “darbe”cikler vurarak “sarsıntı” yaratacak, gidişatı torpilleyecek ve böylece “KKTC’yi sonsuza kadar yaşatmak” hayali gerçeğe dönüşecek…

Son marifeti; “Rumların, Kıbrıs’ın kuzeyindeki ayinlerini kısıtlamak” girişimiydi…

Rum tarafı bu konudaki rahatsızlığını Cumhurbaşkanı Akıncı’ya “birinci elden” aktarınca, Sayın Akıncı ne yapacaktı?

“Kusura bakmayın… O işlere Tahsin Bey bakar; gidip onunla konuşun” mu diyecekti…

Cumhurbaşkanı, Hükümet’le bu konuyu ciddi ciddi konuştu…

“Yasaklamalar, BM nezdinde bizi zora sokuyor” dedi… “Ayağımıza kurşun sıkmayalım” dedi… “Bu, insani bir konudur” dedi…

Belli ki Hükümetin “Eş başkanları” kıyıları ve makamları dağıtmaktan vakit bulup bu konuyu düşünemediler…

Bakanlar Kurulu’nda “kısıtlamalar”la ilgili kıstaslar belirlediler ama, “niyet” kötü olduktan sonra, Tahsin Bey gene bildiğini okumayı sürdürdü…

Akıncı, “Eski bacanaklar”a bir daha, bir daha anlatmak zorunda kaldı…

Akıncı’ya saldırmayı 2000 yılından beri her fırsatta “sürdüren” Tahsin Bey ise “Üstüne vazifeymiş gibi” ortaya atıldı ve “haddini aşarak” Hükümet’in “Akıncı ile kavga etmek üzere görevlendirdiği bakan” edasıyla “Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın bu yönde taraf olmasını esefle karşılıyoruz” gibi saçma sapan bir ifade kullandı…

Adam; halkın yüzde 60 oyu ile Cumhurbaşkanı seçilen ve Rum tarafı ile BM yetkililerinin “Kıbrıs Türk toplumunun seçilmiş lideri” olarak kabul ettiği Akıncı’nın bu sorunda kaçınılmaz olarak “taraf” olmasını bile hazmedemiyor…

Eski kafayla, eski jargonlarla, eski yarı-askeri tutumlarla 12.5 sene evvelki kafayla “esefleniyor…”

Oysa, Tahsin Bey’in “esef duyacağı” o kadar “icraatları” vardır ki, kiliselerdeki ayinlerden önce bunları “temize havale etmesi” gerekiyor…

Örneğin birkaç aylık “Ulaştırma Bakanlığı” yaptı ama kocaman bir skandalı, bu birkaç ayda geçekleştirmeyi başardı…

Ercan’daki özel yatırımcıyı denetleme görevini ihalesiz olarak 11 milyon 250 bin Dolar’a DIAMOND GREEN-APCO şirketine verdirmesi yenilir yutulur bir “skandal” değil…

Bu konuyu ortaya çıkaran Ombudsperson Emine Dizdarlı’ya da, tıpkı Akıncı’ya saldırdığı gibi çirkin ve düzeysiz ifadelerle saldırmıştı…

Siyasi kariyerinde zaten Eroğlu’na, Serdar Denktaş’a ve daha nicelerine ağza alınmayacak ifadelerle saldırması en önemli özelliklerindendir…

Şimdiki ortağı Serdar Bey’e, aylar önce “siyasi sahtekâr” ve “içi boş bir çuval” dememiş miydi?

Hamasetini yaptığı KKTC’ye hiçbir somut “katkısı” görülmemiş olan bol maaşlı bu “şahin”ciğin Akıncı’ya “inat” başka “icraat”ları da var ve belli ki çözüm karşıtlığı “şans”ını sonuna kadar zorlayacak…

Dışişleri Bakanlığı’nda en taze “icraatı” çözüm karşıtı birisini “Gezici Büyükelçi” olarak atamasıdır…

Herhalde onu da Sayın Cumhurbaşkanı”nın “inadına” yapmıştır…

Sayın Akıncı’nın “durdurduğu” ve gereksiz gördüğü bir “atama”yı yaparak aklınca Sayın Akıncı’ya ve onun şahsında Kıbrıslı Türkler’in “çözüm iradesi”ne meydan okumaktadır…

Oysa, eski bağlaşıkları Volkan’cılar, bu konuda ciddi iddialar öne sürüyorlar…

“Gezici büyükelçi” olarak Tahsin Bey’in atadığı Hüseyin Macit Yusuf’u “Aldığı borçları ödemeyen, karşılıksız çeklerle yüzlerce kişiyi dolandıran, hakkında yüzlerce dava açılan ve bu nedenle KKTC’ye gelemeyen dolandırıcı” olarak tanıtıyorlar ve Tahsin Ertuğruloğlu’nu da böyle birini atadığı için suçluyorlar.

Hatta daha da ileriye giderek “Ercan Havaalanı inşaatını denetleme işini ihalesiz olarak alan şirketinin sahibi Ömer Elmas’ı, Tahsin Ertuğruloğlu’na Hüseyin Macit Yusuf tanıştırdı.” iddiasında bulunuyorlar…

Bu ülke, normal bir ülke olsaydı, Ercan skandalından sonra Tahsin Bey soruşturmaya tabi tutulacak, belki de şimdi hüküm giymiş olacaktı…

Ama, Meclis’imiz ne yaptı biliyor musunuz?

Ombusdperson’ı haklı bulduğu halde, bu işin üzerini adeta örttü…

Bu konuda Komite Başkanı CTP’li Özdenefe’nin vicdanı nasıl rahat ediyor, anlayabilmiş değilim…

Hele CTP’li Tufan Erhürman’ın, 11 milyonluk skandalı unutturmak niyetiyle “Gelin Ercan’daki 2 yıl önceki özelleştirmeyi soruşturalım” talebi karşısında Tahsin Ertuğruloğlu ile aynı talep dilekçesine birlikte imza atması hiç ama hiç yakışık olmadı…

Uzun lafın kısası; Tahsin Ertuğruloğlu, “bakan” olması “uygunsuz” görülerek ataması Cumhurbaşkanı Akıncı tarafından yapılmayabilirdi…

Skandalları nedeniyle Akıncı’ya bu yönde çağrılar da yapılmıştı…

Akıncı, bu konuda UBP ile DP’ye sorun yaratmadı… Bu yüzden de eleştiriye uğradı…

Neslinin son temsilcisi bu “şahin”in siyasette “son kozlarını” oynadığı, silinip gitmeden son çırpınışlarla “ne kadar zarar verirsem” mantığı ile hareket ettiği ortadadır…

Kimseyi kandıramaz…