Dev-İş’ten çalışma yaşamına dair görüş ve öneriler

0
180
Dev-İş'ten çalışma yaşamına dair görüş ve öneriler

Devrimci İşçi Sendikaları Federasyonu (DEV-İŞ) Genel Başkanı Mehmet Seyis, yarın 15.30’da Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Aziz Gürpınar ile görüşecek.

Seyis tarafından yapılan yazılı açıklamada, DEV-İŞ’in görüşmede gündeme getireceği, çalışma yaşamı konusundaki görüş ve önerilere yer verildi.

DEV-İŞ görüşmede “özel sektör çalışanlarının durumu, İş Mahkemeleri Ve İş Güvencesi Yasası, sendikalı olabilmenin önünün  açılması, iş  gücü  ihtiyacı  tespiti – kaçak  ve  kayıt altı, asgari  ücret ve sektörel  Toplu  İş  Sözleşmesi, Genel  Sağlık  Sigortası, İş Sağlığı  ve Güvenliği, belediyeler, yatırımları  yapılmayanlar  işçiler, denetim organizasyonu” gibi konularda öneri sunacak.

Seyis, özel sektör çalışanlarının 8 saat çalışma, ek mesai ödeneği, yıllık ödenekli izin hakkı, bayram ve resmi tatil günleri uygulaması gibi haklar ile işçi sağlığı iş güvenliği kurallarından yoksun olarak çalıştırıldığını söyledi.

Ülkede ‘İş Mahkemeleri’ kurulması gerektiğini belirten Seyis, çalışma yaşamında haksızlığa uğrayan insanların sorunlarının 15 gün, 1 ay gibi sürelerde çözülmesinin sağlanmasını istedi.

Seyis, yasalarda ağır yaptırımlar içeren düzenlemeler gerçekleştirilmesini, Çalışma Dairesi’nin denetimlerinin çoğaltılarak özel sektör çalışanlarının da örgütlenmesinin önünün açılması gerektiğini belirtti.

Seyis açıklamasına su ifadelere yer verdi:

“Devletin konuya yaklaşımı aşağıdaki üç temel unsuru içermelidir; 1-Ülkede Sosyal, demografik ve kültürel yapıdaki bozulmayı düzeltmek; 2- Kıbrıslı Türklerin istihdamı ve çalışma koşullarını olumlu olarak etkileyecek çalışmalar yapmak; 3- Yabancı işçilerin ücretleri ve iş koşullarında,  yurttaş olan  çalışanlarla ayni koşulların ve eşitlik ilkesinin olmasını sağlamak.”

Dev-İş'in hazırladığı raporun tam metni:

 

ÖZEL  SEKTÖR  ÇALIŞANLARININ  DURUMU

Sendikasız Özel sektör çalışanları, ister yerli ister yabancı işçi olsun oldukça kötü koşullarda çalışmaktadırlar. Özel Sektör çalışanları büyük oranda yasalarımızda var olan 8 saat çalışma, ek mesai ödeneği,yıllık ödenekli izin hakkı, bayram ve resmi tatil günleri uygulaması gibi haklar ile işçi sağlığı iş güvenliği kurallarından yoksun olarak çalıştırılmaktadırlar.

Bu insanlarımızın iş güvenceleri de olmadığından örgütlenmede de sıkıntılar yaşamakta, ‘Sendika, Yasa, Hak Hukuk’ diyenler ne yazıktır ki işsiz kalmaktadırlar.

İŞ  MAHKEMELERİ ve İŞ GÜVENCESİ  YASASI

Öncelikle ülkemizde ‘İş Mahkemeleri’ kurulmalı ve çalışma yaşamında haksızlığa uğrayan  insanlarımızın sorunlarının 15 gün, 1 ay gibi sürelerde çözülmesi sağlanmalıdır.

Mevcut durumda haksızlığa uğrayan işçilerimizin mahkemelik sorunları yıllarca sonuçsuz kaldığından dolayı, hukuk yolu işe yaramaz haldedir ve tercih edilmeyen bir yoldur. Bu sorunu aşmanın yolu yalnızca çalışma yaşamına dair davalara bakan İş Mahkemelerinin kurulmasıdır.

(Bu Konuda Mevcut Yüksek Mahkemeler içerisinde yalnızca çalışma yaşamı ile ilgili davalara bakan bölümler de kurulabilinir.)

Ayrıca özel sektör çalışanlarının, çalışabilme olanakları mutlaka patronların iki dudağı arasından kurtarılmalı ve bir an önce bir ‘İş Güvencesi Yasası’ yapılmalıdır. Mevcut yasalarda var olan güvenceler, yine ayni yasa içerisinde güvenceleri sulandırıyor.

SENDİKALI  OLABİLMENİN  ÖNÜ  AÇILMALI

Yasalarda  ağır yaptırımlar içeren düzenlemeler gerçekleştirip, Çalışma Dairesi denetimleri de çoğaltılarak Özel sektör çalışanlarının da örgütlenmesinin önü pratik olarak açılmalıdır.

İşçi getirmek için çalışma izni başvurusunda bulunan işverenlerin işçilerine çalışma izni verilmesini nasıl ki Sanayi Odası, Kıbrıs Türk Mütehaitler Birliği ve Esnaf Zanaatkarlar Odasına üye olma şartı getirilmişse, izin verilen işçilerin de sendikalı olması şartı getirilmelidir.

Geçmişte Hükümetler, işveren örgütleri ile yaptığı bu anlaşmalar ile işveren örgütlerinin örgütlenmesine olanak sağlamıştır. Ancak çalışma yaşamında düzgün işleyişi sağlamak işçilerin de örgütlü olması ile mümkün olacaktır.

Ayrıca AB Sosyal Şartı hayata geçirilmeli, tüm çağdaş ülkelerinin çalışma yaşamına temel olarak kabul ettiği ILO Konvansiyonları eksiksiz uygulanmalıdır. Bu uygulamalara en çok ihtiyacı olan kesim Özel Sektör çalışanlarıdır.

Özel Sektör çalışanlarının çalışma koşullarında gerçekleştirilecek bu iyileştirmeler, herkesin illa ki devlette istihdam isteğini de azaltacaktır. Kabul etmeliyiz ki, Özel Sektör’de mevcut çalışma koşulları böyle kaldıkça yurttaşlarımızın Devlette istihdam isteği gayet doğal ve haklı bir istek olarak sürecektir.

İŞ  GÜCÜ  İHTİYACI  TESBİTİ – KAÇAK  ve  KAYIT ALTI 

Uygulanmakta olan kayıt altına alma ve kaçak işçilik ile ilgili değerlendirmelerimiz şunlardır;

Öncelikle kaçak veya ihtiyaca dayanmadan verilen çalışma izinli işçilik ile kayıtsız yaşamın verdiği hasarları nelerdir bir daha hatırlayalım;

1- Bu şekilde çalışmalar sonucu yurttaşlar işsiz kalıyor.
2- İşverenler, bu koşullarda çalıştırdıkları insanlara köle muamelesi yapıyor.
3- İhtiyat Sandığı (İS) ve Sosyal Sigortalar Kurumuna (SSK) yatması gereken paralar bu nedenden dolayı yatmıyor.
4- Ülkede asayiş sorunları da, bu sayede körükleniyor.

Konu “Ucuz İş Gücü” olarak değil, “İş Gücü Açığı” olarak ele alınmalı, en erken zamanda ülkede “İŞ Gücü İhtiyacı Tesbiti” yapılmalıdır ve Yurttaş işçi bulunamaması, ilgili alanda iş gücü açığı olması halinde Yabancı işçi istihdamı yapılmalıdır.

Devletin konuya yaklaşımı aşağıdaki üç temel unsuru içermelidir;

1-  Ülkede Sosyal, demokrafik ve kültürel yapıdaki bozulmayı düzeltmek.
2- Kıbrıslı Türklerin istihdamı ve çalışma koşullarını olumlu olarak etkileyecek çalışmalar yapmak.
3- Yabancı işçilerin ücretleri ve iş koşullarında,  yurttaş olan  çalışanlarla ayni koşulların ve eşitlik ilkesinin olmasını sağlamak

 

ASGARİ  ÜCRET ve SEKTÖREL  TOPLU  İŞ  SÖZLEŞMESİ
Asgari Ücret, çalışmaya yeni başlamış, hiçbir vasfı olmayan işçilerin ücretidir. Bu ücret, belli bir çalışma döneminden sonra ayni kalmamalıdır. Halbuki  Ülkemizde özellikle sendikasız işçilerin sürekli ücreti haline gelmiştir.
Ayrıca, Ülkemizde Asgari Ücret sadece ücret olarak değil, ayni zamanda bir ölçü birimi olarak da kullanılmaktadır. 10 binlerle ifade edilen kişi Asgari Ücretten çeşitli nedenlerle etkilenirse, Asgari Ücret belirlemesindeki baskılar her zaman olacaktır.
Asgari Ücreti belirlemede esas alınan ağırlıklar dikkate alınmamakta yada rakamlarla oynayıp Asgari Ücreti olması gereken miktarın altında tutmaktadır.
Özellikle 2009 yılından bu yana asgari ücret belirlemeleri tamamen işveren çıkarına ve yasalara hiç uyulmadan belirlenmiştir.

Yasaya göre yılda en az bir kez belirlenmesi gerekirken 2010 ve 2012 yıllarını kapsayacak Asgari Ücret hiç belirlenmemiştir.

Bundan dolayı, öncelikle Asgari Ücret Tesbit Komisyonu acilen toplanarak, toplumun en mağdur ve ezilen kesimi olan Asgari Ücretli işçilerin bu mağduriyetlerini giderecek yeni Asgari Ücreti belirlemelidir.

Bu uygulamadan sonra ise, gerekli yasal düzenleme yapılıp  Asgari Ücret yerine Sektörel Toplu İş Sözleşmeleri düzenine geçmeliyiz. 

Asgari Ücret belirlenmesi ile ilgili, İşveren Örgütlerinin “Ayrımcılık” içeren ‘yabancı işçilere farklı ücret belirleme’ ile  taleplerinden ‘Sektörel Asgari Ücret’ diye bahsetmesi kafaları iyice karıştırmışa benziyor.

Siyasi parti temsilcilerinin bile bu konuyu bu zeminde tartışmaya çalışması anlaşılır değildir. Herşeyden önce ‘Sektör’ kavramı ‘Dal’ demektir ve çalışma yaşamı açısından ele alırsak ‘İş Kolu’ demektir. Sektörel Ücret’ten, Yabancı İşçiye Farklı Ücret Belirleme gibi ayrımcı bir anlayış üretme, bundan medet umma veya bunu böyle sunma iyi niyetli bir girişim değildir.

Bunun altını çizdikten sonra sektörlere göre toplu iş sözleşmesi önerimiz aşağıdaki gibidir; 

SEKTÖREL  TOPLU  İŞ  SÖZLEŞMESİ  NASIL  UYGULANIR?

Sektörel Ücret belirlenen ülkede, ayni veya bağlantılı-benzer Üretim ve Hizmet Çalışma biçimlerinin birbirlerinden ayrılarak ülkede 4 veya 5 İş Koluna ayrılıp, İş Kollları bazında Toplu İş Sözleşmeleri yapılmasıdır

Böylesi uygulamalarda, İşçi Sendikaları Federasyonları  ile İşveren Örgütleri ve Hükümet Temsilcileri bir araya gelirler ve her yıl toplu iş sözleşmeleri imzalarlar. Bu toplu iş sözleşmesi ile yalnızca tek bir ücret belirlenmez. İlgili sektörde aşağıdaki uzlaşılar yapılır;

1- İşe Başlangıç, yani Deneme Devresi Ücreti,
2- Deneme Devresi Sonrası, yani Düz İşçi Ücreti ( 3 ay dolunca olur),
3- Yarı Kalifiye Ücreti,
4- Kalifiye İşçi Ücreti,
5. Teknik Eleman Ücreti.

Yine bu uygulamada, toplu iş sözleşmesi ile bazı sosyal konular ve işin özelliğine bağlı olarak bazı özel kurallar da belirlenir. Yani Sektörel ücret belirlemesi ayni zamanda ilgili iş kollarında çoklu ücret belirlemesi ve sosyal durumlar düzenlemesini de içerir. Bu uygulama sendikalı yaşama geçmenin de önünü pratikte açacaktır.

GENEL  SAĞLIK  SİGORTASI

Bu günlerde Genel Sağlık Sigortası yasa çalışmaları da gündemdedir.

Bildiğiniz gibi Sosyal Sigortalar tarafından sağlık primi için her ay kesintisi yapılan işçilerimiz ve aileleri, Hekim seçme haklarını kullama veya hastahanelerde verilen hizmetlerin yetersizliği nedeniyle  ikinci kez para ödeyerek özel sağlık hizmeti almak zorunda kalıyorlar.

Diğer yandan çalışanlar, devlete ayrıca emek karşılığı elde ettikleri ücretlerinden bir kısmını da gelir vergisi olarak öderler. Devlete ödenen vergiler halka hizmet olarak dönmelidir. Yurttaşa ücretsiz olarak dönmesi gereken en önemli Devlet hizmeti ise Sağlıktır.

İşçiler aslında ödedikleri vergi dışında bir de sağlık için ayrıca prim ödemekte yani daha sağlık hizmetini almadan, olası durumlar düşünülerek peşin bir ödeme yapmaktadırlar.

Genel Sağlık Sigortasından beklentimiz hem Devlet Hastahanelerinin daha kaliteli hizmet vermesi, hem de Sosyal Sigortalıların Özel Hekimlerden alacağı hizmetlerin, aynen Sosyal Sigorta kapsamı içinde olan ilaç uygulamasında olduğu gibi Sosyal Sigortalar tarafından ödenmesi için uygulama başlatılmasıdır.

Sosyal Sigortalı çalışanlara artı bir prim kesintisi yüklenmemesi, Hastahanelerin verdiği hizmetler için ayrıca katkı payı alınmaması ve Sosyal Devlet anlayışı taşıması kaydıyle Genel Sağlık Sigortası uygulaması gerçekleşmelidir.

İŞ SAĞLIĞI  VE GÜVENLİĞİ

Ülkemizde artan İş Kazaları endişe verir boyuttadır. Yaşanan iş kazalarının başlıca nedenleri arasında, bazı istisna İşverenler dışında işverenlerin büyük çoğunluğunun duyarsızlığı ve iş güvenliğine harcanacak parayı gereksiz görmeleridir. Bu davranışlarının ana nedeni daha çok kar etme isteğinden kaynaklanır. Konunun İnsani yönünü hiç düşünmemektedirler. İşte bundan dolayıdır ki DEV-İŞ yaşanan iş kazalarına “İş Cinayeti” demektedir.

İş Kazalarını en aza indirmek için her şeyden önce devletin denetimlerini artırması ve kurallara uymayan işverenlere caydırıcı yaptırımlar uygulaması gerekmektedir. İşyerlerinde “işçi sağlığı İş Güvenliği komiteleri” kurulmalı ve bu insanların eğitilmeli, çalışanların da bu konuda bilinçlendirilmesi  ve kurallara uyması sağlanmalıdır.

Ülkemizde, 14 Temmuz 2008 tarihinde “İş sağlığı ve İş Güvenliği Yasası” meclis’te oylanarak geçirilmiştir. Talebimiz, en erken zamanda gerekli ekiplerin kurularak denetim ve yaptırımların hayata geçmesidir.

BELEDİYELER

Belediyelerimizin ciddi kısmının özellikle temizlik hizmetlerini tam olarak yerine getiremediği görülmektedir. Bunun ana nedeni ise devletin Belediyelere yaptığı katkının nüfusa göre oluşu ve birçok yerleşim biriminin nüfuslarının bir önceki sayımdan bu yana hiç artmamış gibi işlem görmesinden kaynaklanmaktadır.

Bundan dolayı en erken zamanda son nüfus sayımında elde edilen veriler nüfusa eklenmelidir. Belediyelere De-Facto nüfus sayımına göre katkı yapılmalıdır.  Ayrıca Belediyeler de yerel gelirlerini artırıcı önlemleri hayata geçirmelidirler. Var olan sorunları kendi farklı yöntemleri ile çözmeye çalışan Belediyelerde ise hem verimsizlik ve hem de yasadışılıklar görülüyor.

Kaynakların yetersiz olduğu ve bu yetersizlikle personel maaşlarını bile ödemekte zorluk çektiğini ileri süren Belediyeler bazen kaçak işçi bile çalıştırılan Hulle Şirketler kurduruyor ve çalıştırıyor, bazen ise taşeron isimler yaratarak, işçileri acımasızca sömürüyorlar.

Yaptıkları bu uygulama ile de sendikalı işçilerin maaş ve sosyal haklarını tehdit ederek pazarlık unsuru olarak kullanıyorlar. Bir yandan da yasal olup olmadığına bile bakmadan ya işçi ücretlerini ve sosyal haklarını geriye çekmeye ya da yıllarca belediyelere hizmet veren çalışanların işlerine son vermeye çalışıyorlar.

Bu uygulamalar Belediye personelleri ve sendikalarında huzursuzluk yaratırken, diğer yandan ise Belediye idarelerinde örgütsüz ve ucuz işçi çalıştırma isteğini artırıyor. Bu noktada kaçak işçi ve iş güvenliği denetimleri yapan birimlerin de Belediyelere ihtimas geçtiği açıkca görülüyor. Bu konuda düzelme bekleniyorsa Belediyelerin de Çalışma Dairesi tarafından çok sıkı denetime tabi tutulması gerekir.

Belediyelerde yaygınlaşan bu anlayış kabul edilir değildir. Hele de bunu ‘ucuz ve verimli hizmet’ diye nitelemek emeği aşağılayan bir anlayışın ürünüdür. DEV-İŞ olarak yetkilileri bir an önce belediye hizmetlerinin toplu iş şözleşmeli kadrolu işçiler eli ile yürütülmesini sağlamaya davet ederiz.

 

YATIRIMLARI  YAPILMAYANLAR  İŞÇİLER  MAĞDUR

Ne yazıktır ki, İşverenler tarafından yatırılması gereken Sosyal Sigorta ve ihtiyat Sandığı yatırımlarının aksatılması yaygınlaştı. Birçok belediyenin de çalışandan kestiği primleri dahi yatırmamasına göz yumulması anlaşılır değildir.

Ayrıca kayıtlı oldukları halde işveren tarafında yatırımların yapılmadığı konusunda da yetkililerin işverenlere yaptırım uygulaması gerekirken, bunu yapmak yerine bordrosundan kesintileri yapılıp işveren tarafından yatırılmadığı halde çalışanları mağdur durumda bırakması kabul edilir olamaz.

Böylesi durumlarda, ilgili kurumların muhatabı yatırımlarını yapmayan işverenler olmalı ve ilgili işçilerin gerek sağlık konularında, gerek ise emeklilik işlemlerinde ve diğer haklarında mağduriyet yaşanmamalıdır.

İlgili Sosyal Güvenlik kurumları, yatırımlarını 1 ay dahi eksik yapan işverenleri müteakip ay dava etmeli ve gerekmesi halinde Belediye Başkanı dahi olsa işverenlere hapis cezalarına kadar varan uygulamalara tabii tutulmaları sağlanmalıdır.

Belediyelerin ise Sosyal Sigorta ve İhtiyat Sandığına olan mevcut borçları devlet katkılarında taksitlendirme yolu ile kesilmelidir.

 

DENETİM  ORGANİZASYONU

Saydığımız bu işler Hükümetin görevleridir. Birçoğunu ise yasal olarak yürütmesi gereken Bakanlık Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığıdır.

Açıkça söylemek gerekir ki, Bakanlığın mevcut organizasyonu ile bu sorunların altından kalkabilmesi mümkün değildir. Bizce daha etkin görev yapabilmesi için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı organizasyon eksikliklerini en erken zamanda gidermelidir;

– Denetimleri daha sık ve sağlıklı yapabilmeleri için Çalışma Daireleri yeterli sayıda müfettiş, personel ve  araç-gereç ile teknik donanımlarla takviye edilmelidir.

– Çalışanların sağlık denetimlerinin zamanında rutin şekilde yapılabilmesi için yeterli sayıda sağlık ekipleri kurulmalıdır.

– Özel Sektör çalışanlarının örgütlenme ve sendikalanmasına olanak sağlayacak talep ettiğimiz düzenlemeleri yapmak suretiyle, sendikaların da denetime fiilen en önemli katkıyı sağlaması gerçekleştirilmelidir.

– Yapılan işyeri denetimlerinde, yasalara aykırı hareket edenlere para cezasına ilave olarak hapis cezası dahil daha etkin cezalar da uygulanmalıdır.

DEV-İŞ Yönetim Kurulu a.

Gn.  Başkan – Mehmet  Seyis