Dalkavuk Medyası – Gutenberg Medyası

0
251

Gazete360’ın ikinci yazısını yazmaya oturduğumda, yazılı basından internete giden baş döndürücü sürecin girdabına takıldım, takılınca da hafızamda hep ön sırada bekleyen bir çağrışımın çaresiz esiri oldum.

O zamanlar Milliyet Gazetesi, Molla Fenari sokaktaydı.

Ben, yedi yaşındaydım…

Milliyet yazarı babam ise otuz üç yaşındaydı.

Babamın, fırtınalı bir yaşamın sahibi kapı komşusu 1890 Şam doğumlu Ref’i Cevat Ulunay ise 73 yaşındaydı.

Gazetedeki odasının kapısında ‘okurlarını dörtten sonra kabul edeceği’ yazar, Ulunay ise dört olmadan giderdi.

Eski Babıâli’nin daha eski dönemlerden bugüne, yazılı basından sanal âleme geçişini böyle anımsadım…
 

***

Bırakın Ulunay’ı, benim bile Proleter adlı dergide yayınlanan ilk yazımdan, Gerçekler Postası’nda yayınlanan ilk şiirimden ve 23 yaşında Cumhuriyet Gazetesi’nde yayınlanan ilk dizi yazımdan bu yana onca zaman geçti…

Kısacası benim yaşadıklarım bile yarım asırlık bir Babıâli tarihi.

 

***

 

Zihnimdeki ‘dünden bugüne’ yolculuk bana, üniversitedeki derslerde Türkiye’nin iç dinamiğinin arzuladığımız kadar güçlü olmadığını anlatmak için kullandığım Gutenberg örneğini anımsattı.

Gutenberg’in 1450’de bulduğu matbaa bize 1725’de geldi. İnsanlığın aldığı en keskin virajların buralara yansıması hep bu civarda bir rötarla oldu.

Babamla başladım, Gutenberg konusunda babamdan bir alıntıyla devam edeyim, ‘Tarihin Saklanan Yüzü’ adlı kitapta şöyle yazar:

“Fatih II. Mehmet, on dokuz yaşında Edirne’de tahta çıktığı sırada, Johannes Gutenberg, Almanya’nın Mainz kentinde ilk matbaayı icat etmişti bile…

Aslında iyi bir kuyumcu olan Gutenberg neden böyle bir icatla uğraşıyordu ki?
Para kazanmak için.

Bir kitabı basarak çoğaltmanın büyük para getireceğini görmüştü. Aynı görüşü paylaşan zengin ortaklar da bulmuştu kendisine… Sonradan o ortakların bazılarıyla mahkemelik oldu.

Neden aynı dönemde hiçbir Osmanlı, bir kitabı basıp çoğaltarak çok para kazanılabileceğini aklından bile geçirmedi?

Böyle bir sorunun yanıtını aramak, tarihi toplumsal bir laboratuar olarak kullanmaya başlamak sayılabilir.

Bugün de Türkiye’de çok az kitap basılıyor ve çok az kitap satılıyor.

Bunun bir nedeni de, kitaba yatırılacak sermayenin getireceği kârdan, aynı miktarda paraya bankaların verdiği faizin daha yüksek ve daha garantili olması.

Ancak şu da çok kesin ki, Fatih dönemindeki Osmanlı dünyasıyla Gutenberg’in dünyası arasındaki fark, bugün de aynı açığı sürdürüyor.

Çağdaşlıkla beyinsellik arasındaki ilişkiyi hâlâ keşfetmiş değiliz. Bunu keşfedemediğimiz sürece, 21’inci yüzyılın yerine olsa olsa ancak kargayla kurbağa yakalayabiliriz”.

Çağdaşlıkla beyinsellik arasındaki ilişkiyi keşfedemeyen Türkiye’de medya özgürlüğü siyasal iktidar tarafından sürekli budanıyor.

Var oluşunun özünü oluşturan itiraz kültürünün tamamen yok edilip yerine biat anlayışına dayalı Takrir-i Sükûn medyasının inşa edildiği bir döneme geçtik.

Basın Özgürlüğü’nde, 2002’de 100 üzerinden 58 puanımız var iken 2013’de 56 puana gerileyerek ’sınırlı özgür’ bir ülke konumunda demir attık.

Hâlbuki bize ileri demokrasiden söz edilmekte…

Sınır Tanımayan Gazeteciler Basın Özgürlüğü Endeksi’nde ise 2002’de 139 ülke arasında 99’uncuyken, 2013’te 179 ülke arasında 154’üncü sıraya düştük.
 

***

Hâlbuki bu gittikçe artan baskıyı bozacak olan yeni bir teknoloji var.

Yazılı ve görsel medyaya oranla kolu pek kolayından bükülemeyecek olan sanal âlem var, internet gazeteciliği var…

Ayrıca…

Bugün dünyada neredeyse herkes çağdaş ‘bir Gutenberg’…

Hatta daha ötesi cep telefonu sahibi herkes dört dörtlük teçhiz edilmiş bir ‘medya’…

Her telefon sahibi başlı başına bir medya olunca da ‘vatandaş medyası’ doğmakta…
Sancılı ve zor da olsa ‘yönetilenin’ medyası doğuyor.

Herkes Gutenberg, herkes medya oluyor.

Benim çocukluğumun ‘ulaşılamayan yazarlar’ döneminden, her okurun bir yazar olduğu döneme geçiyoruz.

 

***
 

Böyle bir ortamda baskı ne kadar yaşayabilir?

Çok fazla değil…

Siyasal iktidar biat anlayışıyla yanıp tutuşur, kendisi için hayırlı olacak en dostane eleştirilere bile düşmanca yaklaşırken, AKP’nin dalkavuk medyası ölüyor ve artık yerine çağın ve itiraz kültürünün, haklı eleştirinin, özgürlüğün sanal âlemdeki gür sesi geliyor…

Çağdaşlıkla beyinsellik arasındaki ilişkiyi keşfedemeyen zihniyet çağdaşlıkla özgürlük arasındaki ilişkiyi de ne kadar reddederse etsin, zamanın ruhu ve tarihin temposu hükmünü icra ediyor…

Burada hazin olan yan mevcut Türkiye iktidarının bu gerçeği görmemesi ya da görmek istememesi…

Kendilerini hızar makinesine tutarak yok eden dalkavukları ise boş verin…

Baskının ve dalkavuk medyanın su sineği kadar bile ömrünün kalmadığını göreceksiniz çünkü…