Aysu BASRİ AKTER Yazdı: “CT’Pnin Sınavları”

0
188
Aysu BASRİ AKTER Yazdı:

 

İç siyaset hareketli…

Ama hareket üretimden değil, daha çok parti içi çekişmelerden, iktidar mücadelelerinden kaynaklanıyor.

Buralarda siyasi partiler hükümetlerde iktidar olamıyorlar. Bu da kendimize özgü şartlarımız temelinde kolay normalleştiriliyor ama enerji, iktidar üzerinde bu kez parti içlerine odaklanıyor.

Bir seçim bitti.

Bu seçimde seçmen en açık ve tarihinin en önemli kararlarından birini vererek, hem bu meclisi hem de iktidarın yüzlerini çok önemli oranda değiştirdi.

Ama seçimden sonra icraatlar yerine partilerin oy hesapları üzerinden önümüzdeki dönem seçim hesapları başladı.

Sağda hummalı bir çalışma var.

Hiçbiri sistemi kökten değiştirecek konulara, ya da gündelik hayatı boğazına dolanan iplerinden kurtaracak eylemlere odaklı değil.

Ana muhalefet şimdilerde sağda birleşme çabalarında.

Dün Günün Getirdikleri'nde konuşan UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, "sağda birleşme ancak UBP çatısı altında olabilir" diyerek, gelmek isteyenlere de kapıyı sonuna kadar açık tuttuğunu söyledi.

Partiler arası milletvekili transferlerinin engellenmesi için çalışıyor, sözümona muhalefet ve iktidar.

Özgürgün'ün bu yüksek çıtalı açıklamasına Taçoy'un yanıtı ise daha da ilginçti;

Taçoy, "siyaset uzlaşma sanatıdır. Birleşme için de uzlaşılabilir, isim önemli değil" diyor.

Bir süre önce sağda birlik çalışmalarının tercümesi istenen Serdar Denktaş'ın da UBP ile birleşme ifadelerini Parti Meclisi'nde kullandığı belirtiliyor.

Bu kez sağ partiler bunu başarabilecekler mi bilinmez ama gerçek olan, bu kez oldukça yüksek bir ihtimal olduğu.

Sağda yaşanacak bir birleşme iç siyaseti kökten etkileyecek. Böyle bir işbirliği karşısında bozulacak hükümetten çıkacak CTP'nin hem kendi içini toparlaması hem de yeni ortama göre siyasetler üretmesi gerekecek.

Yeni hükümete haksızlık etmek istemem ancak bu kavga ve pazarlıklar arasında esas işlere konsantre olmak kolay değil. Nitekim görüntü de öyle.

Bu hükümetin başarısızlığı, özellikle CTP'yi derinden sarsacak bir etki yaratacak. Henüz geçmiş hükümetin yaralarını saramayan, kendi içindeki tartışmaları dengeleyemeyen parti bir de hedeflerine ulaşamadan giderse, bu hükümetten sonraki süreçte toparlanmak kolay olmayacaktır.

Bu hükümeti gerçekleştirdiği bütün başarıların ardından potaya koyacak tek şey, vesayeti kaldırmak adına atacağı adımlar olacak.

İlk sınavı ise KIB-TEK üzerinde verecek.

Kurumda borç her geçen gün büyür ve nerdeyse yakıt alamaz duruma sürüklenirken, özerk bir yapı çizip, bu konuda Türkiye tarafıyla anlaşmak kolay değil.

Nitekim bu konuda henüz iki taraf masaya oturmak için randevulaşmadı bile.

İkinci en önemli ve yakın sınav ise, Kıbrıs sorununda verilecek.

Başbakan Yorgancıoğlu'nun "Eroğlu ile birlikte hareket edeceğiz" açıklamaları kafaları karıştırdı. Şüphesiz müzakereciden hükümetin bağımsız hareket etmesi söz konusu olamaz ancak bu hükümetin CTP kanadı, Kıbrıs sorununda aktif görev almaya talip oldu.

Önümüzde ise çetrefilli, çok taraflı bir süreç var. Bu sürece sadece Dışişleri Bakanı'nın gerçekleştireceği görüşme ve ziyaretlerle katılmak yeterli olmayacaktır.

Toplumun çok büyük bir kesimi CTP'den sisteme karşı beklediklerini Kıbrıs sorununda da bekliyor.

Farklı bir söylem ve eylem modeliyle sahnenin önüne belirleyici bir rolde çıkmasını istiyor.

Oysa Maraş başta olmak üzere, klasik resmi söylemlerin ötesine geçemeyen, hükümet programına iki toplumlu ilişkileri yerleştirmeyi düşünmeyen bir yapı var, şu anda partide.

Liderler NewYork dönüşü varılacak bir anlaşmanın karşılıklı referanduma götürüleceğini açıkladı.

Peki bu referandumda ne olacak?

CTP referandum sürecini nasıl etkileyecek?

2004'de CTP'nin sivil toplum örgütleri ile kurduğu birliktelik Kıbrıs Türk tarafında doğrudan sonuca yansıdı.

Ama önemli bir eksikle.

Sadece tek tarafın 'evet'ine yöneltilen konsantrasyon ve sonrasında da yaşanan hayal kırklığı ile ilişkilerde de başa dönen bir ötekileştirme yaşadık.

CTP'nin Maraş başta olmak üzere, iki toplumlu ilişkilerde de aktif rol üstlenip kalıpları kırması gerekiyor. Hele Türkiye yarım asırlık kalığlaşmış resmi politikasını yıkıp, Rum Temsilci ile görüşmeye hazırlanırken, bu konularda yarım asırdan fazla mücadele vermiş bir partinin ve hükümetinin de birkaç adım önde olması gerekiyor.

Açıktır ki, Kıbrıs sorunu süreci önümüzdeki günlerde çok daha yoğunlaşacak. Gözler Türkiye'nin atacağı adımlarda.

Şimdilik sahnede Kıbrıs Türk tarafı ya da çözüm isteyenler yok.

Dahası toplumun gündeminde böyle bir şey yok.

Ama bu farkındalığı artırıp geleceğe yatırım yapması gereken taraflar çözüm isteyen siyasi parti ve sivil toplum örgütleridir.

Sonuçta siyaset biraz da toplumların birkaç adım ötesine geçilebildiği ölçüde başarılı olur.