Aysu BASRİ AKTER GKK Bütçesini Yazdı

0
211
Aysu BASRİ AKTER GKK Bütçesini Yazdı

Haftalardır tartıştığımız TOMA konusu bir nevi mutlu sonla neticelendi.

Şimdilerde sivil toplum da hükümet de “Tomayı Gomadık” diye kendilerine pay çıkarıyor.

Tabii toplum olarak biz de…

Yeniden bir özgüven tazelemesi yaşadık, "demek ki bizim de bir irademiz varmış. İsteyince değiştirebiliyormuşuz" diyoruz.

Ancak TOMA tartışmalarının sivilleşme paralelinde başka bir boyutu daha var.

Bugüne kadar çok da gündem olmadı ancak GKK’nın TOMA’yı sadece kendi fonlarından karşılayarak almak istemesi dikkat çekicidir.

Türkiye yıllardır yürüttüğü siyaset gereği buradaki GKK bütçesi için yılda 200 milyon TL’lik bir katkı yapıyor.

Adada bulunduğu düşünülen 2 bin civarındaki askeri personel giderleri bu bütçeden karşılanıyor.

Ancak GKK’nın bütçesi dışında tamamen yerel ithalat kaynaklarından elde ettiği bir de fonu var.

Güç-Kur adındaki fonda da ithalat rakamlarına göre, ayda yaklaşık 1.7 Milyon TL toplanıyor. Bu yılda yaklaşık 20 Milyon TL demek.

Kuzey Kıbrıs’ın ithalat yüzdeleri düşünülecek olursa bu fonun sürekli beslendiği de ortada.

Sanayi Odası ihracatın ithalatı karşılama oranının %6 civarında olduğunu söylüyor. Oysa bu 1977’de %50 civarındaymış.

Bu bir başka yazının konusu olduğu için, sadece ülke ekonomisinin ne kadar vahim bir durumda olduğunun bir göstergesidir deyip devam edelim…

Yılda sadece bir fonda 20 milyon TL biriktirilmesi Kuzey Kıbrıs Ekonomisi için önemli bir rakam.

GKK bütçesi Kuzey Kıbrıs bütçesinin %5’inin üzerinde…

Ve GKK bu fonu kullanarak, istediği, ihtiyaç duyduğunu düşündüğü her şeyi satın alabiliyor. Bunun için izlenen Maliye Bakanlığı onayı ve ihale süreci ise biraz prosedürel. GKK talep ettikten sonra onay ve ihale süreci otomatik olarak çalışıyor. Bu prosedürün gereği olarak da vergi muafiyetleri dahil her şey sırasıyla yerine getiriliyor.

Yani her iktidarın olduğu gibi, erki ekonomik özgürlük de destekliyor.

Hatta neredeyse hükümetin sahip olamadığı bir ekonomik özgürlük!

O yüzden Başbakan Yorgancıoğlu’nun ihale süreci ile ilgili inisiyatifin sivil otoritede olmadığı yönündeki açıklaması, bilinen gerçekliğin bizzat o sivil otorite talibi tarafından dile getirilmesinden öte değil.

Bu durumda UBP hükümetine tek başına yüklenmek de anlamsız kalıyor. Zira geçen hükümet de bu talebi sadece karşısında buldu. Sistemin kendisiyle bir sorunu olmadığından da gereklerini yerine getirdi.

Ama GKK alımdan vazgeçince kendi üzerinde kalmasından da belli ki rahatsız olduğu için “biz de TOMA’ya ihtiyaç olmadığını söyledik” demek zorunda kaldı, UBP’nin yeni genel başkanı.

Hani sivilleşmeden bahsediyoruz ya, bu sadece yasalarla olmuyor…

Eğer taraflar TOMA alımının iptali üzerinde uzlaşmışlarsa, sivilleşme anlayışının gelişmesi konusunda da uzlaşabilmeliler.

Yarım asırdır sıcak çatışma olmayan bu küçücük ülkede askeri harcama ve fonların bu kadar yüksek kalemlerde tutulması, istenilirse tekrar gözden geçirilebilir.

Zaten kendi ekonomisine sahip olamayan Kuzey Kıbrıs ithalata bağlı yapısında sürekli artan bir pahalılığın kıskancı altında bırakıyor vatandaşını.

Günün sonunda da toplumun cebinden çıkan paralar yine toplumun taleplerini bastırmak adına kendisine karşı bir silah olarak kullanılıyor.  

En azından bu fon sosyal alanda farklı ihtiyaçlara kanalize edilebilir.

Bu asker için devlet anlayışlarının yıkılmasında, hem son derece önemli bir rol oynar hem de sivilleşme dediğimiz hedefin yaşam bulmasını destekler.

Bunu bir jest olarak da görmemek lazım…

Eğer bu hükümet sivilleşme ve sistemin değişmesi için bir irade ortaya koyacaksa anlayışların değişmesi için de mücadele koymak zorundadır.

TOMA konusunda toplum vicdanına seslenen çabalarının ne kadar desteklendiği de düşünülecek olursa, kendini ifade edebildiği sürece yalnız kalmayacağını da bilmek gerek.