Avrupa Basınında Bugün (19 Eylül 2013)

0
79
Avrupa Basınında Bugün (19 Eylül 2013)

İngiltere Basını
Times bugün manşetini Suriye'de El Kaide bağlantılı Irak-Şam İslam Devleti örgütü üyeleri tarafından yolu kesilen muhabiri Anthony Loyd'un yaşadıklarına ayırmış.

Loyd haberinde, yaşadıkları üzerinden, aşırılık yanlısı grupların Suriye muhalefeti içinde giderek güçlenişini anlatıyor.

Loyd bir kontrol noktasında silahlı bir genç tarafından durdurulduklarını ve tercümanları Hamza'nın Irak Şam İslam Devleti Örgütü'nün İngilizcesinin baş harfleri olan 'ISIS' diye mırıldandığını anlatıyor ve şöyle devam ediyor;

'Bu kelimenin kendisi, aracın içindeki oksijeni çekip almış gibiydi. Adam kaçırma ve işkenceyle, Batılılara karşı nefretleriyle ve Şeriatın radikal bir yorumuna inanmalarıyla tanınıyorlar. Suriye'de 20 dolayında yabancı rehinenin kaderlerini ellerinde tutuyorlar. Birkaç dakika sonra daha çok sayıda ISIS militanı aracın etrafına geldi. Hepsi en az ilki kadar düşmanca davranıyor, ruh halleri öfke ve iki İngiliz gazetecinin ellerinde olmasından duydukları sevinç arasında gidip, geliyordu.'

'Örgütün gücü büyüyor'
Haberde örgütün gücünün ve militan sayısının arttığı ve savaşın gittiği yönü şekillendirmeye başladıkları kaydediliyor.

Örgütün Irak ve Suriye'deki Sünni bölgelerini Şeriatla yönetilen bir halifeliğe dönüştürmek istediği vurgulanıyor.

Anthony Loyd daha sonra grubun Iraklı komutanının pasaportlarını bir başka militanla gönderdiğini, bu sırada beklerken arkalarında üzerinde uçaksavar bulunan bir kamyonun durduğunu ve kamyondan beş, altı farklı ülkeden gelen militanların indiğini anlatıyor. Tercüman Hamza ise bu noktada, 'Bir seferinde Brezilya'dan gelen militanlarla bile tanıştım' diyor.

'Türkiye'den geçen cihatçılar'
Loyd, örgütte genellikle Iraklı militanların komuta kademesinde olduğunu, alt düzey militanların çoğunluğununsa Körfez'deki Arap ülkelerinden geldiğini anlatıyor. Times Muhabiri dünyanın dört bir yanından gelen cihatçıların Türkiye'nin sınır politikası sayesinde, kolayca Suriye'ye girebildiğini de anlatıyor. Sayıları beş ila sekiz bin arasında olduğu tahmin edilen militanların Filipinler, Güney Amerika, Kafkaslar, Kuzey Afrika, Sudan, Pakistan ve Avrupa gibi dünyanın farklı noktalarından geldiği kaydediliyor.

Haberde Türkiye'nin geçen yıl Özgür Suriye Ordusu'na lojistik destek için Suriye sınırındaki denetimi gevşettiği, devriyelerini geri çektiği, binlerce cihatçının da bun durumdan faydalandığı söyleniyor.

Ankara'nın, yabancı cihatçıların Suriye'ye girişinin kolaylaşması için resmen yardım verildiğini reddettiğini yazan Loyd, buna karşın muhalefet partilerinin bundan emin olduğunu kaydediyor.

CHP Hatay il Başkanı: Hükümet imkan sağlıyor
Times'ın konuştuğu Hatay CHP İl Başkanı Servet Mollaoğlu da 'Bu hükümet cihatçılara para, barınma ve Suriye'ye geçiş imkânı sağlıyor. Cihatçıların yüzde 90'ı Türkiye üzerinden geçiyor. Bazıları sadece cihat vermeye giden gençler. Ama aralarında uluslararası istihbarat kuruluşlarınca iyi tanınan katiller ve teröristler de var' diyor. Anthony Loyd, geçmişte pekçok yabancıyı rehin alan örgütün bir saatlik bekleyiş sonunda, birdenbire ‘mucize eseri’ kendilerini serbest bırakmaya karar verdiğini yazıyor.

Haber, Suriyeli tercüman Hamza'nın 'Başladığında devrimimizin bu noktaya geleceğini asla düşünemezdim. Yabancı savaşçılar her yerde. Kimyasal silahlar, bütün önemli binaların zarar görmesi ya da yıkılması. Dürüst olanlar kaçıyor, hırsızlar başa geçiyor. Şimdi tek çare ya ülkeyi terk etmek, ya da saygınlık kazanmak için radikal olmak. Bu iş bitti' sözleriyle sona eriyor.

Suriye'ye yardım araştırması
Times konuyla ilgili başyazısında da, Türkiye'nin Suriye sınırını denetlemesi gerektiğini söylüyor.

Guardian'da ise İngiliz yardım kuruluşu Oxfam'in Suriye'ye giden insani yardımlarla ilgili bir araştırması haberleştirilmiş.

Oxfam'ın araştırmasına göre Suriye'deki içsavaşta tarafları silahlandıran birçok ülke, iş savaşın yol açtığı insani felaketle başa çıkmaya geldiğinde, bu kadar cömert davranmıyor.

Oxfam örneğin Rusya ve Katar'ın Birleşmiş Milletler'in yardım fonuna ülkelerin ulusal geliri ve refah düzeyine göre ölçülen 'adil payın' sadece yüzde 3'ünü verdiğini söylüyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin yüzde 63'ünü, Suriye muhalefetinin Avrupa'daki en önde gelen destekçilerinden Fransa'nın ise adil payın yarısından azını verdiği belirtiliyor.

Diğer yandan Kuveyt'in adil payın dört katından fazlasını, Suudi Arabistan'ın iki katını, İngiltere'nin de birbuçuk katını verdiği söyleniyor. Pekçok ülkenin bu kadar cömert davranmaması nedeniyle de Birleşmiş Milletler'in geçen Haziran'da yaptığı yaklaşık 5 milyar dolarlık yardım çağrısının sadece yüzde 44'ünün toplanabildiği vurgulanıyor.

Dünyamızın kalan ömrünün hesaplandığı bilimsel çalışma İngiliz basınında birçok gazetede yer alan konulardan.

Dünyada yaşamın sonu
Independent bu çalışmayla ilgili habere ilginç bir başlık atmış; İyi haber: Dünya 1, 75 milyar yıl daha yaşamı destekleyebilecek. Kötü haber: İklim değişikliği nedeniyle biz çok daha önceden yeryüzünden silinmiş olacağız.

İngiltere'deki East Anglia Üniversitesi Çevre Bilimleri Fakültesi'nde yapılan çalışmanın ekip lideri Andrew Rushby, 'Güneşin boyutu büyüdüğünden, 1,75 milyar yıl kadar sonra sıcaklıklar artacak ve okyanuslar buharlaşacak. Koşullar insan yaşamının sürmesi için imkânsız hale gelecek. Ama araştırmada insan eliyle oluşan iklim değişikliği ya da bir göktaşının çarpması veya nükleer savaş gibi insan yaşamını yok edebilecek ihtimaller dikkate alınmadı' diyor.

Çalışmada ayrıca, dünyanın son dönemlerine gelindiğindeki ısı nedeniyle sadece belli ortamlardaki mikropların hayatta kalabileceği söyleniyor.

Araştırmada insanlar 1,75 milyar yılın sonlarına doğru hayatta kalabilseler bile, sonun birden gelmeyeceği, insan yaşamının tamamen sonlandıracak koşulların bir milyon yılda oluşacağı vurgulanıyor.

Almanya Basını
Basın turumuza Tagesspiegel gazetesinin Almanya’nın 2002-2006 yılları arasında Suriye’ye sarin gazında kullanılabilecek kimyasallar satmasını irdeleyen yorumu ile başlıyoruz.

"Almanya, kriz bölgelerine ağır silah satışına karşı olan kriterleri, bilerek göz ardı ederek mütemadiyen ihracata izin veriyor. Hatta tam da şu sıralar Hrıstiyan Birlik Partileri, savaş mühimmatı ihracatında 'daha cesur' davranılmasını talep ediyor. Ancak federal hükümetin, şiddet imparatorlarına karşı en önemli müttefiklerinin yanında yer alması gerektiğinde ise bu hükümet taktiklere başvuruyor. Bakınız Libya, bakınız Suriye. Kim ihracat şansını ahlakî ilkelerin önünde tutarsa itibarımızı yerle bir eder."

Frankfurter Rundschau da seçimlere az bir süre kala, siyasi partilerin savaş mühimmatı ihracatına dair kızışan tartışmaları değerlendiriyor:

"Dışişleri Bakanı Westerwelle, tehdit edici bir biçimde savaş mühimmatı ihracatı konusundaki katı ilkeleri
yumuşatmanın kendisi ile mümkün olmayacağı mesajını veriyor. Ancak durumun komikliği sadece şu örnekle bile açıklanabilir. Zira zaten Westerwelle’nin de yer aldığı koalisyon hükümeti her türlü 'sıkı' ihracat yönetmeliğini çoktan tamamen yumuşattı ve gayet cesur bir şekilde savaş mühimmatının Suudi Arabistan ve Katar gibi rejimlere satışına izin verdi bile. Asıl sorun şu gerçekte yatıyor; tüm bu kararlar gizlilik içerisinde ve her türlü demokratik kontrol dışında Federal Güvenlik Konseyi’nde alınıyor. Westerwelle tüm savaş mühimmatı ihracatının karar öncesinde kamuoyunda tartışılmasından yana tavır koyarsa, söyledikleri kulağa daha dolu gelir. O zaman seçmen de onun ne dediğini anlayabilir."

Geçiyoruz Yunanistan’a. Ulusal gazetelerden Süddeutsche Zeitung, sol görüşlü müzisyen Pavlos Fyssas’ın salı gecesi aşırı sağcılar tarafından bıçaklanarak öldürülmesini ele alıyor.

"34 yaşındaki müzisyen Pavlos Fyssas’ın ölümünden sonra Samaras ve hükümeti, kafasını artık kuma gömemez. Katilin Neonaziler ile yakın ilişkisi vardı. Onların siyasi uzantısı Altın Şafak Partisi’nin lideri, milletvekili Nikos Michaloliakos, yandaşlarının perşembe günü kanlı olayın meydana geldiği yerde toplanacağını açıkladı. Herhalde bundan daha kışkırtıcı bir açıklama olamazdı. Kamu Düzeni Bakanı Nikos Dendias'ın, partinin en azından hücum birliklerini yasaklama konusunu nihayet düşünmeye başlaması yerinde bir tutum."

Westdeutsche Allgemeine Zeitung ise AB vatandaşlarının ortalama her gün yaklaşık 4 saatini televizyon karşısında geçirdiğini ortaya koyan araştırmayı ele alıyor.

"Bir Alman, günde ortalama 4 saatini televizyon karşısında geçiriyor. Günlük 8 saatlik uykuyu çıkarırsak, ömrünün dörtte birini televizyonun karşısında geçiriyor. Araştırmaya göre; televizyon, onun en yakın arkadaşı. Peki, cihaz gerçekten bunu hak ediyor mu? Elindeki imkânlarla karşılaştırıldığında kamu yayıncılığı yapan televizyon kanalları cesaretsizlikten kaybediyor. Eğer program yapımcıları seyirciyi, onlardan bir şey beklememek gerektiğine inanacak kadar küçümsüyorsa, insanın öfkelenmesi için halk eğitim müessesesi kavramını işe karıştırmaya bile gerek yok. Televizyon hiçbir zaman düzgün bir bilgi kaynağı olmadı, aksine sadece eğlence anlamında talihli anları oldu ama ondan da geriye pek bir şey kalmadı. En güzel programlar gece yarısında ölüme terk edildi ya da haber kanallarına kaydı. Seyirciler televizyon kanallarından intikamını henüz almadı. Ancak gençlerin alışkanlıkları değişiyor, programları bizzat tasarlama eğilimi büyüyor. Bunun daha fazla kalite talebi mi olduğu, belirsiz. Ama eğer televizyon kanalları, bizi aptallaştırdığı suçlamasından kurtulmak istiyorsa, biraz daha cesur olmalı."

Fransa Basını
Fransız Le Monde gazetesi BM denetçilerinin Suriye'de kimyasal silah kullanıldığını doğrulayan raporlarını analiz ediyor:

"Rapor sivillere karşı oldukça geniş kapsamda zehirli gaz kullanıldığına yönelik somut kanıtlar sunuyor. Sadece Suriye Ordusu raporda belirtilen zehirli gaz füzelerine sahip. Bu rapor Amerikan, İngiliz ve Fransızlar'ın halihazırda yürüttükleri müzakerelerde elini güçlendiriyor. Bu müzakerelerde amaç, BM Güvenlik Konseyi'nin çıkaracağı kararla, Suriye'deki kimsayal silahların imha edilmesiyle ilgili olarak Amerikan-Rus uzlaşmasının geniş çerçevesinin çizilmesi. BM'nin silahsızlanma konusundaki uzman denetçilerinin, kasım ayından itibaren işe koyulması bekleniyor. Ruslar şimdi bu konudaki iyi niyetlerini ispatlama fırsatına sahip. Çok kısa zamanda Ruslar'ın bu konuda ciddi mi olduğunu, yoksa Esad yönetimini güçlendirmek için sadece zaman kazanmak mı istediğini öğreneceğiz."

Danimarka Basını
Danimarka'nın liberal Politiken gazetesi ise aynı konuyla ilgili yorumunda, şu görüşleri savunuyor:

"Rusya'nın, BM'nin Sarin gazı yüklü silahları kimin ateşlediğini araştırmasını reddetmesinin sadece tek bir açıklaması olabilir: Putin gergin ve partnerinin kimyasal silah kullanıcısı olduğunun ortaya çıkmasını görmek istemiyor. Ancak bu, katilleri koruduğu gibi aynı zamanda liderini de (Putin) lekeleyen aciz bir gerekçe. Putin ve Lavrov dünya sanki bir dama tahtasıymış gibi diplomatik hücüma geçerek, Suriye konusunda Putin'in onayı olmaksızın hiçbir karar alınmamasını büyük bir başarı ile sağladı. Bu üniversitede diplomasi dersi için etkileyici olabilir. Ancak gerçekte Rusya Suriyeliler'in kaderiyle böylesine alay edercesine oynamaya devar ederse, sadece ve sadece insanları gücendirir."

Litvanya Basını
Litvanya'dan liberal Lietuvos Rytas gazetesi bugünkü sayısında, Almanya'da yaklaşan genel seçimleri ve anketlere göre ikinci sırada görünen Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) içinde bulunduğu durumu ele alıyor. Gazeteye göre Sosyal Demokratlar'ın zafer elde etme şansı düşük:

"İkinci büyük parti olan Sosyal Demokrat Parti (SPD) son dört yıldır durgun bir dönemden geçiyor. Sosyal Demokrat Parti'nin Willy Brandt ya da Helmut Schmidt gibi yöneticileri yok ve bu nedenle yeni seçmen kazanamıyor."

(dw türkçe/bbc türkçe)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here