Avrupa Basınında Bugün (16 Eylül 2013)

0
197
Avrupa Basınında Bugün (16 Eylül 2013)

İngiltere Basını
Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya arasında Suriye'nin kimyasal silah stokunun tasfiye edilmesine dair anlaşmaya ve bu anlaşmanın yankılarına geniş yer veriliyor.

Konuya başyazılarından birini ayıran Independent, uzlaşmanın barış için bir şans olduğu görüşünde. Ancak gazete barışa şans tanımanın dev riskleri de beraberinde getirdiğini söylüyor ve şöyle devam ediyor;

'Suriye'deki muhalif güçler kaotik olabilir, ama saldırının ertelendiği duyurusundan hissettikleri üzüntüde birleşiyorlar. Nasıl tepki vereceklerini bekleyip, görmek gerekiyor. Bu arada, Suriye'nin İran için bir deneme olmasını açıkça uman İsrail ve ABD'deki amigoları hayal kırıklığına uğradı. Daha şimdiden Barack Obama'yı yatıştırma politikası uygulamakla suçluyor ve Hitler'le anlaşma yapan İngiltere Başbakanı Neville Chamberlain'e benzetiyorlar. Bir başka deyişle, savaş çığlıklarını bastırmak kolay olmayacak. Özellikle uzlaşma yolunda gitmezse'

'Esad anlaşmayla zayıfladı'
Suriyeli bir bakanın uzlaşmayı 'büyük bir zafer' diye tanımladığını hatırlatan Independent, aslında son haftalardaki gelişmelerin Beşar Esad rejimini zayıflattığını belirtiyor. Gazete, birkaç hafta önce cephedeki başarılarıyla muhalifleri destekleyen Batılı ülkeleri sıkıntıya sokan Beşar Esad rejimine, İsviçre'de kendi kaderi üzerinde yapılan tartışmalarda danışılmaya bile gerek görülmediğini söylüyor.

Gazete şöyle devam ediyor;

'Beşar Esad'ın buradan kazandığı şey bir infaz ertelemesi. En azından gelecek yıla kadar. Eğer biraz aklı, mantığı varsa bu fırsatı hiçbir tarafın yakın vadede kazanmayı umamayacağı çatışmayı müzakereler yoluyla çözmek adına ciddi bir teklif sunmak için kullanır. İsyancıların tarafındaki pek çok savaşçı, en büyük kazananın Sünni cihatçılar olduğu bir savaşa hiç girmemiş olmayı diliyor. Diğer yandan pek çok kişi, Esad ve gangsterlerini kötünün iyisi olarak görüyor. Önümüzdeki aylar, Esad ve isyancı güçlere karşı çıkan Suriyeliler'in sesini duyurması için bir fırsat sunuyor. Bu fırsat çok büyük olasılıkla bir kez daha gelmeyecek'

'Esad'ın önemi azalacak'
Financial Times'ta yer alan bir haber analizde de, uzlaşmanın kısa vadede Suriye lideri Beşar Esad'a yaramakla birlikte, uzun vadede yaşama şansını zayıflattığı vurgulanıyor. Haberde görüşlerine yer verilen Lübnan Saint Joseph Üniversitesi Siyaset Bilimi Uzmanı Profesör Sami Nadir, 'Esad anlaşmayı imzalar ve kimyasal silahlarından vazgeçerse, değerini kaybedecek. Anlaşmaya uyarsa, jeopolitik haritada önemi azalacak.' diyor.

Beyrut Amerikan Üniversitesi Siyaset Bilimi Uzmanı Profesör Hilal Kaşhan da, 'Şam'daki rejim yıllar, yıllar boyu İsrail ve Amerika'nın tasarımlarına karşı duran reddiyeci bir devlet olmakla övündü. ABD Doğu Akdeniz'e birkaç gemi gönderdi ve saldırmakla tehdit etti diye stratejik kimyasal silahlarından bu kadar çabuk vazgeçmesi, rejimin kapasitesiyle ilgili çok şey söylüyor' diye konuşuyor.

Kaşhan ayrıca, 'Amerikalılar dengeyi korumak istiyor. Esad rejimi bu uzlaşmayı muhalif güçlere karşı saldırıları yoğunlaştırmak için kullanırsa, Amerikalılar ve müttefikleri isyancılara silah sevkiyatını arttıracaktır' yorumunu yapıyor.

Suriyeli muhaliflerin yapısı
Daily Teleghaph ise, Suriye'de savaşan muhaliflerin yapısıyla ilgili bir araştırmaya yer veriyor. IHS Jane's adlı savunma danışmanlık şirketinin araştırmasına göre muhalif savaşçıların yarısı cihatçılar, ya da radikal İslamcılar'dan oluşuyor.

Şirket aralarında yabancıların da bulunduğu El Kaide bağlantılı 10 bin kadar cihatçı olduğunu söylüyor. 30 ila 35 bin kadarının da radikal İslamcı olmakla birlikte, küresel mücadeleden daha çok, Suriye'deki çatışmayla ilgilenen bir grup olduğunu tahmin ediliyor.

Şirket daha ılımlı olmalarına rağmen, İslamcı karaktere sahip gruplara üye en az 30 bin isyancı daha olduğunu belirtiyor. Bu durumun da sadece küçük bir azınlığın laik ya da milliyetçi gruplara üye olduğu anlamına geldiği kaydediliyor. Haberde araştırmanın istihbarat tahminleri, eylemciler ve militanlarla yapılan söyleşilere dayandığı da kaydediliyor.

Guardian: Obama-Ruhani görüşmesi olabilir
Guardian'ın ilk sayfasında Amerikan Başkanı Obama ve İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani arasındaki mektuplaşmanın, iki lider arasında bir görüşmeye dönüşebileceğini yazıyor.

Gazete, New York'ta bu ay yapılacak Birleşmiş Milletler Genel Kurul toplantılarında, 1979 İran İslam Devrimi'nden bu yanaki ilk ABD-İran liderleri görüşmesinin yapılabileceğini kaydediyor.

Guardian İngiltere Dışişleri Bakanı William Hague'in de New York'ta İranlı mevkidaşı Muhammed Cevad Zarif ile görüşeceğini belirtiyor.

Gazete bu görüşme teklifinin İngiliz Dışişleri Bakanlığı için de sürpriz olduğunu ve İngiltere'den böyle bir istek gelmediği halde, Ruhani'nin İngilizce Twitter hesabında Hague ile görüşüleceğini yazdığı kaydediliyor.

Haberde, bir İngiliz Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin de 'Görüşmeden mutluluk duyarız. Ama bu konuda Tahran ile hiçbir resmi temasta bulunmadık' dediği belirtiliyor.

'Koridor görüşmesi'
ABD'li yetkililerin Ruhani'yle görüşme olasılığına şüpheyle baktıklarını söyleyen Guardian, bazı gözlemcilerin de Suriye'nin kimyasal silahları konusundaki anlaşmanın diplomasi için yeni bir alan yarattığı görüşünde olduğunu vurguluyor.

Haberde görüşlerine yer verilen Ulusal İran-Amerikan Konseyi Başkanı Trita Parsi, 'Bence bir görüşme şansı var. Tahran Suriye anlaşmasında kendi rolü olduğunu da söylüyor. Ruhani'nin diplomatik çabalarının bir savaşı önlediğini göstermesi gerek. Görevdeki ilk altı ayında kendi yaklaşımının, selefinin sertlik yanlısı yaklaşımından daha çok yarar sağladığını göstermek istiyor.' diyor.

Parsi ayrıca, görüşmenin iki liderin oturup konuştuğu bir toplantı değil, her iki tarafın da daha sonra reddetme şansı olması için koridorda önceden ayarlanmış bir karşılaşma şeklinde olabileceğini söylüyor.

Almanya Basını
Alman basını hafta sonunda yapılan Bavyera eyaleti seçimlerini Hrıstiyan Sosyal Birlik Partisi'nin (CSU) kazanmasını değerlendiriyor. Thüringische Landeszeitung gazetesi CSU'nun güçlü lideri Horst Seehofer'in parti içindeki güçlüklerin üstesinden geldiğini ve yeniden tek başına çoğunluğu elde ettiğini yazıyor:
“Bavyera ekonomik yönden en başarılı eyalet. Hrıstiyan Sosyal Birlik Partisi ekonomik gücü huzurlu bir memleket hissi ile birleştirmek gerektiğini en iyi anlayan parti. Almanya'nın diğer bölgelerinde hâlâ bu tür bir yükseliş ve kimlik reçetesi aranırken Bavyeralılar neden değişikliğe gidip deneyler yapsınlar ki!”
Berliner Zeitung gazetesi ise Bavyera seçimlerini önümüzdeki hafta yapılacak genel seçimler açısından değerlendiriyor. Gazetede, “Koalisyon ortaklarından Hür Demokrat Parti FDP'nin Bavyera seçimlerinde barajı aşamaması, genel seçimlerde de barajı aşamayacağına işaret ediyor” yorumu yapılıyor. Gazete bu durumun Hrıstiyan Demokrat Birlik Partisi lideri (CDU) Başbakan Angela Merkel'in durumunu güçleştireceği yorumunu yapıyor:
“Merkel 22 Eylül'de yapılacak genel seçimler sonrasında koalisyon pazarlıklarını nasıl yapacağını ve koalisyon ortağı CSU ile nasıl baş edeceğini düşünmeli. CSU Genel Başkanı Seehofer artık talepler sunacak ve hükümetteki muhalefet konumunda olacaktır. Seehofer'i kontrol altında tutabilmek için Merkel'in güçlü bir koalisyon ortağına ihtiyacı var. Ancak ona yüzde beş barajını aşamayan Hür Demokrat Parti yardım edemez. Yeşiller'in de bir faydası olmaz. Güçlü Bavyeralılar karşısında Merkel'e yardımcı olabilecek parti Sosyal Demokrat Parti SPD. Yani akılcı, eşit seviyede, orta derecede güçlü bir sosyal demokrasi.”
Neues Deutschland gazetesi Hrıstiyan Sosyal Birlik Partisi'nin (CSU) yıllardır eyalet hükümetini yönetmesine karşın büyük bir memnuniyetten söz edilemeyeceğini söylüyor ve sonuçları genel seçimler açısından değerlendiriyor:
“Sosyal Demokrat Parti de Bavyera'da seçmenlerini harekete geçiremedi. Bu sebeple SPD Başbakan adayı Peer Steinbrück'ün gelecekteki hükümeti yönetebileceğine inandırması şimdi daha da zor. Fakat Bavyera eyaletindeki seçimler Başbakan Angela Merkel için de bir başarı olmadı. Hür Demokratlar'ın düşük seçim sonuçları Merkel'i kaygılandırmalı: Genel seçimlerde Hrıstiyan Birlik Partileri (CDU/CSU) – Hür Demokrat Parti (FDP) koalisyonu isteyen Hrıstiyan Demokrat Birlik partili seçmenler FDP'yi destekleyebilir.”
Tagesspiegel ise Suriye krizinde yaşanan gelişmeleri yorumuna konu alıyor. Suriye'nin kimyasal silahlarının denetlenmesine ilişkin Arap Birliği, ABD ve Rusya arasında ittifak sağlanması hakkında gazete şu yorumu yapıyor:
“Beşar Esad bir şeyi yanlış mı anladı? Kesinlikle hayır! Esad kendini kazanan taraf olarak görüp zafer sevinci yaşayabilir. Kimyasal silahların imhası uzun sürecek. Bu sürede çalım atabilir ya da tereddüt edebilir. Kimse kimyasal silahların nerede depolandığını bilmiyor. Daha da önemlisi; ona karşı planlanan askerî operasyon şimdilik ertelendi. Bu Esad'a ve yandaşlarına liderliğini korumak ve istikrarını güçlendirmek açısından çok önemli bir süre kazandırdı. Suriye'de ölümler durmuyor. Daha fazla insan şiddetten kaçacak ve gelecek umudunu kaybedecek. Yani memnun olunacak bir durum yok.” 

Fransa Basını
Fransız Le Monde gazetesi yorumunda Suriye'nin kimyasal silahlarının imha edilmesi konusunda Cenevre'de başlayan görüşmeleri değerlendiriyor:
“Son günlerde sıklıkla işittiğimiz ‘uluslararası toplum’ kavramının aslında gerçek bir karşılığı yok. Realpolitik yaklaşımını savunanlar, uluslararası toplum kavramının bir kurgu olduğunu, bunun yalnızca naif entelektüellerin inanmak istedikleri için inandıkları bir kavram olduğunu kaydediyorlar. Uluslararası platformda yalnızca egemen devletlerin sözü geçiyor. Onların üzerinde bir yapılanma ya da otorite bulunmuyor. Suriye krizi de böyle düşünenlerin görüşlerini haklı çıkarıyor. Bunun son örneği de Beşar Esad'ın kimyasal silahlarını uluslararası denetime açması konusunda Rusya’nın yaptığı öneri. Moskova teklifini BM'ye ya da G20 ülkelerine değil doğrudan Barack Obama'ya iletti. Yani ‘büyükler’ kendi aralarında konuşuyor.”

İsveç Basını
İsveç'te yayımlanan Svenska Dagbladet, ABD Başkanı Barack Obama ile Dışişleri Bakanı John Kerry'nin Suriye konusunda söylemleriyle büyük bir başarısızlık yaşadıkları yorumunu yapıyor:
“Obama ve Kerry'nin son dönemdeki söylemleriyle ‘söz savaşları' da yeni bir anlam kazandı. Obama ve Kerry, önce haftalar boyunca savaş için gerekçeler bulmaya çalıştılar ama anlaşılan kendileri de bunlara inanmıyordu. Sonrasında ise daha başlamadan bu savaşı sonlandırdılar. Onların bu tutumu sayesinde, Esad'ın kimyasal silahlarını teslim etmesi konusunda Putin, vazgeçilmez bir konum elde etmeyi başardı. Bu durum, öldürücü darbeyi geciktirecektir. Ancak ‘söz savaşları' yeni bir tarzda devam edecektir.”

Hollanda Basını
Hollanda'da yayımlanan NRC Handelsblad yorumunda Norveç'teki seçimlere yer veriyor. Ülkede 9 Eylül'de yapılan genel seçimleri ana muhalefetteki Sağ Parti’nin lideri Erna Solberg kazandı. Gazete, Sağ Parti'nin 23 yıl aradan sonra iktidara gelmesini değerlendiriyor:
“Bir hükümetin, iki dönem görev yaptıktan sonra değişmesi prensipte sağlıklı bir gelişmedir. Eğer Solberg, diğer sağ partileri bir araya getirebilirse, sol koalisyon yerini sağa bırakacak. Ancak böyle bir koalisyon Norveç için hiç de kolay değil. Zira olası koalisyon ortaklarından biri İlerleme Partisi. Norveç’te iki yıl önce katliam yapan aşırı sağcı Anders Behring Breivik, 1999-2004 yılları arasında bu partinin üyesiydi. Breivik'in, göçmenlere karşı katı politikaları nedeniyle üye olduğu bu partinin koalisyona girme olasılığı, bazı ülkelerde bir ‘Breivik Partisi'nin hükümete gireceği izlenimi yaratıyor. Ancak bu parti esasında, aile birleşimi ve mülteciler konularında diğer birçok Avrupa ülkesinde çoktan kabul görmüş kuralları Norveç’te yaşama geçirmek istiyor.”

(dw türkçe/bbc türkçe)