49 Bin TL.yi Kim Çaldı? Polis Neden Böyle?

0
197

Geçen hafta “Diyabet Derneği’nin Tartışmalı Genel Kurulu”nu yazmıştım. Okurlarımdan birçok sorular geldi. Bu nedenle yaşanan rezilliğin biraz perde gerisine inmek istiyorum bugün.

Yapılan araştırmalar toplumumuzda dünya ortalamasının 4,5 katı fazla diyabetli olduğunu gösteriyor. 19 yıl önce Diyabet Derneği’ni kurduğumuzda; insanımızın hastanede ayakları kesiliyor, genç yaşta şekerden ölümler oluyor, diyabet konusunda eğitilmiş doktor ya da hemşire bulunmuyordu.

Derneğimiz, büyük bir gayretle “diyabet”i, içimizdeki bu gizli düşmanı topluma tanıttı, sağlıktaki uygulamaların değişmesine, ciddi bir “farkındalığın” oluşmasına katkı koydu.

“Diyabetli birey”lerin haklarını genişletti, daha kaliteli bir yaşam sürmelerini sağladı.

Dr. Burhan Nalbantoğlu Devlet Hastanesi içinde, “Diyabet Merkezi”nin temelini attığımız gün, o projede alın teri bulunan biri olarak, yaşamımdaki en mutlu günlerimden biriydi…

Derneğin bugünlere gelmesinde öncü rol üstlenen ve gece gündüz demeden bu alanda çalışan Sayın Emete İmge, Başkanlık’tan ayrılmak isteyince, bundan dört yıl kadar önce Sayın Caner Arca bu göreve talip oldu.

Kendisine gereken desteği verdik. Ben, Sayın Emete İmge ve Sayın Rasime Uyguroğlu da “Denetleme Kurulu”nu oluşturduk. Sayın Caner Arca, 2 yıllık görev süresi boyunca, birçok ikazımıza rağmen, dernek hesaplarını incelememiz için bize olanak tanımadı. Kuşkulandık… Görev süresinin ilk yılı sonunda, Genel Kurulu toplayarak “Mali Hesapları” sunması gerekiyordu. Onu da yapmadı. İkinci yıl sonuna yaklaşırken, ikazlarımızı yoğunlaştırdık. “Genel Kurul tarihi belirlenmeden mutlaka hesapları görmeliyiz. Aksi halde onaylamayacağız” dedik. Bunu Yönetim Kurulu’na, toplantı halinde iken bildirdik. Buna rağmen, aniden hiçbir “Denetim” yapılmadan, Genel Kurul tarihi ilan edildi. Bu arada Yürütme ve Yönetim Kurulu toplantı tutanaklarını inceledik ve pek çok “uygulama”nın mali tablolarla birlikte “izaha muhtaç” olduğunu saptadık.

Bunu da Sayın Başkan’a “Lisan-ı münasip”le bildirdik. Bizim bu tedirginliğimiz sürerken, Genel Kurul ertelendi ve Başkan benimle Sayın Emete İmge’yi bir toplantıya çağırarak “Dernek hesaplarına yatırılması gereken paranın yatırılmadığını” anlattı. Rakamlar korkunçttu. Önce 80’lerden başladı, sonuçta 49 bin TL.’nin gasp edildiğini söyledi. Çift numaralı makbuzlar saptanmıştı. Ayrıca eksik makbuz defterleri de vardı. Yani, rakam “net” değildi. Bize konunun “Gizli kalması”nı önerdi. Biz de “Dernek içinde kalsın ama yetkili kurullar bilsin” dedik. Genel Sekreter’ine bile bilgi vermemişti. Krizi “Tek başına” yönetmeyi tercih etti. Denetleme Kurulu olarak derhal toplandık ve kararlar aldık. Kendisine ve yönetimde sorumluğu olan arkadaşlarına “Aday olmamaları gerektiğini” söyledik. Tüzüğe göre, paraları toplamak, korumak, makbuz bulundurmak “Veznedar”ın göreviydi. Bir çalışana binlerce lira emanet edilemezdi. Her gün dernekte mesai yapan Başkan’ın da bu “olay”da sorumluluğu vardı. Kendisi, bir dernek çalışanını isim vererek suçluyordu. Bu bize “adaletli” görünmedi. Çalışanla biz de konuştuk. Kendisinin söyledikleri ile suçlanan kişinin söyledikleri çelişkiler taşıyordu. Bu durumda bir komite kurulmasını ve Denetleme Kurulu’nun ve tarafsız bir muhasibin de bu kurulda görev yapmasını talep ettik. Bunların hiçbirisini yapmadı. Bize makbuzları göstermedi.

Hesaplar üzerinde inceleme yapmamızı, rapor hazırlamamazı kabul etmedi.

Hatta “Hırsızlığı ben ortaya çıkardım” diyerek bunu bir meziyet olarak sundu. Alel acele yeni bir Genel Kurul çağırdı. Niyeti bizi oralardan uzaklaştırmak ve konuyu “Örtbas” etmekti. Genel Kurul Başkanı bendim. Üyeler o gün bu konuda sorular sordular. Ben bu hırsızlığı derneğimize hiç yakıştıramamıştım. Konunun dallanıp budaklanmasını istemedim ve tartışmaları önledim. Herhalde tavrım “yanlış”tı. Çünkü iki yıl sonra “baskın bir tüzük değişikliği” yapmaya kalkınca bu konu yeniden patlak verdi ve topluma yayıldı. Gazetelere manşet oldu.

Ben de bu iki yazıyı yazmak zorunda kaldım.

Benim; Başkan’ın ve sorumluların aday olmamaları yönündeki Denetleme Kurulu kararında ısrar etmediğim için kendi kendimi suçladığım Genel Kurul’da, Denetleme Kurulu olarak bir dizi öneriler sunduk. Ama 16 yıldan beri yaptığımız gibi hesapları onaylamadık. Amacımız; yumuşak bir geçişle sorunu çözmek ve derneğin daha fazla rezil duruma düşmesini önlemekti. Başkan, bana gerekli önlemleri alacağının, para işlerinin daha sıkı denetleneceğinin garantisini vermişti. Ona inandım. Ben de Yönetim Kurulu’na girdim. Amacım bu krizin en az zararla atlatılmasını sağlamaktı. Ancak birkaç toplantı sonrasında ortaya çıktı ki, Başkan’ın bizimle işbirliği yapmaya niyeti yok. Tam tersine bize karşı hasımane tutum içine giriyor, toplantılarda istediğimiz bilgileri vermekten kaçınıyor, parasal konularda “aynı hamam aynı tas” tutumuna devam ediyor, kararsız harcamalar yapıyor. Fiilen Yönetim Kurulu’nu ortadan kaldırmak ve denetimden kaçmak için de sık sık “İsteyen gelsin” şeklinde olağandışı gün ve saatlerde toplantılar düzenliyor. Tabii bu “Kirliliğin” devam etmesi ve onunla birlikte yaşamak zorunda kalışımız nedeniyle, Yönetim Kurulu’nda sert tartışmalar oldu. Ben de protesto ederek, durum düzelene kadar toplantılara katılmayacağımı açıkladım ve toplantılara katılmamaya başladım. Başkan, hemen “Üç toplantıya gelmedin” diyerek beni Yönetim Kurulu’ndan attı. Tabii başkaları da gitmemeye başladı ama benden sonra kimse atılmadı. O zaman bu işin temize havale edilmesinin dernek içinde mümkün olmayacağı ortaya çıktı. Konuyu Kaymakamlığa bildirdik. Oradan da Polis’e aktarıldı. Polis, hukuk tarihimize geçecek bir yazı ile “Hesap yanlışlığı” yapıldığını, kimsenin de bundan şikayetçi olmadığını

Kaymakamlığa yazdı.

İşte, geçenlerde yer alan “Tartışmalı Genel Kurul”un arka planında bütün bu gerçekler yatıyor.
Başkan, üyelikten attıklarının itirazlarını dinlemeden ve üye olmayanların üye olarak oy kullandığı bir “Korsan” genel kurulu bir lüks otelde ve bedava yemek sonrasında gerçekleştirdi. Tüzüğü de tamamen değiştirdi. Tabii bu Genel Kurul “yasal” bir Genel Kurul değil… Kaymakamlığın bunu derhal iptal etmesini bekliyorum. Genel Kurul yasal olsa bile mevcut tüzüğün 10. Maddesine göre tüzüğün değiştirilmesi için gereken oy sağlanmış değil. Bu yönü ile de kabul edilmezdir. Ama ne Kaymakam’dan, ne de İçişleri Bakanı’ndan bir “ses” var…

Tabii, her an görevden alınmayı bekleyen Kemal Deniz Dana neden bu işe bulaşsın? İşin bir de bu yanı var…

Yani, top İçişleri Bakanı Teberrüken Uluçay’da… CTP’li dostlarım “Karar almada yavaştır” diyorlar.

Şu ana kadar birşey yapacağına dair bir işaret vermedi.

Göreceğiz…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here