“Yalancı bahar” olmasın…

0
54

Uzun rehavet döneminin ardından gündeme bomba gibi düşen “ortak açıklama”, yeni müzakere süreci, dahası çözüme ilişkin umutlarda hızla tavan yaparken; detaylar ortaya çıktıkça sürecin aylardan beri hazırlandığı anlaşılıyor.

Son bir ayda ABD temsilcileri aracılığıyla Türkiye ile Güney Kıbrıs arasında garantörlük/tek egemenlik temelinde pazarlıkların sürdüğüne ilişkin Rum basını kaynaklı haberlerle gündeme giren yeni süreç, ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Victoria Nuland’ın adayı ziyaretiyle ve bu arada Türkiye/ABD/BM/Yunanistan eksenli bir dizi açıklanan/açıklanmayan temasla netleşti. Bu süreçte bir dizi görüşme ve pazarlığın yapıldığı, olayın netleşmesinden sonra ortaya çıkmaya başladı. Dahası, Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun açıklamalarından, hazırlıkların 3-4 aydan beri devam ettiği anlaşılıyor.

Sürece ilişkin en net mesajları veren, son günlerde her vesileyle “bu kez hayır çıkmamalı, şöyle veya böyle çözüm olmalı” diyen Davutoğlu’nun dünkü açıklamasında; ilk kez ABD, İngiltere dahil garantör ülkeler, BM ve AB’ın de desteğiyle yeni bir süreç başladığına ilişkin vurgusu da dikkat çekici.

Ve belli ki Cumhurbaşkanı Eroğlu ile Başbakan Yorgancıoğlu’nun son Ankara ziyaretleri de bu süreçle bağlantılı.
Sonuçta yeni müzakere sürecinin “yol haritası”nı belirleyecek “ortak açıklama”, bugünkü ilk görüşmenin ardından netlik kazanacak, ilan edilecek ve müzakereler başlayacak. 

Müzakereleri yaklaşık iki yıl aranın ardından belki (ve doğal olarak) kaldığı yerin de gerisinden ve yeni bir konjonktürle başlatacak yeni süreçte ağırlıklı inisiyatifin anavatanlar ve özellikle de Türkiye ile ABD’de olduğuna ilişkin görüşler yaygın. Kıbrıs sorununun uluslararası bir sorun olduğu ve ancak bölgesel ihtiyaçla çözüme odaklanılabileceği unutulmadan, “Kıbrıs sorununu Kıbrıslılar çözer” romantizmine kapılmadan sürecin Türkiye ve ilgili taraflarca beslenmesi kaçınılmaz zaten.
Ancak sanılanın aksine tüm müzakere süreçlerinde c

iddi inisiyatif üstlenen, bugüne kadarki kazanımlarda esas paya sahip Kıbrıs Türk tarafının, bu süreçte de ciddi inisiyatif üstlenmesi gerekir. Kendine güvenen ve ego savaşına mağlup olmayan Kıbrıs Türk siyasetinin  toplumsal sorumlulukla sürece ağırlığını koyacak kapasitede olduğu tüm algılara rağmen göz önüne sergilenmeli.  Özel temsilcilerin anavatanlara karşılıklı ziyaretlerinin bir ilk olarak önümüzdeki günlerde yaratacağı ciddi fırsatlar da bu anlamda iyi değerlendirilmeli.

Peki, n’oldu da bunca zaman uyutulan Kıbrıs müzakereleri aniden ve üstelik güçlü bir piar’la umut artırılarak, hatta “ya olur, ya olur” mesajlarıyla hızla gündeme girdi..!

Kimilerine göre,  Türkiye’deki iç sorunlar ve seçimler arifesinde “yalancı bahar”; ardından yine hayal kırıklığı… Kimilerine göre ise enerji odaklı gelişmeler ve Türkiye’nin son yıllarda bölgedeki konumu yeni süreçte etkili oldu. Bugünden yorum yapmak erken belki, ama sadece son 10 günde yaşanan hızlı trafik ikinci seçeneği daha gerçekçi kılıyor. Ortadoğu’da “büyük ağabey” rolünü hızla kaybeden, Mısır’dan Suriye’ye tüm komşularıyla sorun yaşayan, diğer yandan İsrail ile ilişkilerini geliştiren Türkiye, adada enerji odaklı yeni konjonktürle birlikte aktif rol üstlenmeye hazır görünüyor.  Annan Planı’yle ilgili sürece Türkiye’ye rağmen karşı duran bugünkü Kıbrıs Türk liderliğinin sürece daha başlamadan sahip çıkması ve hatta “bahar havası” yaratılması da sanırım Türkiye’nin güçlü iradesiyle bağlantılı.

Diğer yandan hükümet ortaklarıyla sürece dair sorunlar yaşamasına rağmen Güney Kıbrıs’ta da beklenen dozda karşı çıkış olmaması dikkat çekici. Her müzakere sürecinde karşı cephe oluşturan Kilise’nin sessiz kalması da ayrıca not edilmeye değer.

Bugün başlaması beklenen yeni süreçle ilgili ilk belirtiler, “yalancı bahar” yorumlarının, çözüm umutlarını yitirenlerin karamsarlığı olarak kalacağını gösteriyor. Ama süreç karamsarları haklı çıkarırsa, bu özellikle Kıbrıslı Türkler için tedavisi zor yeni bir travma; ada için de ayrılmanın mührü olur.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here