En Üst 1200×90

20 Ağustos 2017

Ya ya ya şa şa şa

Ya ya ya şa şa şa
Haber İçi Üst 745×140

Haluk Levent’i galiba bir kez gördüm.
On yıl kadar önce olmalı, Ayazağa’da, üniversitelilerin sıklıkla gittiği bir yer, Şelale, galiba adı buydu.
Aradan onca zaman geçti, ben Haluk Levent’i tamamen unuttum, ta ki geçenlerde bir arkadaşım Haluk Levent’in twitter’daki matrak paylaşımlarını bana gönderene kadar.
Bana uzak geldiğinden zaten dinlediğim biri değildi ama Haluk Levent, bilinen bir adamdı işte.
Serçeparmaklar kaldırılıp söylenirdi şarkılar, öyle kalmış aklımda.
Bu yazıyı yazmadan önce Haluk Levent’in son klibini birkaç kez üst üste izledim.
İzmir Marşı’nı söylüyor, arkasında orkestra.

İzmir’in dağlarında çiçekler açar
Altın güneş orada sırmalar saçar

Smokinini giymiş, ifade ciddi, son derece Batılı bir dekor…
Klip, “sevgili dedeme…” diye başlıyor.
Anlıyoruz ki, Haluk Levent’in merhum dedesi de, bu toprakları savunmak için Çanakkale’de savaşan askerlerden biriymiş.
Bir yandan önümde klip akıyor.

Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar
Yaşa Mustafa Kemal Paşa yaşa
Adın yazılacak mücevher taşa

Parça parça savaş görüntüleri girip çıkıyor, ışık oyunları çok güzel, boş koltuklar birilerine ayrılmış, üstlerinde isimler yazıyor ama o “birileri” hayatta değil, “bu topraklar için toprağa düşmüş asker”ler onlar.
Ama hatırları yaşıyor bizimle.
Haluk Levent de vefa borcunu ödüyor, İzmir Marşı’nı onlara karşı okuyor.
Hayır, boş bir salon değil orası, Çanakkale’nin isimsiz kahramanları karşısında…
Sol alt köşede de Haluk Levent’in küçük bir reklamı var; arada dönüp duruyor, bize kendini hatırlatıyor.
Marşın sonunda ise Haluk Bey, kahraman askerlere selam yolluyor.
Kimler yok ki aralarında; Karakol Cemiyeti’nden Yenibahçeli Şükrü, Hamza Grubu’ndan Yüzbaşı Seyfettin, İmalat-ı Harbiye’den Eyüp Bey, Kuvvacı kahramanlar Yahya Kaptan ile Ali Çetinkaya…
Çanakkale zaferinden ötürü selam gönderilenler arasında Sütçü İmam da var.
Ben Sütçü İmam’ın Çanakkale Cephesi’ndeki kahramanlıklarına hiç tesadüf edemedim ama muhtemelen benim eksikliğim bu.
Maalesef, bu ülkede bir kural var.
Sana verilenin üstüne asla düşünmeyeceksin.
Mesela, bu Çanakkale güzellemesinin mütemmim cüzlerinden olan meşhur bir fotoğraf vardır.
Genci yaşlısı, kadını erkeğiyle bir grup köylü, ellerinde “Cumhuriyet’i biz böyle kurduk” dövizi, fotoğraf çektirmişler.
Bana bunu Çanakkale’den hemen sonra diye anlatmışlardı, uzun süre öyle olduğunu düşündüm, sonra kendi kendime “bu Harf İnkılabı ne zamandı?” diye sorup o fotoğrafın tarihini saptamaya çalıştım.
En iyi ihtimalle 1929, yani bırakın Birinci Savaşı, “Milli Mücadele” bittikten altı sene sonra…
Neyse, bu yazının konusu o fotoğraf değil.
Önce Sezar’ın hakkını Sezar’a verelim, Haluk Levent, bir tavır takınıp bunu açıkça ortaya koymuş.
Alkışlanacak bir hareket, kuşkusuz.
İyi de, her şey bundan ibaret mi acaba?
Bu kadar kolay mı?
Şimdi, Çanakkale Savaşı ile Milli Mücadele’nin hiçbir alakası olmadığını, Çanakkale’de savaşanların Osmanlı ordusu olduğunu, başında da Alman generaller bulunduğunu bir kenara yazalım, birkaç da soru soralım.
Mustafa Kemal’in bu savaştaki rolü neydi?
Rütbesi neydi?
Ordunun başında kim vardı?
Sütçü İmam ile Çanakkale’yi birleştiren ideolojik saplantı nedir?
Bir başka mevzu da, “mücevher taş” gibi Türkçe katliamlarını geçersek, Haluk Levent’in selam gönderdiği askerler olsa gerek.
Haluk Bey hiç duydu mu bilmiyorum ama “Aliler Divanı” denen bir İstiklal Mahkemeleri vardı, Ali Çetinkaya da onlardan biriydi, selam gönderdiğine göre beğenip tasvip ediyor olsa gerek.
Merak ediyorum, Hüseyin Cahit diye bir adamı hiç duydu mu?
Duymadıysa bu ne demektir?
Yok eğer duyduysa ve buna rağmen hâlâ Ali Çetinkaya’ya selam gönderiyorsa bu İstiklal Mahkemeleri’ni doğru bulduğu manasına gelir sanıyorum; öyle midir Haluk Bey?
Kurt Kanunu’nu okudunuz mu?
Bir de, adını hiç anmadıklarınız var.
Ama bu konuda yalnız değilsiniz, sadece siz değil, kimse anmıyor onların adlarını.
Oysa onlar da, tıpkı dedeniz gibi Osmanlı ordusunun muvazzaf askerleri, tek farkları, azınlık oluşları.
Sarkis Torosyan ismi size tanıdık geliyor mu bilmiyorum ama kendisi Topçu Yüzbaşısıydı.
Evet, Çanakkale’de, üstünde de Osmanlı üniforması vardı.
Gene yenilerde hatıratı yayımlanan Kalüst Sürmenyan diye bir adam var.
Sonra bir Doktor Avedis Cebeciyan var ki, günlüklerini okursanız eğer, kendi gibi Osmanlı ordusunda askerlik yapan başka gayrımüslimler askerlerden bahsettiğini göreceksiniz.
“Mezarlarımızı ayırmayın, beni gâvur diye başka yere gömmesinler” diyen Rum bir doktor var, doksan yıl sonra mezartaşı söküldü oradan.
Müslüman askerin yaralarını saran gayrımüslim bir doktorun varlığı, anlaşılan sizin pek ilginizi çekmemiş.
Bundan birkaç sene önce, adını yukarda geçirdiğim Sarkis Torosyan’a dair entelijansiya içinde bir kavga çıkmıştı, takip edebildiğinizi sanmıyorum, kavganın ne olduğu da buranın meselesi değil, ama en sonunda Genelkurmay arşivlerinin kapalı olduğu ortaya çıktı.
Gerçi ortaya çıktı denemez buna, zaten kapalıydı, hep kapalı kaldı, bugün hâlâ kapalı.
Haluk Bey, neden bir tek gayrımüslim askere selam göndermediniz?
Bilmiyor olabilirsiniz.
Peki hiç mi düşünmediniz?
Hiç mi bakmadınız?
En azından marşı hazırlarken hiç mi araştırmadınız?
Bu nasıl bir mantıktır ki, Sütçü İmam’ı Çanakkale’ye gönderip Bouvet’yi top ateşine tutan Yüzbaşı Torosyan’ı yok sayıyorsunuz.
Neden bunu yapıyorsunuz?
Samimiyetle yaptığınıza inanıyorum ama neden hiç düşünmediğinizi anlamıyorum.
Bir tek gayrımüslim askere selam gönderebilseydiniz, bugün birçok tabuyu yerle yeksan etmiş olacaktınız belki de.
“Hasta askerlerin yaralarını sağaltan Doktor Avedis Cebeciyan’a selam olsun” demek bu kadar mı zor?
Bir düşünün, deseniz neler değişebilirdi…
Haluk Bey, hiç düşünmemiş olabilirsiniz bu konuyu.
Sorun değil.
Neden düşünmemiş olduğunuzu sorgularsanız eğer, o yol sizi Sütçü İmam’dan Mustafa Kemal’e, Avedis Cebeciyan’a çıkaracak.
Ancak o zaman Çanakkale’yi tam olarak anabilecek değil miyiz?
Birini unutarak, yok sayarak, anakronik kahramanlar yaratarak tarih yazmanın, marşlar okumanın kime, ne yararı var?
Bütün sorunların temelinde bu ezberler olduğunu farkında değil misiniz?
Değerli bir iş yapmış, bir tavrı mertçe takınmışsınız.
Bugün, sizin bu marşları söyleme isteğinde olmanızın kökü burada, dayatılan bu ezberlerde.
Şu tabuları yıkın.
Çanakkale ile Milli Mücadele başka şeylerdir.
Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı ordusu Çanakkale gibi birçok cephede savaştı ve sonuçta savaşı kaybetti.
Milli Mücadele bundan sonra başladı.
Sütçü İmam’ı Çanakkale kahramanı yapmayın, size yakışmıyor, gayrımüslim askerleri yok saymanın, papağan gibi aynı ezberleri tekrar etmenin kimseye faydası yok.
Sanat bunun için var.
Ve, siz gerçek bir sanatçıysanız eğer, bu tabuları bir sözle çatlatabilirsiniz.tu

 

Twitter: @bilgehanucak

Facebook Yorumları
0
BeğenBeğen
0
MuhteşemMuhteşem
0
HahahaHahaha
0
İnanılmazİnanılmaz
0
ÜzgünÜzgün
0
KızgınKızgın
Teşekkürler!

Benzer yazılar

Haber İçi Alt 745×140