‘Var’ Olmak!

0
259

Adını koyamıyorsunuz, elinizle tutamıyorsunuz, gözünüzle göremiyorsunuz ama Kuzey Kıbrıs’ı gıdım gıdım sıkan bir anakonda yılanı gibi bir şey var.  Kıbrıslılar her ne kadar yorulmuş olsalar da adanın bir ucundan diğer ucuna koşturuyorlar.  O canavarın sıktığı yerlere bir parça nefes olmaya çalışıyorlar.  Canavarın güçlü kaslarını bir nebze olsun gevşetmeye çalışıyorlar.

 

Kuzey Kıbrıs halkı yorgun ve yalnız ama dirençli de aynı zamanda.  Bir kere Türkiyelilerin anlayamadığı, anlamayacağı ve anlamak istemedikleri bir Kıbrıslılık’ları var.  Türk olmanın üzerine oturmuş bir Kıbrıslılık’dır bu.  Kültürüyle, diliyle, yemeğiyle ve en önemlisi insanlık dersleriyle yoğrulmuş bir Kıbrıslılık.

 

Türkiye ‘yönetimi altında’ bu Kıbrıslılık bozulmaktadır.  Bu ne demek?  Finansal ve ekonomik olarak Türkiye’nin insafına bırakılan Kıbrıslı Türkler’in varlık ve bilinçlerinin silinmesidir.  Hangi toplum, kendisinin ve topraklarının, bir başka toplumun gazino, gece hayatı, insan kaçakçılığı, fuhuş, uyuşturucu, kumar deşarj yeri olarak kullanılmasını kabul eder?  Türkiye’deki insanlara Kıbrıs dediğiniz zaman ne Rum bilirler,ne  Kıbrıslı Türk bilirler, ne savaşını ne ateşkesini ne de sıkıntısını bilirler.  Tek bildikleri, KKTC, dış hatlardan nüfus kağıdıyla gidilen, eğlencenin dibine vurulan bir yerdir.  İnsanları da böyle yaşar, böyle para kazanır.  Yetişkin 60 milyonun içinden, iddia ediyorum, değil bir milyon, bin kişi Kıbrıslı’yı ve Kıbrıs’ın sorunlarını bilemez.  Bilmek zorunda da değiller belki.  Ama biz sorunlarımızı sistematik şekilde çözmek zorundayız.  Gerektiği yerde sermayeye, gerektiği yerde patronlara, gerektiği yerde Türkiye’nin siyasetine ve gerektiği yerde Rum tarafının hareketlerini kısıtlamak ve engellemek zorundayız.

 

Siyasetçilerimizin hareket alanı dar.  Hani derler ya ‘Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık’…  Aynen öyle.  İşte burada, yorgun ama dirençli Kıbrıslı Türklerin gösterilerde, yürüyüşlerde, protestolarda gösterdikleri birlik, dayanışma ve insanlık tarih kitaplarında yerini almıştır ve alacaktır.  Toplum olarak bizim de hatalarımız oldu.  Ne olduğunu biliyoruz.  Nasıl ve kimlere kandığımızı biliyoruz.  İçimizden içimizden vurulurken nasıl sustuğumuzu da biliyoruz.  ‘Yavru vatan’ deseler de, içindekilerin olgunlaştığını herkes görüyor.  Tıpkı acılarla olgunlaşan bir insan gibi…O yüzden ister boykotla, ister barış içinde yaşam gösterileriyle, ister kapılar açılsın, ister Dome Otele sahip çıkılsın sözleri rastgele olan şeyler değildir.

 

Tekrar tekrar pişirilip önümüze gelen Dome Otel meselesi gene bir Kıbrıs hatırasını yoketmektir.  Kıbrıs’ın en acılı günlerinde sivillere ev olmuş olan bu otel, tıpkı Girne Kalesi gibi bir hatıradır, tarihtir, semboldür.  Milyarlarca dolar dökseler, orasının bedeli ödenir mi? Binaların kendileri değildir mühim olan, mühim olan oralardaki yaşanmışlıklardır.  O yaşanmışlıklardır, bizi, bugün ‘barış’ diye haykırtan; o yaşanmışlıklardır bizi ‘komşu’ya yakın hissettiren.  Utançlarımızı veya üzüntülerimizi, binaları satarak, yıkarak silemeyiz.  Eskinin yerine yeniyi koymak bir modernlik değildir, hatta gericiliktir. Çünkü var olan bilinci manipüle etmeye yöneliktir.  Sosyal yapımız bu canavara gene direnmektedir.  Yüz küsur ailenin ellerinden ekmeklerinin alınması ne vicdana ne tarihe sığmaz. Bazı şeyler kardan, paradan değerlidir.

 

O yüzden Kıbrıslı Türkler her gösteride, her sivil toplum birlikteliğinde hatta her açılan hashtag’de varolmalıdır.  Baskı unsuru olmak, oy vermekten de değerlidir.  Baskı unsuru olmak siyasi aktör olmaktır, varolmaktır.  Bunları yapmayıp, seçimden seçime sandığa gitmek kendi sessizliğimizde boğulmak olacaktır.  Kişi adedi önemli değildir.  Siyaseti yönlendirmek elimizde.  Yeter ki ne istediğimizi gösterelim, müzikle, tiyatroyla, sevgiyle, ailemiz ve arkadaşlarımızla birlikte…. Hade hep birlikte, baharın bu tatlı sıcaklığında birlikte ‘var’ olalım.