Türkiye’de Kuzey Kıbrıs Algısı

0
1127

Algı kelimesi gerçeklerden çok farklıdır. Algı, sizin kendi gerçekliğinizdir.  Algılarınızdan itibaren tutum alırsınız ve davranışlarınızın bazı insanlara çok garip gelmesi, sizin ve onların gerçekleri farklı yorumlamanızdan dolayıdır.

 

Türkiyelilerin, Kuzey Kıbrıs toplumu ile ilgili olarak algısı üzerine yazmak istiyorum.  Türkiyeliler (ki Türkiyeli kelimesine çok sinirlenirler çünkü Türkiye içerisindeki Kürtlerin kullandıkları bir terim olarak algılanır) Kuzey Kıbrıslılara ‘acırlar’.  Objektif olarak anlatmaya çalıştığım olgu, Kuzey Kıbrıslıların Rumlar tarafından ezildikleri, zamanında çekmiş oldukları acılar ve halen daha hangi ülkede yaşadıklarının belirsiz olmasından dolayıdır.  Kuzey Kıbrıslıların aslında Türkiye’nin bir parçası olduğu ve bütün dünyanın Türkiye’ye hazırlamış olduğu komplolar yüzünden anavatana katılamadıklarıdır.  Türkiye’de hangi siyasi parti olursa olsun, Kuzey Kıbrıs’ı milliyetçilik ve din kardeşliği üzerinden yorumlar.  Anavatan ve yavru vatan söylemi kaç sene geçerse geçsin bitmeyecek bir hikayedir.  Aynı zamanda bazı kesimlerin de Kuzey Kıbrıs’ı, bilmemne oteline gidip, 1 hafta otelde kalıp, ayağını otel sınırlarının dışına atmamış olmalarına rağmen, 82. Vilayet şeklinde yorumlamaları da sıkça rastlanılan bir olay.  Oteldeki zenginliği görüp, bunlar da bir elleri yağda bir elleri balda, Türkiye üstünden yaşayıp hala şikayet ediyorlar diyerek Kıbrıs Türk toplumunun eleştirildiğine çokça şahit oldum.  Ayrıca şahit olduğum bir durum da (sadece Kuzey Kıbrıs halkı için değil Türkiye içindeki başka kesimler için) halkların ne kadar Müslüman ve ne kadar milliyetçi olduğunu ölçme çabasıdır. Sanki insanlık bundan ibaretmiş gibi sanki bir barometreyi insanın kalbine saplayıp bir ölçüm yapılabilirmiş gibi, sanki bunlar bir kritermiş gibi…..Bu noktada da Türkiye, Kuzey Kıbrıs’a eksi puan verme noktasındadır.  Ama zaten şu ara Türkiye içinde de din-milliyetçilik puanları farklı kesimler için havada uçuşuyor.

 

Tabi bütün bunların  altında anavatan-yavru vatan psikolojisi de var.  Türkiye’nin sütten çıkmış ak kaşıkmış gibi yavrusunu her daim kontrol altında tutma çabası Kuzey Kıbrıs halkını ve siyasetini negatif yönde etkilemektedir.  Hem iç siyasette hem dış siyasette Kıbrıs Türk’ü bir maşa haline gelmiştir.  Türkiyeliler için bu normaldir.  Kuzey Kıbrıs’ı kurtarmış ve askeri yığmıştır.  Kuzey Kıbrıs ‘yavru’dur ve ne yapacağını bilemez.  Türkiye’siz hareket edemez.  Bu sebeple Türkiye’den ayrı düşünmeyecek Türkiyelilerin adaya taşınması, vatandaş olmaları bir devlet politikasıdır.  Türkiye’ye gelen Suriyelilerden öyle ya da böyle rahatsız olanlar, Kıbrıs’a Anadolu’dan göç eden, ettirilen insanları ve bu siyaseti çok normal bulurlar ve bence, bu tam bir iki yüzlülüktür.  Göç, adanın kendine mahsus dokusunu, hayat anlayışını ve yaşam tarzını tehlikeye atan bir durumdur.  Bir gün öz Kuzey Kıbrıs halkı kendini azınlıkta bulursa, şaşırmamalıdır.

 

Nedense bu bir türlü ‘büyüyemeyen’ Kıbrıs Türk halkı ve yavru vatan, Türkiye’deki her iktidar için önemlidir.  Kıbrıs’da adanın birleşmesi Türkiye ve halk için kabul edilemez. Böyle bir antlaşmaya varan iktidar, toprak vermekle, ‘zavallı’ Kuzey Kıbrıs halkını yalnız bırakmakla, onları kurtların önüne atmış olmakla suçlanacaktır.  Bu fikir, gene söyleyeyim Kıbrıs’a gelmemiş veya gelse de otelden dışarı adım atmamış Türkiyelilere mahsustur.

 

İnsanlar veya ülkeler, içinde bulundukları durumdan şikayet edebilirler.  Normaldir.  Fakat hiç kimse kendini düzeltmek istemez.  Kimse kendine bakmaz. Hep karşı taraftan tutum değişikliği beklerseniz, yapı aynı kalmaya mecburdur.  Kuzey Kıbrıs hükümetleri, eğer gerçekten halk tarafından halk için seçildiyse, Türkiye’deki bu algıya son vermesi gerekir.  Kolay değildir ama küçük adımlarla başlanabilir.  Eğer iddia edildiği gibi iki ayrı devlet isek bu yavru ve anavatan polemiğine son vermek gerekir.  Self-determinasyon deyip sonra ‘ana’ya dönmek, Kuzey Kıbrıs’ı 82. Vilayet yapar.  Türkiye, özellikle son yıllarda idam cezasını tartışan, din renkli bir milliyetçilik üzerinden siyaset yapan, farklı seslerin anında elimine edildiği, laikliğin ayaklar altına alındığı, eğitimde koyunlar yetiştirecek ve pozitif bilimlerden uzak, sivil olmayan bir topluma dönüşüyor.  Kıbrıs Türk’ü bunun bir parçası olmak istemiyorsa, önce yarattığı algıyı hem Türkiye’de, hem Kıbrıs’ın bütününde, hem de belki de en önemlisi kendi içinde değiştirip yeni adımlar atmayı kendine ilke edinmelidir.  Gerek dünyada, gerek Güney Kıbrıs’da ilkeli duruş Kıbrıs Türk’üne hak ettiği saygıyı kazandırır.