‘Takunyalı’ demokrasinin zaferi…

0
87

Türkiye’de; “darbe”ler konusunda zengin bir tarihe ve engin deneyimlere sahip olmalarına karşın askerler; bu işi de yüzlerine gözlerine bulaştırdılar…

1960 yılından beridir; Türkiye’de ordu, ya da bu ordunun içindeki cuntalar, ikide bir siyaseti “darbe”lerle kesintiye uğratmışlardır…

Benim anımsadıklarım; 12 Mart… 12 Eylül… 28 Şubat…

Kanlı darbeler…

Kansız darbeler…

“e-muhtıralı” darbeler…

Postmodern darbeler…

“Emir-komuta” zinciri içinde darbeler…

Aşağıdan yukarıya darbeler…

Çakma, monte, sahte darbeler…

Her çeşidi denendi Türkiye’de… Gene de; en amatör, en acemi, en garip hatta en kanlı “darbe” girişimi geçen Cuma akşamı yaşandı…

Belli ki “darbeci” askerler, kendilerinden önceki zengin “darbe tarihi”ni iyice okumadılar ve Latin Amerika’daki gündelik “darbeci”lerin bile yapmayacağı büyük hatalar yaptılar…

Örneğin, “özel medya”yı es geçtiler… Önce televizyonları, interneti susturacaklarına; gittiler, Meclis’i bombaladılar… İstanbul’da köprüleri tuttular…

Oysa 12 Eylül 1980’in Evren Cuntası onlar için büyük bir “ilham kaynağı” olabilirdi… Daha önceki darbelerde tek radyo ve sonradan tek televizyon vardı, işler kısmen daha kolaydı…

TRT’yi basarlar, bir albay ya da general mikrofonu eline alır, askerlerin el koyma bildirisini okudu mu; sokaklar boşalır, tutuklamalar başlardı…

Bu kez de belli ki 56 yıl öncesinin “darbe talimatı”na bağlı kaldılar.  TRT’de zorla bildiriyi bir kadına okuttular ama özel televizyonları unuttular.  Onlar da naklen “darbe”yi izleyicilere adım adım aktarmayı sürdürdü… Askerler, çoğu Erdoğan’ı destekleyen medyayı devre dışı bırakmayı akıl edemediler; ya da müdahalede çok geç kaldılar…

Erdoğan ve AKP Hükümeti bu son darbede “medya”yı tümü ile yanlarında buldu… Erdoğan, cep telefonu ile halkı meydanlara çağırırken, kavgalı olduğu ve “ülkeyi soyup soğana çevirdiniz” dediği, terörizme çanak tuttuğunu iddia ettiği Aydın Doğan’ın sahibi olduğu CNN televizyonundan yararlandı.  

AKP’lilerin sokağa dökülmesi, camilerde gece boyunca minarelerden çağrılar yapılması, sela okunması, muhalefetin mesajının halka ulaştırılması, hep “medya” üzerinden canlı yayınlarla sağlandı.

Öyle anlaşılıyor ki bu genç darbeciler; Türkiye’de siyaset kurumu, bundan önceki hiçbir darbeye direnmediği için, bu kez de öyle olacak sandılar.

Belki de Demirel’in her darbe girişiminin ardından “şapkasını alıp gitmesi” gibi, Erdoğan’ın da anında “pes” edeceğini sandılar…

Ama ciddi biçimde yanıldılar…

Erdoğan’ın AKP’sinin olası bir “darbe”ye karşı ciddi biçimde “örgütlü” olduğu anlaşıldı…

Özel Kuvvetler ve Polis gibi kurumlarda oluşturdukları “yapı” belli ki, olası bir darbe girişimine karşı önceden çok hazırlıklıydı…

O akşam, daha Erdoğan ekranlarda görünmeden, AKP’li il örgütleri meydanlarda toplanma çağrısı yapmıştı.

Daha da önemlisi, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in imam ve müezzinlere gönderdiği talimattı.

Cuma gecesi; camiler ve minareler “darbe”nin bertaraf edilmesinde, AKP’lilerin evlerinden çıkmasında en etkili “silâh” oldu.

Erdoğan’ın birkaç yıl önce Gezi olayları sırasında söylediği “Şu anda evlerinde bizim zorla tuttuğumuz insanlar” sokağa döküldü…

Çünkü bu “darbe” Erdoğan’a ve AKP’ye karşıydı… Erdoğan ve AKP tarafından da geri püskürtüldü…

Caddeleri dolduranlar sanki “demokrasi savaşçıları” imiş gibi; laikler, demokratlar, solcular da AKP’lilerle omuz omuza savaşmışlar gibi bir “tablo” yoktu bu direnişte…

Meydanları; Türkiye’nin askeri darbelere karşı demokratik güçleri, sivil toplumu, partileri, laikleri, Atatürkçüleri değil; acayip giyimli, dinci, takunyalı sakallılarla, yeşil üç aylı bayrak taşıyanlar, Osmanlı fesi ile IŞİD militanlarını andıranlar doldurmuştu…

Asan, kesen, bağırıp çağıran onlardı…

Mürüdler gibiydiler, Kubilay’ın kafasını kesenler gibiydiler…

Ve en önemlisi bu “manzara” hiç de “demokrasinin zaferi”ni andırmıyordu…

Peki; medya, camiler, polis, minareler ve imamların geri püskürttüğü bu “darbe”nin ardından Türkiye’nin elinde ne kaldı?

200’e yakın ölü, binlerce yaralı… Altı binin üzerinde tutuklama…

Ama hepsinden önemlisi; yargıda ve orduda başlatılan tutuklamalar ve işten el çektirmeler…

Herkesin merak ettiği soru şu: Erdoğan, bu “darbe”yi kullanıp, orduda ve yargıda “dikensiz gül bahçesi” yarattıktan sonra, yani önünü tamamen temizledikten sonra daha otoriter bir Başkan mı olacak? Yoksa, çok partili demokratik sisteme ve basına daha “sıcak” bakan bir lidere mi dönüşecek? Başkanlık projesinden vaz mı geçecek? Muhalefeti ile daha uzlaşmacı bir demokratik ortam için adım atabilecek mi, yoksa kişisel hırslarına yenik düşmeye devam mı edecek? Meydanlarda kitlelere enjekte ettiği çatışma ve intikam kültüründen vazgeçip uzlaşma kültürüne yönelecek mi?

Darbenin ardından ilk izlenim, ne yazıktır ki daha da sertleşeceği ve intikam peşinde koşacağı yönünde…

3000’e yakın savcı ve yargıç için gözaltı kararları ile Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay üyelerinin, yargıçlarının tutuklanması, Türkiyedeki 14 bin dolayındaki yargıcın yüzde yirmiye yakınının açığa alınması, bundan sonrası için derin “endişe” yaratıyor…

Ne diyor Genco Erkal? “Bu demokrasi bayramı imiş… Bundan sonraki gelişmeleri endişeyle bekliyorum. Ben bu ‘demokrasi bayramı’ndan çekiniyorum"

Ben de öyle…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here