Suya ara değil, kalıcı formül elektrik tecrübesi…

0
211

Türkiye’den KKTC’ye getirilen su konusunda teknik sorunların ötesinde yönetim ve dağıtıma ilişkin  belirsizlik gündemdeki yerini koruyor. İki ülke arasındaki anlaşmazlığa “ara formül” arayışları sürerken, uzun sayılmayacak geçmişte benzer sorunun elektrikte yaşandığı gözlerden kaçıyor. Hatta tıpkısının…

Hatırlayalım… Elektrikte hiç yatırımı olmayan, ücret ödemeden yıllarca Güney Kıbrıs’tan elektrik kullanan KKTC’ye ilk santral yatırımı 1990’lı yılların başında yapıldı. Türkiye, o günün rakamlarıyla yaklaşık 120 Milyon Dolar yatırımla Teknecik’e buhar türbinli 2 ünitelik yeni bir santral kurdu. 1974 sonrası yapılan en büyük yatırım özelliği taşıyan bu yeni santral Türkiye’den “hibe” şeklinde kayıtlara geçti . Yani mal sahibi Türkiye… 

Hatta 2004 referandum döneminde anlaşma için hazırlık yapılırken, Türkiye’nin muhtemel Kuzey devletine yaptığı en büyük yatırım olarak taslak anlaşmalara geçti.

Santralın kurulmasıyla birlikte, dönemin Türkiye Elektrik Kurumu personeli de santrala yerleşti. Hatta lojmanlar yapıldı, aileleriyle birlikte yıllarca bölgede ikamet ettiler.

Bu arada Kıbrıs Türk Elektrik Kurumu, tarihinin en büyük istihdamını yaparak, santralın çalıştırılması için teknisyen ve mühendis istihdam etti.

Tam da o günlerde, sanırım 1995’te, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçisi Aydan Karahan, bugünkü tartışmalara da gösterge olabilecek bir basın toplantısı düzenledi. “Kıbrıslı Türk mühendislerin deneyimsizlikleri nedeniyle santralı çalıştıramayacaklarını” söyledi.  “Türkiye’nin çok büyük bir yatırım yaptığını, bunu riske edemeyeceğini” anlattı. O günün kıt medya olanakları nedeniyle bugünkü kadar tepki yaratmasa da, hem çalışanlar arasında hem toplumda şok etkisi yarattı bu açıklama.

Ancak bir dizi sorun ve Teknecik’te görevli iki ülke teknik personeli arasındaki gerilime rağmen, Kıb-Tek personeli kısa sürede işletmeyi devraldı. Dönemin siyasi yetkililerinin sağduyulu yaklaşımlarının da katkısıyla, Kıb-Tek personeli yoğun eğitimin ardından santrala, üretime sahip çıktı. Ve kısa süreli gerilime rağmen, iki ülke teknik personeli arasında bugünlere taşınan sağlıklı ve karşılıklı yardımlaşma odaklı ilişkiler kuruldu.

Benzer durum yaklaşık 25 yıl sonra bugün su konusunda yaşanıyor. Bu benzerlik bir yandan örnek deneyim; diğer yandan da gerek Türkiye ile ilişkiler, gerekse inisiyatif üstlenme ve toplumsal algı bakımından çeyrek asra rağmen aynı pozisyonda olduğumuza dair olgular içeriyor.

Sudan sorumlu Tarım Bakanı Erkut Şahali’nin vurguladığı gibi çözüm; yeteneğimizle, zafiyetimizi ortadan kaldırma becerisinde…

Her konu için geçerli bir formül, ev ödevimizi iyi yapmak… O zaman, müdahaleye de açık kapı kalmıyor veya kapıdan geri dönüyor.

Yeter ki beceriksizlik ve popülist istihdamlar gibi zafiyetlerimizi minimize edelim, inisiyatif üstlenelim, bilgi ve yeteneğimizi harekete geçirelim. Doğru insanlarla doğru işler yapalım.

Su konusunda teknik problemlerden fiyatlandırmaya ve karasal dağıtıma kadar bir dizi kayda değer sorun beklerken, “ne para ne su isteriz”  söylemleri yaşam pratiğinde anlam ve kalite ifade etmeyen, teselli nitelikli slogandan, hatta “kahve konuşması”ndan öteye gitmiyor…