Şu çılgın Türkler (Ispanya Yazıları V)

0
70

Lloret de Mar'ın aslında bir derebeyi şatosu olan kalesine tırmanırken basamaklardan oluşan bir patikayı takip edersiniz, o yol sizi kumsalın sonundaki kaleye götürür.

Ve geldiğinizde kaleye, yamacın üstünden şehri izlersiniz.

Beyaz köpüklerin patlayarak sahile vurduğu deniz, sereserpe uzanan kumsal, sağda solda ucuz hediyelik eşya satan dükkânlar, ilk sıra binaların arkasında küçük bir kilise…

Tatile giden herkes başka bir şey görür.

Aynı denize bakarsın da renginde bile anlaşamazsın kimi zaman.

Arkadaşını tatilde tanırsın, denmesi de belki bundan.

Sarhoş bir adamın sayıklamaları gibi baskılanan bütün dürtüler dökülüverir tatilde.

Kaleye tırmanırken, bir başıma ve yapayalnız, asmakilitleri gördüm.

Aşklarını, buldukları ilk demir parçasına bağlamaya meraklı ne çok insan var…

Ya da belki şöyle demeliyim, sanki her an ellerinden kayıp düşebilirmişçesine o kadar korkuyorlar ki kendi aşklarından nereye giderlerse gitsinler bir mezartaşı gibi ölümsüzleştirmeye çalışıyorlar.

Aşkın, özellikle de gerçek aşkın, korkutucu bir tarafı vardır hep, her an her şeyin, bir rüyadır bu, bitebileceğini bilirsiniz.

Bu korkuyu ben de yaşadım, ben de bağladım demirlere asmakilitler, ben de Trevi'ye bozukpara attım hem de bir 14 Şubat günü.

Sonra bunların hiçbir şeye yaramadığını aşka hiç yaraşmayan bir gerçekçilikle gördüm; gerçi buna "gördüm" denemez herhalde, bunun acısını hissettim.

Sonra daha büyük aşklar çıktı karşıma, aşkın o yapışkan havuzuna girdim yeniden ve belki şimdi olsa, ben bu kez bir başıma ve yapayalnız değil de "onunla" çıksam bu yolculuğa, gene aynı umutla bağlarım kilitleri çubuklara.

Denizin uğultusu, hafif bir yosun kokusu, güpegündüz içilen bir şişe sangria, kimbilir şimdi ne durumda olan aşkların bilinmezliği…

Yürümeye devam ettim.

Artık adım attığım her yerde bana yarenlik eden kilitler vardı.

Onlarca, yüzlerce, binlerce…

Onlarca, yüzlerce, binlerce aşk geçmişti bu benim yürüdüğüm yerden, birbirlerine delicesine bağlı çiftler aynı basamakları adımlamışlar, belki uzun öpüşmeler belki daha ahlaksız bazı aşk gösterilerinden sonra aşklarını ölümsüzleştirmişlerdi yanlarında getirdikleri kilitlerle.

Kimsecikler yoktu benden başka.

Bir bendim kilitlere bakıp denizi dinleyen.

Yosun kokusunu doldururken içime, kilitlerle asılmış aşkları düşünen.

Kendi kilitlerimi, yitip giden aşklarımı, sonra daha güçlü başlayan yenilerini…

Rüzgâr uçuştururdu saçlarını, kısa bir yaz elbisesi giyerdi üstüne etekleri saçlarından daha davetkâr salınan, sabah sevişmiş olurduk mutlaka, bedenlerimiz doyduktan sonra yürüyüşe çıkardık kumsal boyunca, birlikte tırmanırdık kaleye, uzun uzun öpüşürdük kilitlerinin önünde, belki daha ileri giderdik kimselerin olmamasını fırsat bilip.

Ama o gün, lanet olsun ki, yalnızdım.

Önümde binlerce aşk vardı, bense yapayalnız gelmiştim buraya.

Aşklarımı bırakıp çıkmıştım yola.

Dalgalar adeta Lloret de Mar'ın taşına toprağına aşk taşıyordu.

Binalara, kaldırım taşlarına, kadınların küpelerine, içkilere sinen bir aşk vardı burada, reçine gibi akıyordu dokunduğun her yerden.

Kilidi olmayanlar hissettiklerini yazmak istemişlerdi.

Hepsini okudum, çoğu hiç anlamadığım dillerde yazılmıştı, üçü ise Türkçe'ydi.

Deniz diye oğlan gelmiş tam benim olduğum yere, aynı benim baktığım yere bakmış, aynı dalgaları dinlemiş, belli ki o da benim kadar yalnızmış ve istemiş kendini ölümsüz kılmak.

Şöyle yazmış:

"Buraya gelen Türk'ün aklını…"

Altında imzası, "Deniz, TC, İstanbul Bebek".

Dayanamayıp bir tane daha yazmış olmalı çünkü hem yazı çok benziyor hem de yan yana okudum ben bunu.

Küfürler içinde "burada bir kız" ile birlikte olduğunu yazıyordu.

İmza aynı, bu kez tarihi de belirtmiş.

Üstelik rakamla yazdığı "bir"in altını da çizmiş.

Hiçbir şey elde edememiş basit ve adi bir kompleksin dışavurumu, gece vakti yanan bir denizfeneri gibi parlıyordu aşk kilitlerinin arasında, üzülerek okudum o zavallı çocuğun yazdıklarını.

Zavallının tarih attığı gün, aynı kalemle yazdıklarına göre muhtemelen arkadaşlar, bir de çift gelmiş aynı yere.

Onlar da adlarını yazmak istemişler:

"Mavi sincap ve Gergin şirine".

Kimi zaman aynı denize bakıp bambaşka şeyler görürsünüz.

Benim Lloret de Mar'da gördüğüm kudretli bir aşk davetiydi.

Twitter: @bilgehanucak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here