Sosyal Demokrasi-Demokratik Sosyalizm !

0
97

Adamızın 1974’ten sonra ikiye bölünmesiyle birlikte siyasal yaşamımız da yeniden şekillenmeye başlamıştır. Bu şekillenmeyle birlikte “Sosyal Demokrasi” kavramı da özellikle bir dönem oldukça sık kullanıldı… Halkçı Parti (HP), Demokratik Halk Partisi (DHP), Toplumcu Kurtuluş Partisi (TKP)… Hatta kendisini net bir şekilde milliyetçi olarak tanımlayan kesimler de bu kavramı kullanmaktan geri kalmadılar.

Son dönemde de “Sosyal Demokrasi” kavramı sıklıkla kullanılmaya başlandı… Geçtiğimiz günlerde bu kavramı bir TV programında kullandığım için sevgili Turgut Çalıcı yoldaşım sitemde-uyarıda bulundu !

Sevgili Turgut Çalıcı’ya niye kullandığımın gerekçesini kısaca anlattım. Çalıcı bu kavramı kullanmaktan kaçınılması gerektiğini ifade etti… Sebeplerini de sıraladı… Düşününce Çalıcı dostumuza-yoldaşımıza bir bakıma hak verdim! Çünkü “Sosyal Demokrasi” kavramı artık ülkemizde çok basit-ucuz bir şekilde geniş bir kesim tarafından kullanılıyor… Kullanan kesimlerin kaçı sosyal demokrasinin dayandığı felsefi temele dair bilgisi var… Bu bir soru işareti! Acaba sosyal demokrasinin tarihi iyi bilinse ve felesefesi kaç kişi “ben sosyal demokratım” der !

Sosyal demokrasiyi bir anlamda Demokratik Sosyalizm şeklinde de tanımlayabiliriz… Ancak bizdeki sosyal demokrasi anlayışı enternasyonal değerlerden ve Marksist felsefi temelden uzak, muğlak bir ekonomi-politiği, siyaset felsefesi-kültür politikaları noksan bir şekilde gelişmiştir. Diğer bir deyişle yüzeysel, söylemden öteye gidilememiştir… Oysa ki, sosyal demokrasinin siyasi tarihine baktığımızda, entelektüel bir tartışmanın sonucunda ortaya çıkmış, Marksist düşünce biçiminden de direkt olarak etkilenmiştir…

Sosyal demokrasinin geçmişinin 1860’lara kadar, yani Ferdinand Lasalle’in kurduğu Alman İşçiler Federasyonu’na kadar dayndığını söyleyebiliriz… Lasalle metodolojik ve süreç bağlamında  Marx ve Engels’in görüşlerini benimsememesine rağmen, Komünist Manifesto’daki düşüncelere ve Marx’ın analizlerine genelde katılan ancak reformcu bir  yaklaşımla sistemi değiştirmeye çalışan bir düşünceyi benimsemiştir.

Lasalle’nin bir dönem  burjuvaziye karşı “stratejik-taktiksel” bir şekilde aristokratlarla ittifaka girmesi neticesinde sosyal demokrat harekette bölünmelere neden olmuştur.

Bu bölünme içerisinde Marksizme en yakın olarak August Bebel’in kurduğu Sosyal Demokrat Emekçiler Partisi olmuştur…

Bana göre, sosyal demokrasi veya diğer deyişle demokratik sosyalizm kavramının esas kuramcısı  Eduard Bernstein’dir… Bernstein reformcu , karşıtlarının tanımlamasıyla revizyonist bir yaklaşımı benimsemişti… Ona göre parlamento ve kapitalizmin gelişmesi neticesinde sosyalizm hedefine varılabilirdi ! Bununla birlikte Bernstein “korumacılık” yaklaşıma da karşı duruşuyla da biliniyordu… Ona göre böylesi bir yaklaşım Almanya’nın izole olmasına ve diğer dünya ülkeleriyle çatışmasına yol açacaktı! Bernstein I.Dünya savaşına, silahlanmaya ve cinsel tercihlerin özgürlüğüne inanan Kant’ın görüşlerinden derinden etkilenen siyasal  bir karakter olarak da anımsanır !

Almanya’daki sosyal demokrasi-demokratik sosyalizm hareketi her ne kadr devrimci yaklaşımı ret etse de yukarıda da bahsettiğim gibi Marxist feselfeden esinlenmiştir. Britanya’da ise Frank Podmore tarafından kurulan Fabian Topluluğu (Fabian society) Marxist bir teorik arka plana sahip değildir veya Marksizm üzerinden düşüncelerini evirmemişlerdir.  Buna karşın demokratik bir toplum ve devrimsiz sosyalizm amacı edinilmiştir…

Bernard Shaw yaptığı yayımlarla Fabian derneğinin ve Britanya sosyal demokrat-demokratik sosyalist hareketinin kuramsal anlamdaki çizgisinin esas belirleyicilerinden birisi olmuştur diyebiliriz.

İsveç sosyal demokrasisinin en önemli temsilcisi Olof Palme’yi de anmadan geçemeyeceğim… Yıllar öncesinde “Demokrasiyi Zincirlerinden Kurtardık” kitabını okumuştum… 1990’lı yılların başıydı… Bilindiği üzere bir cinayete kurban gitmişti Palme… Palme demokrasinin ve refah devleti kavramının İsveç’te yerleşmesine en önemli katkıları yapmıştı… Palme “Eğitim, Sağlık, Barınma ve diğer temel ihtiyaçların devlet tarafından karşılanması gerektiğini” vurguluyordu… Bunları da hayata geçirmeyi başaranlardandı… Kısacası devlet vatandaşına hizmet etmek zorunda olan bir aygıttı ona göre…

Alman Willy Brandt ise hiç aklımdan çıkmayan iyi bir sosyal demokrat-demokratik sosyalizm savunucusu… Yahudi soykırım anıtı önündeki özür dilemesine ilişkin fotoğraf karesini hiç unutmuyorum…

Bir diğer isim ise François Mitterand, Fransa’da  Devlet Başkanlığı  görevinde bulunmuştu… Mitterand “Milliyetçilik Savaştır” sözüyle anımsanmkta…

Sosyal demokrasiyi veya sosyal demokrasiye diğer bir deyişle demokratik sosyalizme gönül vermiş kişileri ve düşüncelerini bir köşe yazısında anlatmak pek mümkün değil… Ancak onları ve düşüncelerini anımsatırız…

Sosyal demokrat düşüncenin metodu tartışılabilir, doğruları yanlışları da ancak tüm bunları yapmazdan önce sanırım sosyal demokrasinin tarihine-siyaset felsefesine ilişkin   biraz bilgi sahibi olmak gerek diye düşünüyorum.

Belki de sosyal demokrasiye dair bilgiye sahip olduğumuz zaman ya sosyal demokrasiye daha fazla yaklaşırız ya da uzaklaşırız! Bu artık kişi veya kişilerin kendilerine kalmış bir şey…

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here