Şort Magandasından Caddede Bikinili Kadınlara…

0
115

“Senede bir defa, daha önce hiç görmediğin bir yere git” demiş Dalai Lama.

“Denizleri, sınırları,inançları aşma fırsatı çıktığı zaman hiç duraksama” diye de eklemiş.Bitmek bilmez seyahat ve keşfetme tutkumun bu yılki üçünü durağı Çeşme oldu. Daha önce bilmediğim, gitmediğim bir bölge. 

Doğrusu, Ceşme ve yöresinden öte, hemen karşıdaki Yunan adalarına geçiş imkanı bu bölgeyi tercihimizde ana etkendi. Herkes gibi biz de, Türkiye’nin huzursuz ortamında bölgede rahat edebileceğimiz konusunda bir dizi kaygı taşıyoruz çünkü.  Hatta büyük ihtimal, darbe öncesi rezervasyon/bilet konuları bağlanmamış olsaydı, birçok Kıbrıslı ve Avrupalı gibi bu tatili iptal eder veya yer tercihimizi değiştirirdik.

Yıllardan beri dünyanın farklı yerlerinde yaptığımız gibi, yine tercihimiz otel veya pansiyondan değil, evden yana oldu. www.airbnb.com sitesinden ev seçtik.

İzole yaşamları, havuz başında veya deniz kenarında “her şey dahil” paketleri değil; gidilen yerlerin ruhunu tanıma, mümkün olduğunca keşfetme hedefi hep ağır bastığından ev tercihimizi de Çeşme merkezden yana kullandık. Türkiye’de bu türde ilk deneyim olmasının da etkisiyle bin bir gaileyle tabii ki… 

“Huzurlu olur muyuz, güvende hisseder miyiz” kuşkularıyla vardık bölgeye.İzmir Havalimanı’ndan otobüsle yaklaşık bir saatte Çeşme’ye vardık. Otobüsten iner inmez ilk izlenim sokak hayvanları oldu. Dünyanın çok yerini gezdim, memlekette dolaşmadık yer bırakmadım; hayatımda ilk kez bu kadar sokak hayvanı gördüm. İlk an, ilk izlenim. Üstelik kedisi/köpeği tümü mahmur halde. “Ne içtiler” diye sordum hatta kendi kendime…

 

Yaklaşık 10 dakikalık taksi yolculuğuyla merkeze ulaştığımızda, şaşkınlığım daha da arttı. Cadde, sokak, dükkanlar; her taraf kedi ve köpeklerle dolu. Kafasını kaldırıp bakmayan veya yanınızdan geçip giden kocaman köpekler, kediler. Tümü çipli. Tümü sokak hayvanı. Sayı arttıkça arttı, belli ki tüm kent sokak hayvanlarının açık evi. Saldırgan olmadıklarına göre aç değiller ve kötü muameleye maruz kalmıyorlar.

Mahmur hallerin de “şekerleme” olduğunun ayırdına varıyoruz bir süre sonra. Ve rahatlıyoruz… Sokak hayvanları bir yerin huzurlu olup olmadığının ilk göstergesidir nasılsa.Nitekim yanılmamışız; Urla ilçesi dahil bölge geçirdiğimiz 8 gün boyunca her gün hayretler içinde kaldık.

Belki önyargılarımız, belki bilgisizlik; ama doğrusu şiddet ve huzursuzluğu ön plana çıkan Türkiye’de -bir bölge dahi olsa- böyle bir medeniyetle tanışacağımızı hiç tahmin etmemiştik. Neredeyse tamamı Türkiyeli yerli turistlerden oluşan izdihama rağmen giyimden davranışa, saygıdan özgür ve rahat tavırlara kadar Avrupa kentlerini aratmayan, hatta bir çoğunu geride bırakan medeni haller doğrusu hem hayrette bıraktı, hem umut verdi. Konuyla ilgili sosyal medya paylaşımlarıma “Türkiye’nin entelektüel kesiminin tercih ettiği pahalı bölgeler” savunmasıyla itirazlar, hatta “medeniyet” nitelemesini abartılı bulanlar çok oldu. Bu nedenle yazı yazmada bile tereddüt yaşadığımı söyleyebilirim. Ama tam da bu deneyimi yaşadığım günlerde “şortlu kadına tekme atan maganda” gündeme düşünce, bu parlak yüzü aktarmayı görev saydım açıkçası. Bir yüzü ve en fazla görünen yüzü Türkiye’nin karanlık evet; ama aydınlık yüzü tam aydınlık… 

Bikiniyle, yarım şortla caddede alış veriş yapan Türk kadınlarına, “nasıl oluyor da kimse bakmıyor” diye sadece ben odaklandığımda utandığım durumlar oldu…

Belki ülkemde var sanıp aslında olmayan özgür ve rahat tavırlara özlemden dolayı…

Belki de kendimizi abartıp dışımızdaki her şeyi ötekileştirdiğimize dair farkındalıktan…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here