Sol Düşünceye Dair…

0
103

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte sol düşünceye dair siyasal alanda bir boşluk yaşandı… Ancak entelektüel ve akademik alanda Sovyetler Birliği’ne ve sol düşünceye dair eleştiriler sürerken, fikir üretimi de devam etti…

Küresel düzeyde yapılan bu fikir tartışmaları ve organizasyonlar sol düşünceye dair yeni fidanların ekilmesine neden oldu… 

Yeni fidanların ekilmesi ve meyve vermesi için zaman gerekliydi!

Neo-liberalizmin doğasında barındırdığı kriz ve sosyal problemler de sol düşüncenin siyaset alanında yeniden ortaya çıkmasında “katalizör rol” oynayacaktı… Diyalektiğin bir sonucuydu bu!

Sol düşüncenin temel amacı toplumsal ilişki biçimini değiştirmektir…  Bu bağlamda sol düşünce kendi öngördüğü ekonomik-politiği, sosyal ve kültürel politikaları hayata geçirmek için çaba gösterir…

İktidar biçimini ve iktidar ilişkisini dönüştürmek günümüzde özgürlükçü sol düşüncenin önceliğidir…

Sol denince toplumcu düşünce akla gelir, tek bir “bireyin kurtulması” bireyi mutlu edemeyeceği inancı hakimdir… Bireysel özgürlükler korunmakla birlikte toplum yararı unutulmamalıdır, toplumsal ahenk sağlanmalıdır sol bunun için vardır…

Sol düşünce toplumsal ahengi sağlamak için çaba gösterir, toplumsal ahenk de ekonomik uçurumun olmadığı bir toplumda gerçekleşir…

Toplumsal ahenk kurulamazsa , bireysel mutluluk da zor olur…

Çok kültürlülük, çevre politikaları solun yine önceliklerindendir…

Küreselleşme geri döndürülemez bir olgudur…

Küreselleşmenin pozitif etkileri olduğu gibi negatif etkileri de vardır…

Küreselleşme geri döndürülemez bir olgu olduğuna göre küreselleşmenin yapısal muhtevasının değiştirilmesi için çaba sarf edilmelidir… Diğer bir deyişle negatif etiklerini minimum düzeye indirmek solun ana görevlerindendir…
Dünya’nın büyük bir kısmında kimlerin etkili olduğunu ve  yönettiğini geçtiğimiz haftaki yazımda anlatmaya çalışmıştım…

Stratejik sektörler artık çok uluslu şirketlerin uhdesinde… Enerjiden, temel ihtiyaçlara ve alt yapı çalışmalarına kadar çok uluslu şirketler etkinliklerini dünya üzerinde artırıyorlar !

Özel sektörün yaşam içerisinde olması noktasına sert bir karşı çıkışın olmaması gerekir, elbette devlet çorap veya makarna üretmek durumunda değil, ancak temel-stratejik sektörlerde ve bununla birlikte eğitim ve sağlık hizmetlerinde devletlerin de uluslararası alanda işbirliği çerçevesinde yer almaları gerekmektedir… Burada da tüm toplumların çıkarları gözetilmelidir… Bu noktada enternasyonal bir dayanışmanın ve karşılıklı yararın gözetilmesi için insanlık yol almalı…

Çok uluslu şirketlerin 1970’li yıllardan itibaren etkinlikleri artmıştır. Çok uluslu şirketlerin yaşama sadece “kâr” ve “ekonomik akıl” üzerinden  bakışları sosyal endişeleri olmamaları ve bu çerçevede de devletlerin dış politikalarını, uluslararası örgütlerin kararlarını yönlendirmeleri-etkilemeleri söz konusu olmuştur. Bu bakış açısı ve hegemonyanın neticesinde de günümüz dünyasında çevre felaketleri, etnik-bölgesel savaşlar, sağlık sorunlarında ve terör olaylarında büyük artış söz konusudur…

Sosyal yaşamımızda  ortaya çıkan “tüketim kültürü” ve “derinliksiz düşünme” insanlığı kemiren virüsler… Hastalıklı yapıyı yeniden üretenler diğer bir deyişle…

Ortada olan bir “paylaşım kavgası” ancak bu “paylaşım kavgası” farklı yönlendirmelerle  farklı noktalara gidiyor…
Önce Sosyal Forum, ardından Latin Amerika’da sol partilerin iktidarları ve son dönemde de Yunanistan’da SYRIZA’nın , İspanya’da ise Podemos’un umut haline geldiklerini görüyoruz… Başka bir deyişle sol düşüncenin var olmaya çalışması, yaşamı yeniden düzenlemeye aday olması!

Bizler de sol düşünceyi salt Kıbrıs konusuna indirgeyerek algılamamalıyız. Kıbrıs’ta da “Sol Düşünce” küresel yapıyı tahlil ederek, bölgemizdeki jeopolitik yaklaşımları ölçerek ve insan coğrafyası(nı)-hassasiyetini dışlamadan ekonomi politiğini ve konumlanmasını gerçekleştirmelidir…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here