“Siyaset bölüşüm eksenine kaydı…”

Haber İçi Üst 745×140

“… Siyasi vizyon ve tercihler ekonomide belirleyici olamayınca siyaset, kısa vadeli bireysel çıkarlara dayalı bölüşüm eksenine kaydı. Bunun  KKTC'deki günlük hayata somut yansımaları, bireylerin kamu üzerinden çeşitli kaynaklara ulaşma gayreti içine girmeleri şeklinde tezahür etmektedir. Ülke kaynaklarının sınırına gelindiğinde, yeni kaynak yaratarak pastayı büyütme yaklaşımı benimsenmediği için Türkiye'den ilave nakit kaynak sağlama arayışlarına gidilmekte; bu durum hem iç siyasetin hem de Türkiye ile ilişkilerin sağlıksız bir zemine kaymasına neden olmaktadır. Halkın, bu durumdan şikayetçi olmakla beraber, dönüşümün dinamiğinin bizzat kendisi olduğu hususunda henüz yeterince farkındalığa sahip olmadığı gözlemlenmektedir…"

Bu sözler bir köşe yazarına veya bir ekonomiste değil, Büyükelçi Halik İbrahim Akça’ya ait. Türkiye Cumhuriyeti’nin KKTC’deki temsilcisi. Sözleri, Türkiye’nin duruşunu yansıtıyor. Ve bu sözler bir rapordan, basınla da paylaşılan “2013 KKTC Ekonomi Durum Raporu”ndan alıntı…

Dahası var…

“… Programın ilk yılı olan 2013'te üç hükümet görev yapmış ve reformlar konusunda önemli ilerlemeler sağlanamamıştır. Bununla beraber mali disiplinden taviz verilmemiş, özel sektör tarafındaki gelişme devam etmiştir… Diğer taraftan, temel reformlar yapılarak ülke üretiminin önündeki sorunlar çözüme kavuşturulmadığı için ekonomik büyüme hız kazanamamış ve mütevazı bir seviyede kalmıştır" diye devam ediyor Büyükelçi.

Yanlış, eksik veya fazla var mı; hayır. Hatta az  bile söylenmiş denebilir. Ama bazı durumlarda ne söylendiğinden öte, kimin söylediği önemli. Üstelik diplomatik lisandan öte, ekonomik ve hatta sosyal/siyasal  durum tespitidir yapılan; kamuoyuna açık… Ve nedense her zamanki gibi siyasetçiden basınına kadar muhatabı tarafından görmezden gelinen bir rapor…

Türkiye ile imzalanan 3 yıllık protokol/programlar, bir takım önlem ve reformlar karşılığında ekonomik yardım, destek ve krediyi öngörüyor. Tıpkı, Güney Kıbrıs’ın, Yunanistan’ın, İspanya’nın troykadan (IMF/Dünya Bankası/AB) mali yardım almasına karşılık dayatılan önlemler gibi… İkinci dilim mali yardımın serbest kalması için Güney Kıbrıs’a elektrikte özelleştirme, zarar eden hava yollarının satışının şart koşulması gibi…
Türkiye ile KKTC arasında sadece son program değil, yıllardan beri yapılan ve karşılıklı imza atılan hemen hemen tüm program/protokoller havada kaldı. Hem imzaladık, hem büyük oranda uygulamadık. En azından kritik, “baş ağrıtacak” konuları görmezden geldik. Üstelik, uygulamayacağız da demedik. Yaklaşık olarak yarısı tamamlanan 3 yıllık son program için de aynı durum geçerli. Raporda belirtildiği gibi mali disiplin konusunda önemli adımlar atılmasına karşın, takvimlendirilmiş bir çok düzenleme havada bekliyor. Elektrikten telefona kadar bir çok önemli madde…

Kuşkusuz, paketlerdeki bir çok maddenin uygulanmamasında hükümetlerin ve kamunun hantallığı yanında, bu maddelerin toplum bünyesine uygun olmamasının da payı var. Ancak bunu gidermenin yolu “sin da gülle geçsin” yerine, toplum bünyesine uygun reformlarla paketlerdeki talepleri gereksiz kılmaktır. Örneğin; toplu sözleşmeden yeni maaş düzenlemesine, biriken alacaklardan kaçaklara kadar Elektrik Kurumu bünyesinde, üstelik toplumsal dokuya uygun önlemlerle ekonomik paketteki “özelleştirme” dayatması gereksiz kılınabilir… Veya kamuda maaşlara yakın ek mesailerle ilgili “tavsiye” veya “talimat” almadan idari kararlarla ciddi tasarruf sağlanabilir… Veya tarım sektöründe sübvansiyonların yerine üretim odaklı tür çeşitlemesi ve kurak iklime uygun programlı çalışmayla tembellik yerine üretim teşvik edilebilir…

Aksi durumda “dayatmalar” doğal olarak artacaktır. Aynı düzenlemeler yeni paketle gelecek; varolan paketteki takvimler “hatırlatılacak”. İşimize geldiği zaman paketi sahiplenme, işimize gelmediğinde görmeme/hasıraltı etme lüksümüzün kalmayacağı günler uzak değil… Türkiye’deki seçimlerin hemen ardından yeni hükümetle birlikte, uzun süreden beri Türkiye’nin ilgisinden her anlamda uzak kalan  KKTC yeniden gündem olacaktır. Ekonomik yapıda artık görünür olan dipten gelen güçlü iflas dalgası da buna zemin oluşturabilir. Bu şartlarda ivedi önlem alınmamasının bedeli ağır olacaktır. Zamanında önlem alınmamasının, önlem taleplerinin ya siyasiler veya statüko oluşturan çevreler tarafından bertaraf edilmesinin nasıl baskın dayatmalara yol açabildiğine ilişkin KTHY gibi trajik bir örnek de var üstelik…

“Annem çok müdahaleci, o yüzden o gelmeden ben evi temizlerdim. Müdahale edecek malzeme bulamazdı” derdi ablam… “Hatta daha da sınırlamak için, sıkıntı çekmeme rağmen parasal destek de kabul etmedim” diye ekleyerek yol göstermeye çalışırdı. Anne-baba da olsa saygılı, düzeyli ve samimi hayatın mümkün olduğunu anlattı hep; yapışık ve bulaşık hayatlar yerine. “Özümü, ruhumu, özgürlüğümü böyle korudum; çocuklarımı kendi tercihimle yetiştirdim” diye övünmekten de kaçınmadı haklı olarak…

Facebook Yorumları
0
BeğenBeğen
0
MuhteşemMuhteşem
0
HahahaHahaha
0
İnanılmazİnanılmaz
0
ÜzgünÜzgün
0
KızgınKızgın
Teşekkürler!

Benzer yazılar

Haber İçi Alt 745×140