Şimdi Biz Neyi Kutladık?

0
187

 

 

Türkiye’de 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nı 95. Yıl etkinlikleriyle kutladık.  İçinde bulunduğum ortam Atatürk’e sevgi ve saygının çok yoğun olarak yaşandığı bir ortamdı.  Öyle bir ortamda diyorsunuz ki ‘bu Cumhuriyet sarsılamaz, biz sahip çıkacağız’.  Niye sahip çıkma ihtiyacı hissediyoruz?  Belki de gerçekten sahip olamadığımız için?  Ellerimizden kayıp gittiğini hissettiğimiz için mi?

 

Her 29 Ekim’de ve 10 Kasım’da ve 23 Nisan’da devlet erkanı bir mazeret, bir bahane bularak bu günleri baskılıyor.  Özel günlere ait devlet seremonileri, ritüeller ve milli bayramlar köklü bir bağlılığı, 7’den 70’e duygusal bir birleşmeyi yaratır.  Bu seremoniler aynı zamanda devlet gücünün bir katalizörüdür.  Geçmiş ile gelecek arasında bir bağdır ve asla hafife alınmamalıdır.  Giyilen kıyafetlerden, takılan rozetlerden, taşınan bayraklardan çıkarılan anlam ‘bir aidiyeti ve bir kararlılığı’ simgeler.  Ritüel diyebilmek için bu eylemlerin tekrarı şarttır.

 

Ritüellerdeki sapma, alışılmış seremonilerin dışına çıkma bütün bu aidiyet ve ortaklıkta bir sapmayı işaret eder.  Dünkü 29 Ekim, Havalimanı açılışıyla gölgelendi.  Uzaya, astronotlu uzay mekiği de gönderseniz, hatta Mars’a dahi insan gönderseniz; 29 Ekim’i seçiyorsanız, bunun bir anlamı vardır.  Bu anlam ne yazık ki insanca yaşamanın temelini oluşturan laik Türkiye’yi ve onun kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü geride bırakmaya çalışmaktır.  Gözler ve kulaklar 29 Ekim’den havalimanına dönüyorsa veya yarın öbür gün bir gökdelene, bir baraja dönüyorsa; bu toplumun bilinçaltına verilen yüzlerce mesajdan bir tanesidir.

 

Peki benim içinde bulunduğum yüzbinlerce insanın yaptığı yürüyüş nedir?  Devlet, bu tip milli bayram seremonilerini sabote ettikçe, birey olarak ‘vatana bağlılığını’ ve ‘sen kutlamasan da ben kutlayacağım’ çığlığını atmaktır.  Bir nevi devletin yapmadıklarını yaparak, geçmişe ve Mustafa Kemal’e olan borcun ödenmesidir.  Enteresan olan halkın bu seremonileri de bir nevi ritüel haline getirmiş olmasıdır.  Bunun dışında insanlar kendilerini ifade edecek ortamları adeta bulamıyorlar.  Yani seremoniler ve ritüeller bile çarpışıyor artık.  Usul usul yok edilen ve alıştırmasına geçilen ‘dini değerler odaklı bir devlet ve millet’ işleniyor.

 

Havaalanı açılırken dua ediliyor, fabrika açılırken dua ediliyor, her adım başı dua eden bir devlet var.  Ne anayasa diyeceğim ne laiklik….tuz kokmuş, hala bunları konuşmanın manası yok.  Evrim geçirtilmiş, değer yargılarını öteki dünyaya bağlamış, öteki dünya seremonilerini bir tiyatro şeklinde sergileyen ‘büyüklerimiz’ bize mesaj veriyor.  O mesaj bir kısmına işlemeyebilir fakat çoğunluk halkımız, bunun saf ve temiz duygularla yapıldığına inanıyor.  Oysa ki arka planda gizli hesaplar, ‘ne yaparsak yapalım halkı uyutabilelim’ stratejisi yatıyor.

 

Havaalanı açılışında bu tiyatro oyunlarına ‘gelmeyen’, gerçek bir aydın olan KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’yı sonsuz tebrik ediyorum.  Bir lider ancak bu kadar dürüst ve cesur olabilir çünkü inanınız, o atmosferde nötr duruş sergilemek hiç ama hiç de kolay değildir.

 

Devlet ve devleti yönetenler belli bir grubu veya çoğunluğu temsil etmez.  Ülkedeki tüm insanları din, ırk, köken, cinsiyet ayrımı yapmadan temsil eder.  Pratikte bundan vazgeçilmiş olması, bu gerçeği değiştirmez.  Bu gerçeğin öneminin bilincindeyiz ve bunun mücadelesindeyiz.