Seni yakından görmek… (Fransa Yazıları II)

0
116

Beni bu küçük Colmar kasabasına getiren bir konserdi.

Ama öyle alelade bir konser değil.

Yirminci yüzyılın en büyük şarkıcılarından biri sahneye çıkacaktı.

Doksanbir yaşında, hâlâ heyecanlı bir delikanlı…

Şehre yirmi dakika kadar uzaklıkta büyük bir etkinlik merkezi yapılmış.

Konser, dokuzda; bense altıya kalmadan gitmiştim oraya.

Elimde Hacı Bekir'den alınmış lokumlar ve akideşekerleri vardı.

Büyük bir hayranı olduğum Aznavour'la 2014'ün ocak ayında bir söyleşi yapmıştım.

Selim İleri, asla unutamayacağım muhteşem bir yazı yazmıştı o söyleşinin üstüne…

Etkinlik alanında düzenlenen dans yarışmasını izledim biraz, sonra Alsace üzümlerinden yapılan şarapların tadımına çıktım, derken bir fuar alanı keşfettim, Olejito adında aromalı bir köpüklüşarap ile Kanada'dan ithal akçaağaç konyağı aldım.

Saat dokuza yaklaşırken hıncahınç dolmuştu Parc Expo'nun numarasız koltukları.

Taş atılan bir deniz gibi halka halka yayılan büyük bir heyecan vardı herkeste.

Nefes alışlarda, sabırsız saate bakışlarda, koltuktaki kıpırdanmalarda, yerli yersiz başlayan alkışlarda, hazırlanan fotoğrafmakinelerinde…

Tarihe tanıklık edecek olmanın heyecanı içindeydik.

Sarı saçları kısa kesilmiş bir kadın oturdu yanıma.

"Fransız mısınız?"

"Hayır; ya siz?"

"Rus'um."

"Memnun oldum."

"Aznavour için, bu konser için geldim."

"Ben de" dedim, "tıpkı sizin gibi sadece Aznavour'u izlemek için geldim."

"Nerelisiniz?" diye sordu tokalaşırken.

"Türkiyeliyim."

"Türkiye mi?"

"Evet, niye şaşırdınız ki?"

"Türkiyeliler, Aznavour'dan nefret eder zannediyordum" dedi, cümlesi bitmeden sahneye çıkan müzisyenler konuşmamızı da sona erdirdi.

Aznavour'dan nefret edebilmek…

Ne mümkün!

Ne cüret!

Müzisyenler yerlerini alırken dikkatimi çekti, gitarist üç gitarla gelmişti.

Ve, Yirminci Yüzyıl'ın -benim için- en büyüğü göründü…

Uğurböceği desenli askısı hariç siyahlar içindeydi…

İşlemeli ceketini çıkardı birkaç şarkı sonra.

Alkışlarla çınlıyordu her yer.

Hele Hier Encore dediğinde…

Nefesler tutulmuştu bir daha verilmemecesine.

La Boheme'de bir klasiği yineleyip beyaz mendili -bütün o zifiri karanlık içinde!- bu kez seyirciye atması, Les Deux Guitares'ın sayıklamalarına seyirciyi katması…

Non Je Ne Rien Oublie'yi ondan canlı dinleyen kim unutabilirdi ve tabii Emmenez-moi…

Alıp bambaşka âlemlere götürdü herkesi.

Çılgıncasına alkışlıyor alkışlıyordum ben de herkes gibi.

Ve hayatımda ilk kez bir sahnenin önüne gittim.

Bir kol uzanımıydı mesafemiz.

Doksanbir yaşında bir delikanlıydı.

Hacı Bekir'den şekerlemeler almıştım gelirken.

Sahneden koşarak çıktı, bir daha da kıyamet gibi yağan alkışa rağmen dönmedi.

Yol boyu aynı cümleyi sayıklayıp müzik dinleyerek otele döndüm.

"Ben, Charles Aznavour'u gördüm. Ben, Charles Aznavour'u gördüm."

Twitter: @bilgehanucak

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here