Seçimler ve piçlik üzerine

0
85

‘Dinini ve ırkını unutan piçtir’. Kıbrıs’ın kuzeyindeki liderlik yarışının birinci ayağının son bulmasından birkaç gün sonra sosyal mesajlaşma sitelerinden bir tanesinde bu yorum dikkatimi çekti. Derviş Eroğlu’nun ilk turda almış aldığı düşük oyu kabullenmeyen bir Kıbrıslı vatandaş öfkesini alıntıladığımız bu cümle ile açığa vurdu.

Kendi bakış açısına göre, Derviş Eroğlu’nun karşısında duran tüm güçler ‘Rumların işbirlikçileri’. Mustafa Akıncı cephesinin destekçileri ‘Rum tarafına hizmet eden, Türklük kimliğini çoktan unutmuş olan piçler’.

Kıbrıs’ın kuzeyinde ‘Dinini ve ırkını unutan piçtir’ türündeki öfke patlamasına ilk defa rast gelmiş değilim. 2015 seçimleri öncesinde de bu tip tavırlara sıklıkla rastladım. Anlayamadığı, kavrayamadığı, kendi dar ve sığ dünya görüşünün süzgecinden geçiremediği her şeye ‘piçlik’ damgası yapıştıran anlayış ne yazık ki 21.yüzyılın başlarında Kıbrıs Türk sağının kaderine evirilmiş durumda (Kıbrıs Rum sağının acınacak halleri başka bir köşe yazısının konusu).  ‘Dinini ve ırkını unutan piçtir’ devinimi Pazar günü yaşana hezeyana bir anlamda ışık tutuyor. Son yıllarda Türkiye’de, bu coğrafyada olup bitenleri anla(ya)mayan, Kıbrıs’ta ganimet günlerinin artık geride kaldığını fark edemeyen, Türk milliyetçiliğini 21.yüzyıla adapte edemeyen, bu konuda Türkiye’deki Milliyetçi Hareket Partisi örneğinin bile arkasında kalan Kıbrıs Türk Sağı’nın bugünlerde varmış olduğu iflas noktası, moda deyimle oldukça manidardır. Kıbrıs Türk Sağı, adanın kuzeyinde toplumun patlama noktasına geldiği gerçeğini gündemine alacağına, ‘KKTC’ denilen yapının elden geldiğince daha çok sömürülmesi odaklı bir siyasetin elinde tutsak durumdadır. Türk milliyetçiliğini referans alan bir akım, bugün adanın kuzeyinde Kıbrıslı Türklerle, Lazlar (Karadenizliler), Antakyalılar, Kürtler arasında esen soğuk rüzgarlardan adeta bihaberdir. Kıbrıs mevzusu konusundaysa durum daha da acınacak bir hal almaktadır. Sağın büyük bir bölümü 21. Yüzyıl paradigmasını okumaktan ıraktır. Sağ kulvarın temsilcileri ‘Kabe’de namaz kılmak’la Ankara’ya yaranabileceği yanılsamasına kapılmış durumdadırlar. Oysa, Ankara’da iklim çoktan değişmiştir.

İktidar çevrelerinde ‘bu adamların birçoğuna Türkiye’de muhtarlık binası bile teslim edilemez’ anlayışı hakim olmaya başlamış durumdadır (bendenize başkent Ankara’da aktarılan, şahsen kabul edilemez olarak algıladığım bir tavır). Tüm bu gerçekler ortadayken, geçtiğimiz Pazar yaşanan hezeyanı ‘sürpriz’ olarak telakki etmek söz konusu olamaz. Seçimin ikinci turunda, ‘yaşlı kurt’ Eroğlu sonucu kendi lehine değiştirmeyi başarabilse bile, Anadolu’daki tabirle testi artık çatlamıştır, artık su tutamaz.

Sağın ‘piçlik’ takıntısı yüzünden ve tabii ki Kıbrıs’ın kuzeyinde sosyal patlama noktasına gelen bir toplumun çığlıkları nedeniyle, bugün Mustafa Akıncı en büyük iktidar adayı konumuna erişmiş durumdadır. Sağ çok büyük ve sistematik bir kriz içerisine girdiği, Cumhuriyetçi Türk Partisi özelinde Kıbrıs Solunun sağcılaştığı, Ak Partileştiği (Ak Parti’nin Abdullah Gül’lü liberal-demokrat mevsimi) bir ortamda, Mustafa Akıncı büyük çabalar sarf etmeksizin Saray’ın yolunu tutmaya hazırlanmaktadır. Dahası, Akıncı bu yolculuğuna Kıbrıs Sorunu ile ilgili vizyonunu açıklığa kavuşturmaya gerek duymaksızın çıkabilmektedir. Yanlış anlaşılmasın. Seçim sürecinde Akıncı’nın ortaya koyduğu vizyon ortada ve hepimizin malumu. Ama, Kıbrıs Müzakerelerini birebir yakından takip eden bizim gibi ‘nefisler’ için ‘federal çözüm’, ‘ortak metin’ gibi genellemeler büyük bir anlam ifade etmemektedir. Mesele bu terimlerin içlerinin doldurulmasıdır. Mesele, bu terimler babında iki taraf arasındaki büyük uçurumun hangi şekilde kapatılabileceğidir. En önemli husus ‘kurucu eyalet’ (bkz. Bu ‘fakir’e Rum başmüzakerecisinin Radikal gazetesi için vermiş olduğu mülakata) ile ‘kurucu devlet’ arasındaki büyük boşlukla göğüs göğse çarpışabilmektir. Seçim süreci boyunca, Akıncı bu konulara hiç değinmemiştir. Gerçek budur. ‘Seçimler öncesi bunlar konuşulacak işler değil, müzakere masasında tartışılır’, demek bendeniz gibi bir ‘piçin’ kabul edebileceği bir olgu değildir. Kıbrıs Türk toplumu olgun bireylerden oluşan bir toplumdur. Çok kritik bir seçim öncesinde kendi sesini dillendirecek olanlardan berraklık ve şeffaflık beklemek onun hakkıdır.

Akıncı cephesindeki ‘yapıcı muğlaklığın’ arkasında esasında Kıbrıs Türk Sağının ve daha geniş bir anlamda kuzeyde 1980 cuntasının eseri olan ‘KKTC’ sisteminin tükenmişliği saklıdır. Daha evvel vurguladık. Bir kez daha altını çizelim. Türk Sanat Müziğinin o mucizevi notalarının dile getirdiği üzere ‘her şey bitmiştir artık, yolumuz ayrılıyor’. Fetih kültürünün kalıntısı ‘ganimet’ sosyoekonomik ikliminin yolcuları ile ‘piçlerin’ ortak yolculuğu bugüne (19 Nisan’a) kadarmış. Bundan sonra ‘piçlerin’ varlık savaşı başlıyor.

Keşke yeni süreçte umutlu olabilsek. Keşke türkü tadında hülyaları dillendirebilsek. Ama şartlar elvermiyor. Yunanistan’da SYRİZA’nın yolcusu olduğu ‘yapıcı muğlaklık’ sarmalı ülkeyi iflasa sürüklerken, Kıbrıs Mevzusu ‘kurucu eyalet’ ile ‘kurucu devlet’ ikilemi arasında sıkışmışken, insan nasıl (u)mutlu olabilir ki?

Ha unutmadan… Bugün 23 Nisan ya… İnsan Berkin’i ve Aleksis’i unutup nasıl seçim panayırı, bayram yapabilir ki!…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here