Sadece bir yılımız var…

0
128

Haydi aslan belediyelerimiz…

Asıl şimdi suyu yönetmek zamanıdır… Su ile imtihanımız asıl şimdi başlıyor…

Bu “geçici” dönemde Kıbrıslı Türkler, Türkiye’nin suyunu sadece “içmek”le kalmamalı…

Sadece “pahalıdır” diyerek, ama hiçbir politika üretmeyerek yerinde oturmamalı…

28 belediyenin her bir meclis üyesi kolları sıvamalı…

Belediyelerin ayrı ayrı “su”ya yaptıkları yatırımlar ve bunun toplamı, sudan sağladıkları toplam gelir, depolarına düşen suyun kaçak miktarı, ödenmeyen faturaların toplamı; hepsi ama hepsi bircik bircik saptanmalı…

Nerede bir “patlak” varsa, nerede su parası toplanamıyorsa, nerede borular çürükse, tam bir seferberlikle saptanmalı ve çareleri “proje”ye dönüşmeli…

Daha birinci ayın sonunda bu “veriler” Kıbrıslı Türklerin seçtikleri bu “meclis”lerde didik didik edilmeli…

İşin içine Belediyeler Birliği de sokulmalı…

Yetmezse, bilimsel yardım alarak “su savaşı”na dört elle sarılmalı…

Hele özelleştirme istemeyenler, bu iş belediyeler tarafından yönetilsin diyenler, bütün gücü ile ortak “başarı” için çalışmalı…

CTP’nin imzaladığı “su teslim anlaşması”nı yırtıp çöpe atmak mümkün…

Önümüzde bir yıllık bir süre var…

Bakınız… Özellikle Lefkoşa’da son bir aydır tankerlerden pahalı suya bile razı olmasına karşın, yurttaşlar yeterli su alamıyor…

Tankerciler naz ediyorlar… “Yirminci sıradasın, bu akşam ancak gelebilirim…” diyorlar… Yani su karaborsaya düştü Lefkoşa’da…

Bu yüzden Lefkoşalı’nın 2.30 TL.ye “gık”ı bile çıkmayacak…

Hatta, önümüzdeki bir yıl boyunca belediyeler ile siyasetçiler bu su tatlı tatlı evlere akarken sadece bakıyorlarsa, “özelleştirme” kimsenin umurunda olmayacak…

Ama senin umurunda ise, o zaman şimdiden “öncülük” görevi seni bekliyor…

Ha… Özellikle “özelleştirme”ye sıcak bakmayan siyasal partiler de kolları sıvamalı…

“Yönetebildiğimizi” göstermek zamanıdır şimdi ve yalnızca bir yılımız var…

İstersek, tüm siyasal güçlerimizi suyun etrafında toplayarak bunu başarabiliriz…

Tüm siyasal güçleri, en tepeden başlayarak devreye sokmak, tüm toplumu kucaklayacak bir “su direnişi” zinciri oluşturmak hiç de zor değil…

İşte o zaman Türkiye’nin karşısına dikilip “suyu verdin, yönetimini de ver” diyebiliriz…

Gerçek su savaşı bizi bekliyor… Asıl şimdi…

BİR DERNEK: SAYGISIZLIK VE POPÜLİZMİN DİK ALASI… 

K.T. Gazeteciler Birliği; geleneksel olarak her yıl 3 Mayıs “Dünya Basın Özgürlüğü Günü”nde “Medya Başarı Ödülleri” veriyor(du)…

Birlik, bir “yarışma” düzenliyor ve dernek üyeleri yıl içinde yayımladıkları gazetecilik ürünleri ile başvuruda bulunarak “yarışma”ya katılıyordu.

Bunun için de bir “Seçici Kurul” görevlendirilmişti.

Birkaç yıldan bu yana kurulda ben de üye olarak çalıştım. Kurul üyeleri, 2015 yılı ödüllerini dağıtırken, bu “başvuru ile yarışmaya katılma” yönteminin çok doğru olmadığını gözlemlediler ve bunu KTGB Yönetim Kurulu’na ilettiler.

Seçici Kurul’un bir yıl boyunca basını taraması ve “ödül”lerin başvuru olmaksızın saptanması, daha etkili ve teşvik edici bir yöntem olabilirdi.

KTGB Yönetimi de aynı görüşteydi ve bu yıl öyle yapılmasına karar verildi.

Bizim kurul, bu yıl Nisan ayı içinde toplantıya çağrıldı. Mustafa Kortun’un başkanlığındaki kurulda; ben, Perihan Aziz, İbrahim Özejder ve Efdal Keser görev yaptık.

Oturduk; bir yıl içinde medyada dikkat çeken, öne çıkan haberleri, programları tartıştık ve sonunda bir “Ödül Listesi” oluşturduk.

Birlik, 30 Nisan günü bir basın bildirisi ile ödüllerin 3 Mayıs yerine 11 Temmuz’da verileceğini açıkladı.

Belli ki KTGB Yönetim Kurulu bizim “ödül listesi”ni beğenmemiş ve bizimle konuşmadan iptal etmişti…

Olabilir, dedim… Belki “kıstas”larda yanlışlıklar yaptık… Birliğin Asbaşkanı’nı aradım. Mustafa Kortun bana detaylı olarak yönetimin gerekçelerini anlattı… (Çok “çocukça, kişisel ve kibir kokan yaklaşımlar…)

Kurul’un, önümüzdeki günlerde toplanacağını ve dernek yönetimin itirazlarını da dikkate alarak yeni bir çalışma yapacağını söyledi.

Aslında birlik yöneticileri; bizim emeğimize de, kişiliğimize de, yaptığımız işe de “saygısızlık” etmişti. Davranış biçimlerini bu meslek erbabına hiç yakıştırmadım…

Ama; bizleri çağıracaklar, gerekçelerini dinleyeceğiz ve en doğrusunu yapacağız diyerek bekledim.

Geçtiğimiz günlerde bazı gazetelerde “Gazetemize ödül yağdı” biçiminde başlıklar görünce anladım ki “Gazeteciler Birliği”nin yöneticileri, hem bizim “Seçici Kurul”u lağvettiler, hem de oturup kendi başlarına yeniden seçim yaparak medyanın bazı kurumlarını “ödül yağmuru”na tuttular.

11 Temmuz’da ödüller törenle verilecek…

Ama bunun; politikacıların, onun bunun omzuna “madalya” iliştirmesinden ne farkı var Tanrı aşkına?

Bir dernekte, seçimle işbaşına gelenler, arkadaşlarına tam bir politikacı popülizmi ile gollifa gibi “ödül” dağıtıyor ve bunu da ülkenin “gazeteciler”i yapıyor…

Hem de atadığı “Seçici Kurul”u lağvederek, aldığı kararları tek taraflı iptal ederek ve çağırdığı mesleğin saygın kişilerine bunu duyurmaya bile tenezzül etmeden…

Bu “garip” sivil popülizm kokan olay; bilgisizlikle, acemilikle, gençlik ve tecrübesizlikle, işin ciddiyetini anlamamakla izah edilebilir…

Ama, sivil örgütlerimizin, üstelik “gazeteci”lerin böylesine “amatör” davranışlarla “magazin”cilik yapmalarını, düzeyi bu kadar düşürmelerini en hafifinden kınıyorum…

Aslında bu dernek yöneticilerinin bana ve diğer Kurul üyelerine yaptıkları saygısızlığı çok da ciddiye almıyorum…

Ama KTGB yönetiminin Fileleftheros ve PIK’i “barış gazeteciliğine katkı” diye ödüllendirmesini, bu konuda uğraş veren hiç kimsenin asla içine sindiremeyeceğini düşünüyorum…

Bu korkunç bir bilgisizlik, korkunç bir düzey kayması, korkunç bir vizyonsuzluk ve kalitesiz bir “popülizm”den başka bir şey değildir…

KTGB yöneticileri “resmi ideoloji”den milim taviz vermeyen bu iki bağnaz Rum medya “kurum”unu “barışçı” ilan ederek, iki taraftaki tüm “çözümcü” güçlere saygısızlık etmişler, onların çaba ve gayretlerini sıfırla çarpmışlardır…