Rusya’nın Ukrayna Politikası

0
134

Rusya'nın Ukrayna Politikasını Anlamlandırmak

Ukrayna’daki olayların-krizin kökeni daha önce de bahsettiğim üzere 2004 yılına dayanmakta.

Ukrayna’nın içindeki kriz ve sorunlara ek olarak 2004 yılında gerçekleştirlen “Turuncu Devrimle” birlikte Rusya ve Ukrayna arasındaki ilişkiler de gerilmişti. Bir çok kişi Rusya’nın niye Ukrayna’yla bu kadar ilgilendiğini anlamlandırmakta zorlanıyor veya anlamlandıramıyor. 

Anlamlandıranlar ise konuya Avrupa merkezli düşünce tarzıyla yaklaştıkları için Rusya’nın Ukrayna ve bölge üzerine kurduğu politikasını yanlış anlamlandırıyorlar diye düşünüyorum.

Rusya’nın bölgedeki politikasını anlamlandırmak için Rusya’nın hem tarihsel serüvenini hem de son dönemdeki serüvenini iyi okumak gerek.  

Öncelikle Rusya’nın geçmişinde bir kıta-kara imparatorluğu geleneği olduğunu ve bununla birlikte Batı tarzı deniz aşırı bir sömürgeciliği uygulamadığını (uygulamaya kalkan Avrupa merkezci Büyük Petro ve Katherina’nın da başarılı olamadıklarını söyleyebiliriz)… Bunun elbette çeşitli nedenleri var, ancak biz esas olarak bu geleneğin devam ettiğinden yola çıkarak şunu söyleyebiliriz ki, Rusya ve eski Sovyet coğrafyasında özel bir kimliksel-kültürel dokunun mevcudiyetiyle birlikte “Batı tarzı ekonomik rasyonalitenin” Rusya imparatorluğunda ve Sovyetler Birliğinde pek içselleştirlemediğidir. 

Bu geleneğin Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından da devam ettiğini söyleyebiliriz (Yeltsin ve Kozyrev’in iktidardaki ilk yıllarını hariç tutarsak).

Yevgeni Primakov’un Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlığı döneminde Rusya dış politikada “Yakın Çevre” perspektifini hayata geçirmeye başlarken ekonomide de millileştirme politikası hayata geçiriliyordu.  Kısacası Avrasyacılığın temel özelliği olan milli ekonomi ve güçlü devlet politikası 1990’lı yılların ortasından itibaren Rusya’nın ekonomi politiğinde ağırlığını yavaş yavaş hissetirmeye başlıyordu. 

Bununla birlikte dış politikada da “Yakın Çevre” anlayışıyla gerek Karadeniz gerekse Hazar havzalarına dönük adımlar da atılmaya başlanıyordu.

Vladimir Putin’in 2000 yılında Devlet Başkanlığına seçilmesinin hemen ardından yayımlanan Rusya’nın “İkinci Askeri Doktirinine” bakıldığında Yeni Avrasyacılığın zirve yaptığını söylersek yanlış olmayacaktır.

İlgili doktirinde, Rusya’nın eski Sovyet coğrafyasına önem verdiği açıkça ifade edilirken Batılı kurumların da ilgili coğrafyada tehdit olarak algılandıklarına dair imalar yer  almaktadır. 2010 yılında yayımlanan “Üçüncü Askeri Doktrinde” de NATO ve diğer Batılı kurumların Rusya’nın “Yakın Çevresine” yönelik genişleme sürecine devam etmelerinin kabul edilemez olduğunun altı çizilmektedir…

Dış politikada Primakov’la başlayan ve Putin’le birlikte zirve yapan Yeni Avrasyacı anlayışın pragmatik ve güce dayalı politikalarla gerek Karadeniz gerekse Hazar havzasıyla birlikte Orta Asya’da pratiğe döküldüğünü söylersek yanlış olmayacaktır (Avrasyacı anlayışın temel amacını anlamak için gerek Klasik Avrasyacılardan Peter Savitski’nin argumanlarını-teorilerini gerekse günümüz  Avrasyacılarından Alexander Dugin’in teorilerine bakmakta yarar vardır).

Orta Asya’da Tacikistan İç Savaşının sona erdirilmesi, Abhazya ve Güney Osetya üzerinden Kafkaslarda ve Karadenizde nüfuz alanının genişletilmesi söz konusu olurken, Ermenistan’da Kollektif Güvenlik Antlaşması Örgütü (KGAÖ) üzerinden Rusya askerlerinin varlığı bir olgu olarak önümüze çıkmaktadır.

Gürcistan’da 2013’te yapılan son seçimlerin ardından artık Gürcistan da bölgede Rusya’nın gücünü kabul eden ülke konumunda…

Avrasyacı jeopolitiğin ve bununla birlikte Rus dış politkasının prestiji bağlamında Kırım Rusya için Karadenizde vazgeçilmez bir alan olarak durmaktaydı… Vazgeçilmeyen alan, yani Kırım Ukrayna’nın “Ulusalcı-Avrupa Merkezci” politikacılarının yaptıkları yanlışlarla ve hatalarla birlikte artık Rusya’nın bir parçası, kısacası özerk bir cumhuriyeti, diğer bir deyişle federal birimlerinden bir tanesi…

Ilımlı Avrasyacı Putin’in dış politika önceliklerini kısaca şöyle sıralayabiliriz;

Eski Rusya imparatorluğu veya Sovyet coğrafyasında Batılı ülkelerin ve kurumlarının varlıkları kabul görmemektedir.  Enerji stratejik bir sektör olduğu için büyük oranda millileştirilmiştir ve devlet kontrolündedir. 

Enerji ihracaat hatlarının-güzergahlarının çeşitlendirilmesi ve güvence altına alınması söz konusudur. Enerji alanlarının güven altına alınması için de Karadeniz ve Hazar’ın kontrolü elzemdir. Bunlara ek olarak da Avrasya jeopolitiğinin güneydeki ucu konumundaki Doğu Akdeniz’de de Rusya’nın varlığının önemi vurgulanmaktadır. Rusya’nın çok yönlü ve pragmatik Avrasya eksenli dış politkasında Türkiye ve İran da özel konumlara sahip ülkeler olarak görülmektedirler.

Rusya’nın Ukrayna politikasını anlamlandırmak için öncelikle Rusya’nın siyasal yaşamındaki Avrasyacı perspektifin muhtevasını ve önemini irdelemek gerek sanırım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here