Rusya-Türkiye İlişkileri: Bahardan Sonbahara !

0
86

Çiçeklerin açması ve ağaçların yapraklarının yeşermesi müjdeler baharı… sonbaharda ise yapraklar tek tek dökülür…

Rusya-Türkiye ilişkilerinde yaklaşık 15 yıldır bir bahar dönemi yaşanıyordu… Enerji projeleri, turizm, tarım, inşaat ve daha nice sektörde iki ülke arasındaki işbirliği bir bahar havasındaydı, sürekli çeşitli sektörlerde ortak yatırımlar işbirliğini yoğunlaşıyordu diğer bir deyişle yeni yeni yeşeren yapraklar ve açan çiçekler vardı…

İsmail Cem’in dış işleri bakanlığı döneminde Türkiye komşularıyla ilişkilerini iyileştirirken, çok yönlü dış politikaya yöneldi. Bu çerçevede de Rusya-Türkiye arasındaki ilişkilere de önem verilmişti.  Diğer yandan ise Rusya, Putin’in iktidara gelmesiyle daha devletçi bir ekonomi-politiği izlenirken, aynı zamanda Avrasyacı dış politika perspektifi çerçevesinde yakın çevreye (eski Sovyet coğrafyası), Türkiye ve İran ile ilişkilere daha fazla önem verilirken, NATO’nun genişlemesine ilişkin 2. Rus Askeri doktrini ile karşı konuluyordu…

Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) iktidarında da Rusya ile ikili ilişkilere önem verilmişti… Erdoğan ve Putin arasındaki kişisel anlamdaki uyumlu ilişki ve Türkiye’nin Irak konusunda o dönemki tutumu da ilişkilerin derinleşmesine ve “stratejik ortaklık” olarak anılmasına da neden olmuştu… Abhazya, Güney Osetya ve Kosova gibi konularda iki ülkenin bakış açılarındaki farklılıklar iki ülke arasındaki ikili ilişkileri sekteye uğratmamıştı !

Suriye konusunda ise son yıllarda iki ülke arasında ortaya çıkan farklı yaklaşımlar, tartışmaya-diyaloğa neden olsa da ikili ilişkileri etkilememişti… Kısacası rekabet ve işbirliği aynı anda devam ediyordu…

Türkiye-Suriye arasında vizelerin kaldırılması, ortak bakanlar kurulu toplantıları, kardeşim Esad söyleminden Suriye yönetimiyle ters düşüşe ve muhaliflere verilen desteğe doğru Türkiye bir yol almıştı… Rusya ise Esad yönetimiyle uyumunu devam ettirerek, Tartus’daki askeri varlığıyla bölgedeki etkinliğini devam ettirmek ve aynı zamanda bölge üzerinden Kafkaslara doğru yönelen muhalif-selefi akımlara  karşı resmi olarak güvenlikleştirme yapıyordu… Tüm bu farklılıklara rağmen yukarıda da bahsettiğimiz üzere Türkiye ve Rusya arasındaki ikili ilişkilerde bir sorun yaşanmıyordu…

Rusya uçağının düşürülmesiyle birlikte ise her iki ülke arasındaki ilişiler bahar havasından bir anda sonbahar havasına dönüşüyordu…

Türkiye uçak düşürme olayının ardından stratejik kimlik olarak batı ve batılı kurumlara (NATO) ait olduğunu daha fazla vurgularken, sosyal kimlik olarak aynı vurguyu yapmıyor ! Yönetim sadece AB ile vize bağlamında küçük bir sosyal mesaj veriyor… Rusya ise Türkiye ile köprüleri atan bir politikaya yöneliyor! Daha düne kadar ortak üniversite, kültür merkezleri vs.  ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkarılma hedefi ve yeni enerji projelerinden bahsedilirken şu anda vize uygulamasına geri dönüş, Türkiye’den Rusya’ya ihraç tarım ürünlerine kota konması söz konusu oluyor… Sonbahardaki yaprak dökümünü andırıyor durum…

İki ülke arasında yaşanan kriz sonrası her iki ülkenin para birimleri de uluslararası piyasada değer kaybediyor ! Krizin çok uzun süreceği algısıyla ve yaklaşımıyla Türkiye yeni pazarlara yöneliyor, Katar, Kuveyt v.s. Azerbaycan da unutulmuyor elbette doğal gaz arzının merkezlerinden bir tanesi olarak…

Rusya Avrasyacı kültürel alan ve jeopolitik yaklaşımla dış politika yönelimini belirliyor (Rusya’nın Avrasyacı kültürel alanında Slavlar, Türk-i halklar ve diğer Ural-Altay halkları vardır. Rusya-Avrasya kimliği-kültürü de bu halkların kaynaşmasından-entegrasyonundan ortaya çıkar anlayışı vardır). Bu bağlamda Türkiye’den de beklentisi çoktu, bir ortak olarak… Türkiye ise her ne kadar bazı çevrelerin ifadesiyle Avrasyacı bir dış politika yönelimi çizdi dense de, gerek kültürel-entelektüel gerekse stratejik-jeopolitik anlamda Avrasyacı düşüncenin Türkiye genelinde tam anlamıyla var olmadığını söyleyebiliriz. Özellikle son dönemde daha çok stratejik anlamda batıya yaklaşım söz konusu ancak kimliksel-kültürel anlamda ise batıdan uzaklaşan, Avrasyacı da olmayan bir yaklaşım var Türkiye’de…

Sonuçta her ülkenin de zarar gördüğü bir süreç yaşanmakta, ancak Rusya doğal gazını ihraç etmeye devam ettiği sürece bu süreçten en çok ekonomik anlamda Türkiye’nin zarar göreceğini söylemek yanlış olmaz. Her iki halk arasında son dönemde kurulan bağların ve ilişkilerin de bu süreçte zarar görmesi kaçınılmaz, diğer bir deyişle kültürel ve ekonomik köprüler de yok oluyor…

Diplomasinin devreye girmesiyle her iki ülke arasındaki gerginliğin nasıl giderilebileceği üzerine kafa yorulmalı, aksi bir durumda iki ülke arasındaki ilişkiler uzun bir süre daha düzelmez… Kaybedenler de her iki ülkenin halkları olur…..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here