Rum basını neden ketum! Ve AKEL’in tarihi sorumluluğu…

0
49

Son günlerde eski Rum liderlerden, uzun yıllar Rum solunun liderliğini, AKEL’in genel sekreterliğini yapan Dimitris Hristofyas’ın kaleme aldığı “Sessizleştirilmiş Tarih” adlı kitaba yoğunlaştım. Hristofyas’ın kendi kaleminden, ağırlıkla övgülerle dolu kendi hayatı ve AKEL’in tarihi süreç içindeki politikaları yanında, Kıbrıs konusuna dair tezlerinin de yer aldığı bir kitap.

Nedense gündem olmayan, tartışılmayan bir dizi önemli bilgi, yorum, iddia, tespitin yer aldığı; aynı zamanda Hristofyas’ın, AKEL’in Kıbrıs sorununa, çözüme, Kıbrıs Türklerle ve CTP’yle ilişkilerine, bakış açılarına dair kayıt altına alınması gereken önemli notların aktarıldığı bir kitap. Hatta ilişkileri yeniden şekillendirecek veriler, tespitler, anekdotlar…

Kitabı not alarak ve satır satır büyük dikkatle okumamın en önemli nedeni; adayı 2004’de bir anlaşmanın kıyısından döndüren AKEL’in bu tarihi sorumsuzluğunun bilmediğim bir gerekçesini aramamdı. Ne de olsa Güney Kıbrıs’ta, Rum toplumu arasında barışı, çözümü, Türklerle birlikte yaşamı savunan tek parti, tek büyük parti olarak algıladık hep AKEL’i. Bundan dolayı da hayal kırıklığımız daha büyük oldu referandumda.

Eski CTP Genel Başkanı, eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la ilgili ağırlıkla eleştirel, hatta rencide edici ifadelerinin yanında, S-300’lerin adaya gelişine AKEL’in “Rus silah endüstrisine zarar vermemek için ses çıkarmadığını” itiraf eden Hristofyas, referandumdaki “hayır”ı da 2004’teki gerekçeleriyle savunmuş. “Türkiye’nin pozisyonu” dışında yeni, bilinmedik, ikna edici bir gerekçesi yok halâ. Aradan 12 yıl geçmesine, çözümsüzlüğü yoğuran birçok ek unsura rağmen… Üstelik Kıbrıslı Türklerin bu “hayır”dan dolayı kırgın olduğunu, ikna olmadığını da ifade ederek…

Dimitris Hristofyas elbette Rum solunun, AKEL’in tek başına temsilcisi değil. Elbette bu kitaptan hareketle bizim de ormanları yakmamız gerekmiyor. Ancak önemli işaretler içeriyor.
Hele de böylesi dönemeçlerde…

Federal çözüm arayışlarında beklentileri yükselten İsviçre zirvesine “ara” verildiği bu dönemde AKEL’in tutumu çok önemli. İki ana partiden biri. Her ne kadar Rum toplumu içinde gücünü yitirse de domino etkisi var.
Türk tarafının masada, bir hafta arayı gerektirecek kadar nasıl bir öneri sunduğu henüz netleşmiş değil. Ama belli ki, kabul edilebilirlik sınırları içerisinde bir fırsat var.

Kıbrıs Türk tarafında “kötünün iyisi” yaklaşımıyla umutların ertelenerek korunmasına yol açan bu bir haftalık arada Rum tarafının tavrı, özellikle AKEL’in tutumu çok önemli. 

Ancak çözüm karşıtları, Kilise sıraya girerek koro halinde süreci baltalamaya yeltenirken, AKEL’in iki günden beri sessizliği, sürece katkısına dair kuşkuları artırıcı nitelikte.

Bir diğer ilgi çekici nokta da, her görüşmeyle ilgili detaylandırılmış haberleri, manipülasyonlarıyla  ünlü Rum medyasının sessizliği. Sanki tek merkezden yönetilir gibi, kayda değer haber ve yoruma yer vermemeleri. Geleneklerine ters bir şekilde, Türk tarafının arayı gerektirecek önerisinin ne olduğuna dair detayların hiçbir gazetede yer almaması…

KKTC hükümetinin kerhen destek görüntüsüne, müzakere aşamasında bile sabote edici açıklama ve yaklaşımlarına,  Türkiye’nin sürece “mesafeli” duruşuna vurgu yapmak elbette gerekli ama şu anda top Rum tarafında. Ve Rum siyasi liderliği ile AKEL’e tarihi sorumluluğunu hatırlatmak gerekir.

Cumhurbaşkanı Akıncı’nın ifade ettiği gibi pesimist yaklaşıma gerek yok. Ama resmi doğru okumak ve belki Rum toplumunun yapmadığını yaparak baskı unsurunu artırmak gerekiyor. Parmak arkasına saklanmadan, “dostluk” ve “işbirliği” söylemlerini aşarak samimiyete, liderliğe, tarihi sorumluluğa davet ederek…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here