Özgürgün ve Denktaş’ın kabusu!

0
127

Daha önce de yazdım, tekrarlayarak yazının girişini yapmış olayım; Ben Sayın Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’ya güveniyorum…

Akıncı’nın garantilerin (değişikliğe uğrasa da) kalacağı, artık bizim kadar Kıbrıslı olan yurttaşların gemilere konup gönderilmeyeceği, birincil hukuk konusunda (en azından uzun vadeli geçiş süreçleriyle) geri adım atmayacağı ve iki kesimliliğin “sulandırılmayacağı” bir anlaşmaya imza atacağını biliyorum…

Zaten defaten kendisi de söyledi; “halkımın evet diyemeyeceği bir anlaşmaya imza atmam, referanduma götürmem”

Durum bu…

Peki bu durum bu kadar net iken; Başbakan Hüseyin Özgürgün ve Yardımcısı Serdar Denktaş’ın derdi nedir?

Daha önce yazdım, yeri geldi yineleyeyim; ben Kıbrıslı Rumların yukarıda çerçevesini çizdiğim konuların var olacağı bir anlaşmayı imzalamayacağını bildiğimden dolayı anlaşmaya yanaşacaklarına inanmıyorum… O nedenle bir çok kesimin aksine bir çözüm öngörmüyorum… Ama keşke Rumlar gerçekten çözüm istese, en az Sayın Akıncı kadar istese… İşte o zaman çözmemek için bir neden yok!

Yine de önemli bir kesim uluslararası toplumun da baskısıyla yıl sonuna bir anlaşma olasılığını mümkün görüyor…

İşte Özgürgün ve Denktaş’ı kaygılandıran da budur!

Bir çözüm olmadan adanın kuzeyindeki durumun değişmesi neredeyse imkansız gibi…

Çünkü toplum – her ne kadar her kabahati hep siyasilere yüklese de – bu statükonun bir parçası, hem de en önemli parçası…

Hem şikayet ediyor, hem de şikayet ettikleri bu siyasileri (bana faydası dokunur yine diyerek) yeniden ve yeniden seçiyor!

Ancak çözümle bambaşka bir dünya Kıbrıs’ın Kuzeyi’nde hakim olacak…

Sayın Özgürgün ve Sayın Denktaş’ın korkusu budur! Hatta kabusu…

Sonuçta bir elleri yağda, diğeri balda…

Çözüm, toplumsal kazanç, dünya hukukunun bir parçası olma, uluslararası ilişkilerin içinde yer alma gibi konular umurlarında değil…

Gaileleri; yeni Mercedes nasıl alırım, eşe dosta akrabaya devlette nasıl iş imkanı sağlarım, ahbaplara ya da akrabalara nasıl ihale veririm filan…

Çözüm olur da Avrupa Birliği’nin bir parçası olursak, hukuk işlemeye başlarsa bu işleri nasıl yapacaklar?

Düşünebiliyor musunuz; nasıl bir kabus başbakanımız ve yardımcısı için!

O zaman ne yapılması lazım?

Düşünüp bulmuşlar; “Akıncı masada Kıbrıslı Türklerin haklarını savunuyor, bu açıdan eleştiremiyoruz, Rum basınında yazanları –ki doğru olmadığı birinci ağızdan kendilerine iletiliyor-konu edelim, o da olmazsa “müzakere heyetine bizden birini sokalım” diyerek tartışma ortamı yaratalım!”

Yapılan budur!

4 ay önce hükümete geldiniz… O zaman talep “temsilci” talebiniz olsa bir anlamı olacak belki ama son üç toplantı kalmış… Bu neyin nesi şimdi?

Ortamı gerip koltukları koruma yerine biraz toplumsal düşünüp, “Yarın çözüm olursa hükümet olarak ne yapacağız” sorusuna odaklansanız ya…

AB uyum yasalarını çalışsanız mesela!…

Çözüm olmasa bile devleti bu yasalarla çağdaş bir şekle sokarsınız bari…

Ama olmaz değil mi, maazallah koltuk gider filan…

Kabus, büyük kabus…

Anlıyorum…

Siz de haklısınız!

Sayın Denktaş’ın dediği gibi; “Hassasiyetler farklı!”

Saygılarımla…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here