Özersay’dan cenaze benzetmesi

0
328

Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Kudret Özersay, Berlin’de yapılan üçlü görüşmeye ilişkin sosyal medya hesabından bir değerlendirmede bulunarak “Ortada bir cenaze var, kimse kaldırmaya cesaret edemiyor” dedi.

Taraflar kendi işlerine öyle geldiği için aslında ölmüş olan bir sürece canlı muamelesi yapıyor. Ortada bir cenaze var, kimse kaldırmaya cesaret edemiyor. Bütün mesele budur bence.

Kimisi statükonun konforuna DOYAMADIĞI için, kimisi yıllardır “tek yol federasyon” dediği ve dediğinden DÖNEMEDİĞİ için, kimisi ise “statüko da nihayetinde göreceli bir istikrar sağlıyor” dediği için 50 yıldır ne yapılıyor ve yapılamıyorsa ona aynen devam edelim şeklinde bir açıklama geldi Berlin’den. Yani AYNI tren, AYNI rayda, AYNI yolda bugüne değin nasıl gider gibi yapıp bir yere varamadıysa, eğer kimse cesaret gösterip de bu anomaliyi sorgulamazsa yine bir yere varamayacak maalesef.

1) 2017’de süreç çöktüğünde federasyon da; geçmiş yakınlaşmalar da; ortak açıklama da; Guterres kağıdı da masadaydı. Dün akşam Berlin’de yapılan açıklamada yine AYNI şeyler belgeler, AYNI ifadeler var. Farklı olduğu söylenen ve Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararında atıfta bulunulan “siyasi eşitlik” tanımı, 2017’de sürecin parçası kabul edilen Güvenlik Konseyi kararlarıyla birlikte oradaydı zaten.

2) Marifet bu kağıtları, cümleleri ve de kavramları alt alta yazmak değildir. Çünkü sıkıntı bunların orada olduğunu söylemek ya da söyletmekten değil bu kavram, cümle ve kağıtların anlamı konusundaki ANLAŞMAZLIKTAN kaynaklanıyordu. Bunlar alt alta yazıldığı zaman aynı şeyi söylemiş olmuyorsunuz. Ortaklık konusunda aynı vizyona sahip olmuş olmuyorsunuz. Müzakereyi başlatabileceğiniz “ortak vizyonu” yaratmış da olmuyorsunuz. Ağzınızdan aynı cümle çıkıyor ama bundan farklı şeyi anlıyor, farklı şeyleri bekliyorsunuz. Berlin’de fotoğrafı çekilen görüntü tam da budur. Federasyondan da, iki-kesimlilikten de, siyasi eşitlikten de, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı ile yeni bir ortaklık kurulması tartışmasından da taraflar farklı şeyi anlıyor ve kendileri de bunun farkında.

3) Siyasi eşitliğin 1990larda yapılmış olan tanımına atıf yapılması, bir süredir Kıbrıs Türk tarafının ortaya koyduğu talebi aslında karşılamıyor. Çünkü BM’nin siyasi eşitlik tanımı somuta döküldüğünde Kıbrıs Türk tarafının sürekli dile getirdiği “bir olumlu oy” talebi karşılanmış olmuyor. Berlin’deki açıklamaya rağmen sayın Anastasiades sayın Akıncı’nın deyimi ile “bir olumlu oyu şeytanlaştırmaya” devam edebilecektir. Kısa bir süre önce uyarmıştım: İki-kesimlilik ilkesinin BM parametresi haline dönüşmüş olan tanımı giderek ortadan kayboluyor ve süreç sadece siyasi eşitlikle garantilere indirgeniyor diye. Nitekim şimdi Guterres belgesindeki mülkiyet ifadelerine kaldıysak vay halimize. BM belgelerinde her toplumun kendi kurucu devletinde sarih mal ve nüfus çoğunluğu olarak tanımlanıyor iki-kesimlilik. Oysa Guterres belgesinde hiç de böyle bir şey yok ve Rum tarafının bu parametreyi kabul etmek gibi bir düşüncesi yok.

4) Bu listeyi daha da uzatabilirim: Özetle tarafların farklı şeyleri anladıkları, farklı beklentilere sahip oldukları kavram, prensip ve parametreleri alt alta yazdığımızda ANLAŞMIŞ olmuyoruz. Berlin’de yıllardır tekrar edilen cümle, kavram ve ilkeler bir kez daha tekrar edildi ki neredeyse tamamı son BM Genel Sekreteri raporundan aynen vardı. Bu açıdan yeni bir şey olmadığı aşikar.

5) Berlin’de “bu kez süreç daha farklı olacak” denildi ama o FARK Kıbrıs Rum tarafının yorumuna göre bizim beklentimizin çok altında kalabilecek bir noktaya varacaktır. Nasıl mı? Kıbrıs Rum tarafı “2017’de yeterli ve gerekli hazırlık yapılmadan Kıbrıs konferansı toplandı, bundan sonra o hazırlık yapılmadan ve ‘iç konularda’ tam bir uzlaşma sağlanmadan Garantörlerle beşli toplantıya geçilmemelidir” diyerek, bundan sonraki sürecin bu şekilde FARKLI olacağı yorumuna yaslanabilecektir ki muhtemelen de olacak olan budur. Özetle bu kez süreç daha FARKLI olacak derken o farkın ne olacağını söylemediğiniz için her bir taraf bunu kendine göre istediği şekilde yorumlayacaktır.

6) Sayın Akıncı “Bundan sonra ucu açık olmayacak, ucu kapalı olacak, takvim olacak” ve benzeri pek çok şey söyledi Berlin öncesinde ve son iki yılda. Dün yapılan açıklamada ucu kapalı, tarihli ve de takvimli bir süreç görebilen var mı? Aynı tren AYNI rayda AYNI yolda AYNI sonuca, yani sonu olmayan bir yolculuğa çıkarılıyor yine.

7) Referans şartları denilen belge üçlü toplantı öncesinde hazırlanacaktı. 2017’de süreç çöktü iki yılda bir sonuç alınamadı. Bir yıldan uzun süredir Lute bu belgeyi oluşturmaya çalıştı olmadı. Müzakerenin yeniden başlamasına imkan verecek bir ZEMİN var mı, ortak bir vizyon var mı bu kağıtla belirlenecekti, o da olmadı. Berlin’deki yemek, bu kağıt olmaksızın, bir müzakerenin başlamasını sağlayacak temel kavramlarda dahi uzlaşma olmaksızın yapıldı. Ve açıklamada bundan sonra bu kağıdı oluşturmaya çalışacakları söylendi. Yani AYNI kişi aracılığıyla, AYNI yöntemle AYNI kağıt oluşturulmaya çalışılacak.

1968 yılından bu yana bizi bir yere götürmeyen KISIR bir süreci önce kaybettik, dün akşam Berlin’de AYNI KISIR süreci yeniden bulduk. Halinden memnun olanlara hayırlı uğurlu olsun.

Ülkede onlarca sıkıntı ve sorun var, konsantrasyonumuzu bozmadan yasama ve yürütmede hizmet üretmek için çalışmak zorundayız.

Aynı trenin, aynı rayda, aynı yolda bugüne değin nasıl gider gibi yapıp bir yere varamadığına dikkat çeken Kudret Özersay, “Eğer kimse cesaret gösterip de bu anomaliyi sorgulamazsa yine bir yere varamayacak maalesef” değerlendirmesini yaptı.

Özersay, paylaşımının devamında şunları kaydetti: “1) 2017’de süreç çöktüğünde federasyon da; geçmiş yakınlaşmalar da; ortak açıklama da; Guterres kağıdı da masadaydı. Dün akşam Berlin’de yapılan açıklamada yine AYNI şeyler belgeler, AYNI ifadeler var. Farklı olduğu söylenen ve Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararında atıfta bulunulan “siyasi eşitlik” tanımı, 2017’de sürecin parçası kabul edilen Güvenlik Konseyi kararlarıyla birlikte oradaydı zaten.

2) Marifet bu kağıtları, cümleleri ve de kavramları alt alta yazmak değildir. Çünkü sıkıntı bunların orada olduğunu söylemek ya da söyletmekten değil bu kavram, cümle ve kağıtların anlamı konusundaki ANLAŞMAZLIKTAN kaynaklanıyordu. Bunlar alt alta yazıldığı zaman aynı şeyi söylemiş olmuyorsunuz. Ortaklık konusunda aynı vizyona sahip olmuş olmuyorsunuz. Müzakereyi başlatabileceğiniz “ortak vizyonu” yaratmış da olmuyorsunuz. Ağzınızdan aynı cümle çıkıyor ama bundan farklı şeyi anlıyor, farklı şeyleri bekliyorsunuz. Berlin’de fotoğrafı çekilen görüntü tam da budur. Federasyondan da, iki-kesimlilikten de, siyasi eşitlikten de, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı ile yeni bir ortaklık kurulması tartışmasından da taraflar farklı şeyi anlıyor ve kendileri de bunun farkında.

3) Siyasi eşitliğin 1990larda yapılmış olan tanımına atıf yapılması, bir süredir Kıbrıs Türk tarafının ortaya koyduğu talebi aslında karşılamıyor. Çünkü BM’nin siyasi eşitlik tanımı somuta döküldüğünde Kıbrıs Türk tarafının sürekli dile getirdiği “bir olumlu oy” talebi karşılanmış olmuyor. Berlin’deki açıklamaya rağmen sayın Anastasiades sayın Akıncı’nın deyimi ile “bir olumlu oyu şeytanlaştırmaya” devam edebilecektir. Kısa bir süre önce uyarmıştım: İki-kesimlilik ilkesinin BM parametresi haline dönüşmüş olan tanımı giderek ortadan kayboluyor ve süreç sadece siyasi eşitlikle garantilere indirgeniyor diye. Nitekim şimdi Guterres belgesindeki mülkiyet ifadelerine kaldıysak vay halimize. BM belgelerinde her toplumun kendi kurucu devletinde sarih mal ve nüfus çoğunluğu olarak tanımlanıyor iki-kesimlilik. Oysa Guterres belgesinde hiç de böyle bir şey yok ve Rum tarafının bu parametreyi kabul etmek gibi bir düşüncesi yok.

4) Bu listeyi daha da uzatabilirim: Özetle tarafların farklı şeyleri anladıkları, farklı beklentilere sahip oldukları kavram, prensip ve parametreleri alt alta yazdığımızda ANLAŞMIŞ olmuyoruz. Berlin’de yıllardır tekrar edilen cümle, kavram ve ilkeler bir kez daha tekrar edildi ki neredeyse tamamı son BM Genel Sekreteri raporundan aynen vardı. Bu açıdan yeni bir şey olmadığı aşikar.

5) Berlin’de “bu kez süreç daha farklı olacak” denildi ama o FARK Kıbrıs Rum tarafının yorumuna göre bizim beklentimizin çok altında kalabilecek bir noktaya varacaktır. Nasıl mı? Kıbrıs Rum tarafı “2017’de yeterli ve gerekli hazırlık yapılmadan Kıbrıs konferansı toplandı, bundan sonra o hazırlık yapılmadan ve ‘iç konularda’ tam bir uzlaşma sağlanmadan Garantörlerle beşli toplantıya geçilmemelidir” diyerek, bundan sonraki sürecin bu şekilde FARKLI olacağı yorumuna yaslanabilecektir ki muhtemelen de olacak olan budur. Özetle bu kez süreç daha FARKLI olacak derken o farkın ne olacağını söylemediğiniz için her bir taraf bunu kendine göre istediği şekilde yorumlayacaktır.

6) Sayın Akıncı “Bundan sonra ucu açık olmayacak, ucu kapalı olacak, takvim olacak” ve benzeri pek çok şey söyledi Berlin öncesinde ve son iki yılda. Dün yapılan açıklamada ucu kapalı, tarihli ve de takvimli bir süreç görebilen var mı? Aynı tren AYNI rayda AYNI yolda AYNI sonuca, yani sonu olmayan bir yolculuğa çıkarılıyor yine.

7) Referans şartları denilen belge üçlü toplantı öncesinde hazırlanacaktı. 2017’de süreç çöktü iki yılda bir sonuç alınamadı. Bir yıldan uzun süredir Lute bu belgeyi oluşturmaya çalıştı olmadı. Müzakerenin yeniden başlamasına imkan verecek bir ZEMİN var mı, ortak bir vizyon var mı bu kağıtla belirlenecekti, o da olmadı. Berlin’deki yemek, bu kağıt olmaksızın, bir müzakerenin başlamasını sağlayacak temel kavramlarda dahi uzlaşma olmaksızın yapıldı. Ve açıklamada bundan sonra bu kağıdı oluşturmaya çalışacakları söylendi. Yani AYNI kişi aracılığıyla, AYNI yöntemle AYNI kağıt oluşturulmaya çalışılacak.

1968 yılından bu yana bizi bir yere götürmeyen KISIR bir süreci önce kaybettik, dün akşam Berlin’de AYNI KISIR süreci yeniden bulduk. Halinden memnun olanlara hayırlı uğurlu olsun.

Ülkede onlarca sıkıntı ve sorun var, konsantrasyonumuzu bozmadan yasama ve yürütmede hizmet üretmek için çalışmak zorundayız”