NewYork Öncesi Sürecin Son Fotoğrafı

0
251

 

Uzun zamandır neredeyse haber değeri dahi taşımayan Kıbrıs müzakere süreci, sadece liderler düzeyinde değil artık sokakta da halkın arasına inmeye başladı.

Herkesin konuyla ilgili bir fikri ve temennisi var. Daha da önemlisi dost meclislerinde günlük hayatın içinde bu fikir ve temenniler artık daha fazla yer buluyor. Sadece bu bile, sürecin sağlıklı temelde ilerlemesinde önemli bir role sahiptir.

Konuşmayan insanlar, merak etmezler, merak etmeyenler sürece dahil olmazlar.

Uzun süredir Kıbrıs sorununu merak etmiyor, süreçlere dahil olmuyor, dahası inanmıyoruz. Şimdi inançtan öte, yeniden sıradan gündemimize sızıyor olması herşeyden önce demokratik bir kazanımdır. Çünkü bu anlaşma içeriği ne olursa olsun, halklar tarafından onaylanıp haklar tarafından tesis edilecektir.

"Sürece dair yeterli bilgi yok" eleştirilerine rağmen, Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı'nın kritik NewYork zirvesi öncesi son iki açıklamasını oldukça önemli buluyorum.

Hem önemli hem de sürece dair anlaşılır bir fotoğraf çeker nitelikte.

Üstelik bütün ihtiyatlı duruşuma rağmen, oldukça umut verici olduğunu söylemekte de fayda var.

Sonuncusundan başlayalım;

Yeni Adli Yıl Açılış Töreninde konuşan Cumhurbaşkanı, federal yargıda tam eşitlik konusunda müzakere masasında mutabakat olduğunu açıkladı. Yüksek Federal Mahkeme'nin oluşumunda dönüşümlü başkanlık olacağını ve eşit sayıda yargıçtan oluşacağını anlattı.

Bu yeni ve Cumhurbaşkanı'nın ilk kez dile getirdiği bir bilgi.

Tabii ki son derece de önemli. Bu tam eşitlik ve dönüşümlü başkanlık prensibi şüphesiz adalet duygusunun ve karşılıklı güvenin pekişmesinde önemli rol oynayacak.

Cumhurbaşkanı TAK'a yaptığı açıklamada ise, yapılan bütün spekülasyonlara rağmen, nüfus sabitlenmesi diye birşeyin söz konusu olmadığına vurgu yaparken, Annan Planı'nın da ötesinde bütün KKTC vatandaşlarının otomatik olarak federal cumhuriyetin vatandaşı olması konusundaki mutabakatı da anlattı. Annan Planı'nda rakamla sınırlandırılan vatandaş sayısı, yeni dönemde karşılıklı mutabakatla ortadan kaldırıldı. Ama buna rağmen, bunun üzerinden son derece sığ bir tartışma üretilmeye çalışılıyor.

Özellikle hükümet ortakları, 220 bin rakamının bizzat KKTC resmi rakamları tarafından sunulduğunu çok iyi bilmesine rağmen rakam üzerinden spekülasyon yapıp, komik şekilde doğal nüfus artışından kaynaklanacak vatandaşlıklara izin verilmeyeceğinden dem vuruyor.

Dünyanın hiçbir yerinde doğal nüfus artışları hiçbir koşulda gözardı edilmez, edilemez. Ama siz bir gecede binlerce vatandaş yapabilecek bir siyasetin temsilciliğini hala ısrarla yürütürseniz, sadece bu halka kötülük edersiniz.

Keşke hükümet tarafı da kahve kavgası yerine, aklı selim gerçek siyasetle bu sürece samimiyetle katkı sağlasa, öneri sunsa…

Diğer taraftan, kurucu devletler arasında alt üst ilişkisinin olmayacağı ve her kurucu devletin kendi anayasasıyla kendini yöneteceği konusundaki uzlaşının da toplumların endişelerini giderecek öneme sahip olduğuna inanıyorum.

Şüphesiz toprak ve garantiler konusu sadece iki toplumun değil, garantör ülkelerin de kendi al ver pazarlıkları içinde şekillenecek konular.

Bu en başından  bilinmesine rağmen, yer isimleri ve kırmızı çizgilerle provakasyon yaratmanın hiçbir tarafa yararı olmaz.

Ancak etkin yönetimde, etkin rol sahibi olmanın toprak sahipliğinden daha önemli olduğunun altını çizmekte fayda var. Yoksa KKTC küçük sayılmayacak bir toprak alanını 40 yıla yakın bir süredir yönetiminde bulunduruyor. Ambargoları ve uluslararası kimliği bir tarafa bırakın, bu fiili yönetim alanında yaptıklarımız ve yapamadıklarımız ortadadır.

Şu saatten sonra kendi tecrübelerimizden ders çıkararak, sağcısıyla solcusuyla temelinde insan olan adil ve şeffaf bir yönetim anlayışını ne kadar içselleştirirsek, çözümde de o kadar güçlü oluruz.

Yoksa adam kayırmacılık, sığ siyaset, popülizm ve partizanlıkla yönetilecek en güçlü devlet bile yokolmaya, insanını tüketmeye mahkumdur.