Ne oldu, ne olacak?

0
105

Yaşadıklarımızla ilgili düşüncelerimi darbe girişiminin hemen ardından yazdım, bir daha hatırlatayım:

“Meclis’in bombalandığı, Genelkurmay Başkanı’nın rehin alındığı, gencecik insanların öldüğü, örneğini hiç görmediğimiz, hiç yaşamadığımız, bir daha da yaşamamayı dilediğimiz korkunç bir geceden geçtik.

Kendilerine milleti ve devleti korumak için verilmiş silahları millete doğrultan delirmiş bir askeri grup, etkilerini daha uzun süre bu toplumun hissedeceği korkunç bir sarsıntının tetiğini çekti.

Türkiye’yi bu tür çılgınlıklara karşı koruyacak sağlam zırh belli: Demokrasi ve hukuk… Bu iki kavram etrafında kenetlenmiş bir toplum ve siyaset.

Ülkemizi bu belalı sulardan emin limanlara ancak demokrasi ve hukukun sağlam yapısı taşır.

Bu konuda toplumca hemfikir olunursa Türkiye hak ettiği yere güven içinde ulaşır.”

* * *

Ne var ki, o korkunç gelişmeler ertesinde yaşananlar, bizlere ‘demokrasi ve hukuk’ konusunda pek umut sinyalleri vermiyor…

Hukuksuz bir cadı avı ihtimali daha yüksek seyretmekte…

O zaman da bu kanlı ve zalim ‘darbe girişimi’ etrafındaki şüphe tabakaları yoğunlaşıyor.

Sanal âlem cevap aranan sorularla çalkalanıyor.

Ben de onların içinden öylesine derlediğim bazılarını kayda geçirmek istiyorum…

* * *

‘Öğrendik ki’ diye başlayan soruların bir kısmını gelin bir de birlikte okuyalım:

“ – Öğrendik ki sivil halk zarar görmesin ve karışmasın diye sabaha karşı yapılan darbe, insanların sokağa dökülebilmesi için gece yapılabiliyormuş.

– Öğrendik ki binlerce subayın olduğu ordumuz 20-30 sözde Fethullahçı subayı içlerinde eritememiş.

– Öğrendik ki ordumuzun 3 tane F16’sı, 5 tane helikopteri, 20 tane de tankı varmış.

– Öğrendik ki bu 20-30 subay darbe yaparken, diğer binlercesi pokemon oynuyorlarmış.

– Öğrendik ki binlerce subay, uçaklarımızla, tanklarımızla bu azınlığa engel olamıyormuş. Siviller gerekiyormuş.

– Öğrendik ki polisimiz bu işi askerimizden daha iyi biliyormuş.”

* * *

Bir diğerinin sorusu da şöyle:

“Bütün bunlar olurken, bütün komutanlar televizyonlardan bu girişimi kınarken ve desteklemediklerini söylerken, yani elimizde üst düzey komutanlar ve TSK’nın azınlık dışında geri kalan kısmı varken neden olanlara, darbe yapmayan TSK müdahale etmiyor?”

* * *

“- Ordu köprünün tek yönünü kesip saatlerce bekledi kimse bana mısın demedi.”

“- Ordu darbe yapmak için akşam saatlerini bekledi. Sanırım borsanın kapanmasını bekledi. Tamam, seni mi kıracağım? Cuma iş çıkışı trafiğinin bitmesini beklemiş olsun.”

“- 81 tane şehir olduğu düşünülünce inanılmaz komik sayıda asker, teçhizat ve araçla girişimde bulunuldu. Bu sayı ile bırak İstanbul ve Ankara’yı ancak Bilecik’i belki kontrol altına alırsın.”

“- Hiçbir yeri ve hiç kimseyi ele geçirmeden sadece TRT’yi basarak ‘darbe’ ilan edildi.”

“- Şu an TRT’de bildirgeyi okuyan spiker konuşuyor. Gelen askerler, özel kanalların yayınlarına nasıl gireriz? Onlara da okutmamız gerekiyor, ne yapabiliriz? Falan diye sorular sormuşlar. Yani süper hazırlıklı gelmişler.”

“- Ordunun çok küçük bir kısmı darbe yapıyor, uçaklar helikopterler giriyor işin içine ama ülkenin ordusundan en ufak bir tepki, cevap olmuyor sular durulana kadar. Şimdi alçak uçuşa başladılar.”

* * *

Soruların çoğu, ‘darbe girişiminin’ tuhaflığı ve ordunun geri kalanının uzun zaman ortada görünmemesi üzerine yoğunlaşıyor.

İstanbul’daki sahnelerin darbeden çok bir darbe parodisine benzediği doğru, ordunun darbeci olmayan kısmının ekranlarda görünmediği de…

Ama bir yerlerde çatışmalar olduğu, 200’e yakın insanın öldüğü de gerçek.
* * *

Peki, bütün bu sorular, gariplikler, çelişkiler bize ne anlatıyor?

Gerçeklerin bütününün bize söylenmediğini anlatıyor.

Haberlerden, sanal âlemdeki iddialardan, söylentilerden çıkan sonuca göre bir tahmin yaparsak sanırım şöyle bir şey söyleyebiliriz:

Bir darbe hazırlığı vardı, bilmediğimiz bir nedenden ötürü bu darbe planlanandan daha önce başlatıldı ve darbecilerin güvendiği bazı güçler geri çekildi.

Darbeciler hazırlıksız bir şekilde harekete geçmek zorunda kalarak avlandılar.

* * *

Bu alçakça darbeye karıştıkları iddiasıyla tutuklanan generallere baktığımızda, kolayından küçümsenmeyecek bir tabloyla karşılaşıyoruz.

Hava Kuvvetleri eski komutanından, Genelkurmay İstihbarat Dairesi Başkanı’na kadar 70 general bu işe karışmış.

Ayrıca binlerce de subay var.

Bunların hepsinin ‘FETÖ’cü olduğu söyleniyor.

‘Hepsi mi’ diye soruyor insan ister istemez, yıllardır takip edilmelerine rağmen ordunun zirvesinde bu kadar çok ‘FETÖ’cü olması biraz şaşırtıcı değil mi?

Ya da karşımızda ‘karışık’ bir cunta mı var?

* * *

Gerçekleri hemen öğrenemeyeceğimiz anlaşılıyor.

Ama tehlikeli bir dönemden geçtiğimizi, alçaklıkların yapılabilmesine olanak tanıyan bir ortamda yaşadığımızı, bütün ülkenin geleceğinin karartılması için birçok gücün çalıştığını görebiliyoruz.

Belli ki toplumun bünyesinde bir hastalık var.

Hepimizin görevi de bu hastalığı derhal tespit edip, tedavisine yönelmek.

Daha büyük felaketlerle karşılaşmamızı önlemek…

* * *

İsviçre’de hiç darbe olmuyor, Türkiye’de darbe hiç bitmiyorsa, bu farkın nereden kaynaklandığını kavramak için çarpıklığın temeline inmeliyiz.

Çarpıklığın nerede olduğu belli… Demokrasi ve hukuk eksikliği…

Darbelerin ve darbecilerin panzehri ‘demokrasi ve hukuktur.’

Demokrasi ve hukuk eksildiğinde, darbe ihtimali çoğalır.

İlk halletmemiz gereken sorun budur.

* * *

Bütün tuhaflıklarına rağmen bir darbe girişiminden geçtiysek, darbelere açık bir ortamda yaşadığımızı anlamalıyız.

Bu ortam değişmezse, tehlike de varlığını hep sürdürür.

Üstelik korkarım daha da büyüyerek sürdürür.

Yeni felaketlerden kurtulmak için demokrasi ve hukuka sahip çıkmalıyız.

Aksi takdirde bir dahaki sefere daha da büyük bir bela çöker bu toplumun üstüne.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here