Ne cami, ne de kışla, demokratik cumhuriyet…

0
123

Titiz bir okur olan Zafer Hasan geçen hafta bana bir e-mail gönderdi:

“Şu anda Al Jazeera’de Hussain Haqqani var, onu tanıtırken Cami ve Kışla Arasında Pakistan kitabının yazarı diye yazınca, aklıma Mehmet Altan hocamızın neredeyse aynı başlıklı kitabı geldi…”

Zafer Hasan e-mailine, ‘Cami-kışla ikileminde Kemalizm’den rövanş alınıyor’ başlığıyla dört yıl önce T24’de yayımlanan uzun bir röportajımın linki ile birlikte, Pakistan’ın eski ABD büyükelçisi Hussain Haqqani’nin 2005 yılında yayımlanan ‘Cami ile Askeriye Arasında’ başlıklı kitabı hakkında Foreign Affairs Dergisi’ndeki bir tanıtım yazısının linkini de eklemişti. (https://www.foreignaffairs.com/reviews/capsule-review/2005-09-01/pakistan-between-mosque-and-military)

Doğrusu, Pakistanlı bir düşünce adamının da kendi ülkesindeki olaylara aynı teşhisi koyması bana hem çok ilgi çekici hem de çok ürkütücü geldi.

Biz askeri vesayetten ‘demokratik cumhuriyet’e geçeceğiz diye beklerken, siyasal İslam faşizminin artan zorbalığıyla karşı karşıya kaldık… Şimdi iki ülke arasında böyle bir benzerliğin olduğunu görmek, yaşadığımız durumun vahametini daha fazla yüzümüze vuruyor.

* * *

Dünya, Müslüman ülkelerden ‘Müslüman-demokrat’ bir terkip çıkar mı diye bir beklentiye girdi… Umulan, 57 Müslüman ülkedeki bir milyar 600 milyon insanın gelişmiş dünyanın bir parçası haline gelmesiydi.

Aslında bu olumlu ve umutlu beklentinin öncülüğünü de Türkiye yapacaktı… Başlangıçtaki olumlu adımlar bir zaman sonra yolunu şaşırdı, ortaya siyasal İslamcı faşist ucubeler çıktı…

Müslüman Kardeşler üzerinden ‘Sünni-Müslüman’ dünyanın halifesi olacağını sananlar, padişahlık hayali görenler, bu ucube yapının, başında huni, boynunda çalar saat dolaşan meczupları olarak belirdi…

Bu beklenti boşa çıkınca, Müslüman dünya demokrat bir yapıyı doğuramayınca küresel konjonktür de değişti.

Bugün Müslüman Kardeşler’in esamesi okunmuyor… Buharlaştı…

* * *

Bir zamandır IŞİD sahnede…

Dün, ABD tarihinin en kanlı saldırısı sonucu Orlando şehrindeki bir barda ölenlerin sayısının 50’yi bulması, IŞİD’in yaptığı açıklamayla saldırıyı üstlendiğini duyurması, dünyayı bir kez daha sarstı.

Ancak dünyanın çeşitli bölgelerinde insanları öldürmeyi sürdüren IŞİD, Libya’daki Sirte Limanı’ndan, Suriye’den, Irak’tan sökülüp atılıyor…

IŞİD macerasının dünkü çok kanlı sarsıcı saldırıya rağmen sonuna geliyoruz…

* * *

Müslüman Kardeşler’in üzerinin Ortadoğu coğrafyasında kalın bir şekilde çizildiği, IŞİD macerasının sonlanmaya doğru gittiği bir ortamda, Türkiye’deki zihniyet siyasal İslamcı tek adam faşizmine doğru biraz da çaresizlikten dörtnala koşmakta…

Göz ucuyla etrafa baktığınızda bile bunun olanaksızlığı ortada…

Ayrıca Muhammed Ali’nin cenazesindeki ‘itibar cetvelinin’ cüceliği ve Zarrab iddianamesinde adlarının geçmesi de yakın geleceğin işaret fişekleri gibi…

* * *

Ne var ki 17-25 Aralık sonrası hırsız-darbeci-mafya koalisyonun kurulması, şiddetin siyasal strateji haline getirilmesi, Kürtleri ve Alevileri temsil eden tüm siyasal kurumların ‘terörist’ sayılması, demokratik her türlü eylemin önünün kesilmesi, siyasal İslamcı faşizmin çaresiz bir şekilde askeriyeyle flört etmesi, daha önce geriletildiği söylenen vesayetin yeniden güçlenmesine yol açtı.

Siyaseten askeriyenin güç kazandığı bir döneme girildi.

Daha önce de vurguladığım gibi bu taze gelişmeyi “cami-kışla ittifakıyla bir ‘dindar BAAS rejimi’ mi kurulacak” diye yorumlayan da var, “askeriye bir zaman sonra bütün dizginleri elinde toplayıp daha sert bir ‘vesayet’ dönemine dönecek” diye okuyan da…

* * *

Askeri vesayeti ve siyasal İslamcı faşizmi aşarak ‘demokratik cumhuriyet’e geçebilir miyiz?

Umudunuzu çoktan yitirdiyseniz, bunun buralarda mümkün olamayacağını, Pakistan’daki gibi Türkiye’deki siyasetin de cami ve kışla arasında takılıp kalacağını söyleyebilirsiniz…

Ama cumhuriyet demokratikleşmedikçe, ‘İkinci Cumhuriyet’ hayata geçmedikçe, sorunların dipli köşeli bir anlayışla giderilmesi de mümkün değil…

Bunu her türlü hali yaşayarak gördük…

* * *

Zaten Zafer Hasan’ın gönderdiği 4 yıl önceki röportajda da, “sosyolojik olarak 2. Cumhuriyet’e doğru bir gidiş var. Bu nedir?” sorusuna şöyle cevap vermişim:
“Halkın iktidara sahip olduğu, halkın var olması gerektiği, toplumun öneminin, ağırlığının, egemenliğinin, gerçek bir demokrasinin aslında temel aktörünün halk olduğu anlayışı daha yerleşik hale geldi. Ama siyaseten cami-kışla ikileminde Kemalizm’den rövanş almaya çalışan bir anlayış var. Kavramsal olarak Kemalist gençlikten dindar gençliğe geçiş özleminin beyanı da bunu ispatlıyor. Devleti, iktidara yakın bürokratlar üzerinden ele geçirme sevdası var. Hâlbuki devlet ele geçtiği vakit devlet olmaktan çıkar. ‘Devleti ele geçiririz’ mantığı sonunda insanın kendisinin başının belaya girmesi için bir tuzaktır. Çünkü ele geçirilecek devlet görüntüsü altında başka bir örgütlenme var ise onu zaten bir başkası da zaman içinde ele geçirir ve sana karşı kullanır. Askeri vesayetin deşifre edilmesi çok önemli ama 12 Eylül rejimini AB standartlarında bir yapıya dönüştürme konusunda sıkıntılı bir durumdayız. ‘Türkiye halkı’ denmiyor, ‘Müslümanlar iktidara geldi’ gibi algılar var.

Bu ne demek? Kışlaya karşı caminin rövanşı demek. Ben daha demokrat ve dolayısıyla daha akılcı bir yaklaşım bekliyordum. Askeri vesayeti sona erdirip, AB standartlarında bir ülke haline geleceğimizi umuyordum.

…2. Cumhuriyet dediğimiz şey, halka ayar vermeyecek ve hukuka göre hareket eden bir devlet ile birbirine ayar vermeyecek, temel hak ve özgürlüklere saygılı bireylerden oluşan bir toplumdur. Bugün yapılan ise ‘sistemi nasılsa ele geçirdik o yüzden eski sistem devam etsin’ anlayışıdır. ‘Militer imajla ilgili değişiklik yapalım ama yapıyı değiştirmeyelim’ yaklaşımı gittikçe güç kazanıyor. Örneğin, ‘Evren’in anayasal elbisesini biz giyelim’ ya da ‘YAŞ’da oturma düzeninin değiştirelim ama YAŞ kanununu değiştirmeyelim’ gibisinden… Böylelikle cami-kışla savaşında Türkiye’nin başını belaya sokabilecek kanlı bir geleceğe zemin inşa ediliyor diye korkuyorum.”

* * *

Dünya, siyasal İslamcı faşizmden hem ürktü, hem de bu çılgınlığa öfkelendi…

Dünkü Orlando katliamı bu öfkeyi daha da artıracaktır.

Ortadoğu’da çeşitli değişikliklerin yolunu açabilir bu gelişmeler… Bunlar hayırlı değişiklikler de olmayabilir.

* * *

Yakın gelecekte Türkiye de korkutucu gelişmelerden geçmek zorunda kalabilir.

Bu nedenle hatırlatmanın zamanı…

Ne cami, ne kışla… Demokratik cumhuriyet…

Bugün, yarın ya da öbür gün… Ama gerçek çözüm ‘demokratik cumhuriyet’te…

Askeri vesayeti ve siyasal İslamcı faşizmi gördük, biz henüz tam kavrayamasak da hayat, AB standartlarında ‘demokratik cumhuriyet’ olmadıkça, buralarda rahat ve huzurun olmayacağını kafamıza vura vura öğretmekte…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here