Müzakarelerde bir milim ilerleme yok

0
124

Yeni yılın ilk ayını geride bırakmak üzereyiz. Türkiye ve Doğu Akdeniz’de olağanüstü gelişmeler gündeme damgasını vurmuş durumda. Suriye’de iç savaş çetin bir denemece girmiş durumda.

Cevevre II Konferansı bölgedeki dengeleri etkileyecek bir öneme sahip.

Komşu Lübnan’da ise durum Suriye krizine paralel olarak karışık. Birçok bölge devleti bu talihsiz ülkenin içişlerine burunlarını sokmaya ve emperyalist hedefler gütmeye devam ediyor.

Mısır’daki karışık durum gündemdeki yerini korumaysa devam ederken, Kıbrıs’ın batı komşusunda ise ekonomik ve sosyal buhran etkisini göstermeye devam ediyor.

Kimi analistlere gore Andonis Samaras hükümetinin artık sayılı günleri kalmış durumda. Mayıs ayında gerçekleşecek Avrupa Parlamentosu seçimlerine paralel olarak büyük ihtimalle Yunanistan’da iktidar değişimi gerçekleşecek. Tecrübesiz sosyalist SYRİZA iktidarın yeni sahibi olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. 

Doğu Akdeniz’de olağanüstü gelişmeler gündemdeki yerini korumaya devam ederken, Türkiye yeni bir iktidar kriziyle çalkalanıyor. Gezi Olayları’ndan birkaç ay sonra, hükümet – cemaat gerilimi komşu ülkeyi ekonomik ve siyasi açıdan sıkıntıya sokmuş durumda. İçerideki gerilimin dış politikaya faturasıysa işin cabası.

Doğu Akdeniz’in, Türkiye’nin ve Yunanistan’ın tarihi bir dönemeçten geçtiği bir dönemde, bizim küçük adamız kendi meselelerine kafa yormakla meşgul. Adanın güneyindeki ekonomik kriz birçok dengeyi alt üst etmiş durumda. Yeşil Hattın kuzeyindeyse umutsuzluk tüm vatandaşların yüzlerinden okunuyor.

Adanın geneli siyasi ve sosyal açıdan olumlu bir resim çizmezken, Kıbrıs Müzakareleri’ndeki son gelişmeler ada insanı için soluk alma fırsatı yaratmıyor. Adanın kuzeyindeki ve güneyindeki optimist, çözüm yanlısı analist ve uzmanların iyimser tahminlerine ve ön görüşlerine rağmen, müzakerelerdeki son gelişmeler Kıbrıs Sorununda müthiş bir tıkanma karşı karşıya olduğumuzu göstermekte.

Geçtiğimiz günlerde Kıbrıs Müzakerelerindeki tıkanıklığı birebir yakından görme ve analiz etme fırsatım oldu. İlkin Rum baş müzakereci Andreas Mavromayiannis ile Radikal gazetesi için bir mülakat gerçekleştirdim.

Mülakatımız çerçevesinde, diplomatik nezaket sınırlarını aşmaksızın, Mavroyiannis Kıbrıs Türk liderliğini sert bir dille eleştirdi, deyim yerindeyse topa tuttu. ‘Hangi iyi niyet, hangi tek egemenlik’, diye soruyor Rum baş müzakereci? ‘Eroğlu tek egemenliği kabul ettim derken hep bir şeyler istiyor bizden’, diyerek kendi sorusunu kendi perspektifinden yanıtlamış oluyor. Rum tarafına göre Kıbrıs Türk tarafının Kıbrıs Sorununun çözümü diye bir derdi bulunmuyor. Eroğlu liderliğinin tek problemi kuzeydeki devlet yapılanmasını kuvvetlendirmek ve en nihayetinde dünya kamuoyuna tanıttırmak.

Radikal’de yayınlanan ve gerek Türkiye’de gerekse de Kıbrıs Türk tarafında yorumlara neden olan Mavroyiannis mülakatından birkaç gün sonra, Kıbrıs Türk liderliğinin müzakerecisi Osman Ertuğ ile bir durum değerlendirmesi yapma fırsatım oldu. Deneyimli diplomat ile mülakatımız bu Pazar Kathimerini gazetesinde yayınlanacak.

Bu mülakatın detaylarına girmeksizin şu noktanın altını çizmemizde yarar var: Kıbrıs Türk liderliğinde Nikos Anastasiadis Hükümetinin görüşmelerdeki tavrıyla ilgili büyük bir hayal kırıklığı hakim. Kıbrıs Türk tarafına göre, Anastasiadis ve çalışma arkadaşları milliyetçi DİKO’nun ve Milli Konsey’in dümen suyunda, iktidardaki yerlerini sağlama almaya çalışıyorlar. Bu yüzden onların şu an için bir çözüm derdi bulunmuyor. ‘Biz tek egemenliği kabul ettik ama Rumlar sürekli bu egemenlik kısmına yeni vasıflar ve sıfatlar takmak yoluyla görüşmeleri ötelemeye çalışıyorlar’, diyor Ertuğ.

İster Anastasiadis’e katılın, ister Eroğlu’nu haklı bulun, ister bu iki liderden bir tanesini ya da her ikisini eleştirin… Görünen köy artık kılavuz istemiyor: Önümüzdeki dönemde şaşırtıcı gelişmeler olmaz, Amerikalılar, İngilizler, Türkler, Yunanlılar yahut başka bir güç kendi meselelerini bırakıp Kıbrıs Meselesi denilen yılan hikayesine odaklanmazsa, görüşmelerin ilerlemesini beklemek safdillik olur. Şu an iki liderlik farklı dünyaların dilini kullanıp farklı şeylerden bahsediyor. Dahası iki taraf iletişim konusunda da ciddi sıkıntılar içerisinde. İki liderlik birbirini anlamıyor ya da kötümser bir ifadeyle anlamak istemiyor.

Kıbrıs Müzakerelerindeki tıkanıklık bizi bir takım ciddi sorularla yüz yüze bırakıyor. Tıkanıklık kimlerin işine ne için geliyor? Tıkanıklıktan mayalanan kimler? Dış güçler görüşmelere yeniden nasıl entegre olabilir? Tıkanıklığın iki tarafa faturası ne olur? Tıkanıklığın Ankara’ya faturası ne olur? Tıkanıklık karşısında Ankara hangi seçenekleri devreye sokar? Ve son olarak… Tıkanıklık, yan veya düz yoldan Kuzey Kıbrıs’ın Türkiye’ye –bir şekilde- katılımının yolunu açar mı?

Artık uzun zamandan beri kendimizde sormak cesaretini bulamadığımız soruları içtenlikle sorma zamanı… Eteğimizdeki taşlar düşmeli… Son günlerde Türkiye siyaset sahnesinde olduğu gibi…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here