Mustafa Akıncı’ya Açık Mektup

0
96

Kıbrıs Türk toplumunun saygıdeğer lideri. Bu satırları okuduğunuzda ya da tarafınıza aktırıldığında 2015 yılında göstermiş olduğunuz seçim başarasının ardından neredeyse bir yıl geçmiş olacak. Bir yıl önce, cumhurbaşkanlığı seçimlerinde göstermiş olduğunuz başarı ile beraber KIbrıs Müzakerelerinde yeni bir dönemin başlangıcı kayıt altına alındı ve ayırıcı hattın her iki yakasında umutlu bir bekleyiş başlamış oldu. Kimi yerel ve yabancı unsurlara göre, cumhurbaşkanlığı makamına gelişiniz Kıbrıs’ta yeni olumlu bir momentum başlatmış oldu. Bu momentumun doğal meyvesi kısa zamanda varılacak olan bir anlaşma ve adada tesis edilecek olan Birleşik Kıbrıs Federasyonu idi.

Değerli Akıncı. Size hitaben kaleme aldığımız bu kısa değerlendirmede özellikle son zamanlarda Kıbrıs’ın güneyinde hakim olan atmosfere değinmek istemekteyim. Kıbrıs’taki milletvekilliği seçimleriyle beraber müzakere sürecindeki durgunluk hepimizin malumu. Buna paralel olarak Yeşil Hattın güneyinde son zamanlarda yeni bir olgu da gündeme gelmiş durumda. Toplumun geniş kesimlerinde ‘bu Kıbrıs Sorunu bu haliyle ve bu müzakere şekliyle çözülecek gibi değil’ kanısı artık Kıbrıs Rum toplumunu esir almaya başlamış durumda. Bu kişisel bir görüş temelli gündeme taşınan basit bir ‘kanı’ değil. Adanın güney kesiminin nabzını an be an takip eden, farklı kesimlerle bir araya gelen herkesin sezinleyebileceği üzere Kıbrıs Müzakereleri özelinde bir ‘umutsuzluk hali’ artık dilden dile dolaşmaya başlamış durumda. ‘Kıbrıs Sorununun çözümü mümkündür, yakındır ve en temel arzumuzdur’ şiarıyla hareket eden, en azından bu çıkışı kamuoyu ve medya nezdinde dillendiren Kıbrıs Türk liderliğinin bu olgu üzerinde kafa yorması gerektiği kanısını taşımaktayım.

İsterseniz bu yeni duruma fazla yorum katmaksızın, isimlerin ve kimliklerin bende saklı kalması şartıyla sizlere bazı örnekler arz edeyim. E. sizin memleketiniz Limasol’da doğmuş büyümüş bugünlerde yüksek tahsilini Atina’da sürdüren bir kızımız. Annan Planı döneminde kendisi daha okul yıllarındaydı. Küçük yaşına rağmen o dönemin hararetli tartışmaları hala hatrında. Türkiye’deki moda tabirle ‘mahalle baskısına’ rağmen E.’nin ailesi Annan Planı’nı destekledi. Geçen sene itibariyle Kıbrıs’ın gündemine gelen yeni gelişmeler ışığında ailenin çözüm yönündeki umutları yeniden yeşerdi. ‘Kıbrıs Türk tarafındaki atmosfer değişmişken ve uluslararası faktörler bastırmaya başlamışken artık bu iş kesin çözülür’ algısı E.’nin ailesinde hakim olmaya başladı. Ancak aradan geçen bir yıl sonrasında E.’nin ve ailesinin duruşu değişmiş durumda. İsterseniz bunu E.’nin kendi ağzından dinleyelim: ‘Mustafa Akıncı’nın Türkiye karşısında bağımsız bir duruş sergilemeyeceği gerçeği artık gün yüzüne geldi. Kıbrıs Türk tarafı Ankara’nın talimatlarını yerine getirmekle yüklü. Kayıp insanlarımız, büyük acılarımız noktasında Kıbrıs Türk tarafının duruşu beni tatmin etmiyor. Dahası göçmenlerimizin evlerine dönmesi noktasında da Türk tarafı olumsuz tavır sergiliyor. Bu durumda hangi çözümden bahsedilebilir ki?’

E. gibi Larnakalı M. ve ailesi Annan Planı’na destek vermiş ‘azınlığa’ mensup. Ekonomik krizle cebelleşen Larnaka’daki bu aile bir sene evvel ‘Kıbrıs’ta iyiye, çözüme doğru bazı güzel şeyler olabilir’ düşüncesini taşımaktaydı. Ancak bugüne geldiğimizde durumun çok farklı olduğunu görmekteyiz. İşsizlikle ve yoksullukla mücadele M.’nin sizlere bir mesajı var: ‘Çözüm çözüm diye diye adadaki taksimi kalıcılaştırıyoruz. Her iki liderlik de kendi tezlerinden bir adım geri atmıyor. Çözüm diye bize büyük güçlerin retoriği empoze ediliyor. İşsiz ve umutsuz gençliği düşünen yok. Bizi Kıbrıs Müzakerelerine katan, kaale alan yok’.

Derinyalı P.’nin konumu E. ve M.’den farklı. P.’nin ailesi EOKA örgütü içerisinde zamanında oldukça aktif görevler üstlenmiş. Muhafız Ordusu’nun kuruluşunda büyük emekler harcamış. 63-74 sürecinde ve 1974’te birçok cephede savaşmış. P.’nin dedesi ölüme ramak kala ‘1974’te birçok Kıbrıslı Türk ve Türk askeri öldürmek zorunda kaldım’ diyenlerden. 2015 Yazında P. ile fikir telakkisinde buunduğumuz zaman çok çarpıcı bir duruş ile karşılaşmıştım: ‘Niko artık bugünkü Kıbrıs’tan bıktım’ demişti arkadaşımız. Sonrasındaysa açıklamasını şu şekilde sürdürmüştü: ‘Ekonomik darboğazın pençesindeki, kaynayan bir kazan olan Akdeniz’in öbeğindeki Kıbrıs için tek çıkış yolu, tek alternatif çözüm. Sınırlar kalksın, özgürce yaşayalım bu topraklarda. Kıbrıslı Türklerin kendi iradesi olsun. Madem ki kendi kendilerini yönetmek istiyorlar, buyursunlar Federal Kıbrıs’ta yerlerini alsınlar’. 2016 Nisan ayında aynı şahıs Kıbrıs Sorunu için bildiğimiz klişe çıkışı gerçekleştirmekte: ‘Türkler bildiğimiz gibi. Bunlarla buraya kadar’.

Son örneğimiz Lefkoşa’dan. Adı, görevi ve Kıbrıs Sorunundaki rolü bizde saklı. 2015 Yazında bendenizi ‘Kıbrıs Sorunu özelinde çok karamsarsın’ diye topa totan kaynağımız bugüne gelindiğinde bizlerle şu görüşü paylaşıyor: ‘Karpaz ve Morfu gibi önemli bölgeler bizlere geri verilmeyecek, Türk askeri adadan gitmeyecek, federasyon deyip konfederasyonun değişik formatlarını tartışacaksak nasıl bir çözümden bahsediyor olacağız? Bu çözüm Rumların işine gelir mi? Anastasiadis böylesi bir çözümü kendi halkına sunabilir mi? Sunmaya kalksa bile an itibariyle Cumhurbaşkanlığı Sarayına ulaşan ‘toplum yeni plana şimdiden hayır diyor’ çıkarımına ne diyeceğiz?’

Yukarıdaki örnekler çoğaltılabilir. Rum tarafındaki şu an itibariyle hakim olan atmosferi adanın kuzeyine aktarmak açısından yararlı bir case-study rolü oynayabilecekleri kanısını taşımaktayım. Bunu belirtirken olası bir yanlış anlaşılmanın önüne geçmeyi ödevim biliyorum. Adanın güneyine hakim olmaya başlayan karamsarlık atmosferi babında tüm sorumluluğu Kıbrıs Türk liderliğine yıkanlardan değilim. Aynı şekilde çözüm gelsin diye Kıbrıs Türk tarafının Rum tarafının tüm istemlerine cevap vermesi gerektiği kanısını taşımamaktayım (aynı durum Rum tarafı için de geçerli). Bu görüş yazısıyla amacım kuzeye güneyin arz ettiği son ‘görüntüyü’ sunabilmek. Bunu yaparken ve bu değerlendirmemi noktalandırırken bir ‘eleştirimi’ dikkatinize arz etmek durumundayım. Nikos Anastasiadis liderliği gibi kendi liderliğiniz de ‘iletişim’ noktasında, müzakerelerin topluma açılması safhasında sınıfta kalmış durumda. Büyük bir yetersizlik ve başarısızlık öyküsü ile karşı karşıyayız. ‘Kuzeydeki milliyetçi kesimleri ve Ankara’yı gücendirmeyelim’ ve ‘Kıbrıs Türk Sağının ve Merkez kulvarların yeni çıkışlarına baş eğmeyelim’ ‘agonisi’ ile güneyde federal vizyonu savunan kesimler bir bakıma gözden çıkarılmaktadır. Bu hata oldukça önemlidir ama durum tersine döndürülemez diye bir kaide de söz konusu değildir. Yerinde hamlelerle, iletişim kanallarını kullanmayı bilen yetkin eleman ve kadrolarla Kıbrıs Müzakerelerindeki olumlu sinerjinin devamı gelebilir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here