Mont Pelerin’de neler olabilir?

0
81

Mont Pelerin’e, montlarımızla, atkı ve şemsiyelerimizle geldik…

Hava kurşun gibi ağır…

Sıcaklık bir-iki derece dolaylarında…

Karşımızda pamuk gibi bembeyaz pelerinini giymiş Alp sıra dağları…

Aramızda Cenevre gölü…

Ortalık “Kıbrıslı” kaynıyor…

Resmi heyetler, teknik adamlar, tapucular, şehirciler, plancılar, güvenlik uzmanları, hukukçular…

Tabii, onlardan daha da fazla gazeteci, televizyoncular…

Yılbaşı kartpostallarından fırlamış, gerçek “beyaz güzellik”ler; kasım ayında bile “sonbahar”a bir türlü adım atamamış biz Akdenizlileri, Türkü ile Rum’u ile büyülemiş durumda…

Böylesi “dingin” bir ortamda “gerginlik” yaşanması pek mümkün görünmüyor…

Bu “iklim” Kıbrıslılar’ın yaratıcılıklarını provoke edecek mi, daha üretken olabilecekler mi,  kırıp dökmeden Kıbrıs’a “elleri dolu” dönebilecekler mi?

Beş günlük bu “kamp”tan “Kıbrıslı çözüm”e giden yolu açacak bir sonuç çıkar mı?

Çok değil… Tam beş gün sonra herşeyi daha “net” görebileceğiz…

***

Akşam geç saatlerde geldiğimiz Mont Pelerin’de, birkaç saatlik uykudan sonra, Anastasiades ile Akıncı’nın resmi heyetleri ile birlikte kaldıkları “Le Mirador” oteline doğru yola çıktığımızda, lapa lapa kar yağıyordu…

Daracık ve kıvrımlı dağ yollarında yukarıya çıkmak için ilerlerken, kar zaman zaman fırtına ile birlikte bastırınca bayağı telâşlandık…

Otelin yakınına ulaştığımızda, polisin geniş güvenlik önlemleri ile karşılaştık. Kameralar, çantalar, laptoplar yerlere dizildi… Kocaman polis köpeklerine tek tek koklatıldı…

BM Genel Sekreteri Ban ki Moon, bir günlüğüne geldiği İsviçre’de “görüşmeleri” başlatma vuruşunu yaptıktan sonra, medya mensuplarının karşısına geçti ve tek sayfalık bir açıklama yaptı.

Gerisini liderlere, Kıbrıslılara ve Eide’ye bıraktı…

Moon; 17 aylık süreçte, önemli ilerleme katettiğini söylediği iki lideri, vizyonlarından ötürü övdü ve “Her iki toplumda da beklentiler hayli yüksek” dedi.

Moon’a göre; Kıbrıs, dünyada devam eden uzun süreli anlaşmazlıklar için, halklara “uyuşmazlıkların görüşmeler yolu ile çözülebileceğini”göstermesi bakımından büyük umut vermektedir.

Moon konuşurken; bir ona, bir de danışmanı Eide’ye vücut dilleri ne söylüyor diye dikkatlice baktım.

Moon’un konuşmasındaki iki nokta, çok önemliydi…

Birincisi; “Liderler görüşmelerinde kritik bir dönemeçte bulunuyorlar” ifadesini kullandı.

İkincisi; “Zor ve hassas konular hâlâ yerindedir” şeklinde konuştu.

Her iki lideri bu görüşmelerin, bir sonraki aşamaya gidecek yolu açacağı konusunda “umutlu” gördüğünü de söyledi.

Ancak Moon’un konuşmasının sonunda yaptığı çağrı, söylediklerinin belki en önemli bölümü idi. BM Genel Sekreteri; özellikle garantör üç ülkeye ve uluslararası topluma  “Liderlere yardım edin” çağrısı yaptı.

Bu çağrının Anastasiades’i pek mutlu edeceğini sanmıyorum. Çünkü Rum tarafı, bu işe kimsenin “karışmasını” istemiyor ve bu konuda AKEL ile Rusya’nın “hassasiyeti”ni de bol bol kullanıyor.

Bu yüzden BM Genel Sekreteri’nin bu “çağrı”sı; bana göre, “çoklu konferans”a gidecek yolun pürüzlerden temizlenmesi konusunda Rum tarafının “katı” tutumunu yumuşatma girişimi olarak da algılanmalıdır.

Burada; Pazartesi günü sabah başlayan görüşmelerin “psikolojik” alt yapısının doğa koşulları ile beslendiği bir ortam var… Ama yine de ben “mucizevi” bir sonuç beklemiyorum…

Burada yaşanacak “sürece” 17 ayda yapılan 57 görüşmenin “devamı”ndan daha fazla bir “anlam” yüklememek gerekiyor…

Buradan bir “kriz” çıkar mı?

Onu da sanmıyorum…

Eide’nin dediği gibi; burası yolun sonu değil…

İsviçre’ye gelirken, iki tarafın “beklentileri”nin çakışmadığı gün gibi aşikar…

Rum tarafı, başından beri renkli bölgeleri taranmış bir “harita” istiyor… Türk tarafının “elini açmasını” ve “bonkör” davranmasını istiyor…

En az yüz bin kişiyi geri alacağı topraklara yerleştirmek istiyor…

Toprak iadesinde; harita’nın yalnızca “kriter”lerinin belirlenmesinden tatmin olacağa benzemiyor…

Tam tersine Türk bölgesindeki bazı “dinsel ve kültürel aidiyet” sahibi mekânları da yönetimine almayı talep ediyor…

Kıyıların de ayrıca “bölüşümü” diye bir farklı “kriter”le de talepte bulunuyor…

Türk tarafı ise; “beşli” için “toplantı tarihi”ni ve aslında “içeriğini” garanti altına almadan, haritanın detaylarını konuşmayı reddediyor.

Şimdiye kadar netleşmeyen ve Rum tarafının bambaşka bir “bakış açısı” ile ele aldığı bir konudur “çoklu konferansın içeriği”…

Bazen, “Güvenlik Konseyi üyelerinin katılımından” bazen da AB’nin işin içinde olmasından söz ediyorlar. Tabii, zaman zaman da, Kıbrıs Türk tarafının böyle bir “çoklu konferans”ta “taraf” olup olmayacağını da tartışmaya açıyorlar.

Çünkü garantilerin imzalandığı anlaşmada Kıbrıs Türk tarafı bulunmuyordu. İşin içinde dört taraf ve bir de “Kıbrıs Cumhuriyeti”nin “temsiliyeti” vardı.

İşte bu yüzden bu beş gün içinde “çoklu”ya giden yol tüm engellerden temizlenebilir demek kolay değil…

Ama, buradaki bu “format”ı sevdim ben… Yiyerek, içerek, sosyalleşerek konuşuyorlar…

Bunu da bir deneyelim de Allah Kerim…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here